Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Tümü

Suç olduğunu düşündüğü emri yerine getimedi, kınama cezası aldı, mahkeme cezayı iptal etti

09 Mart 2008 22:30
Yazdır

Afşin-Elbistan A Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'nde bir ihale ile ilgili olarak ihaleden 25 gün sonra usulsüz olarak belge tanzim edilmiştir.

İhale esnasında düzenlenmesi mecburi olan evrak ihaleden 25 gün sonra tanzim edilerek suç işlendiğini düşünen Başmühendis (G.), Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil eden bir suça ortak olmaktan kaçınarak usulsüz olarak düzenlenen bu belgeyi imzalamaz.

İdare bu belgeyi imzalatmak için defalarca baskı yapar ve evrakı imzalamadığı için Kınama cezası verir.

Başmühendis konu ile ilgili olarak Kınama cezasının iptali için Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde dava açar ve davayı kazanır. Ancak EÜAŞ Genel Müdürlüğü, konu ile ilgili hala soruşturma açmamıştır.

Aşağıda dava dilekçei ve mahkeme kararı bulunmaktadır.


ELBİSTAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI KANALI İLE

GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI'NA

DAVACI : Tacettin DAL

EÜAŞ Afşin-Elbistan Linyitleri Memur Site D2/2 Elbistan/Kahramanmaraş

DAVALI : EÜAŞ Afşin-Elbistan A Termik Santrali İşletme Müdürlüğü

Afşin/Kahramanmaraş

TEBLİĞ TARİHİ : 05.12.2006

DAVA KONUSU : Davalı idarenin aleyhime vermiş olduğu 24.08.2006 tarihli Kınama cezasının yürütmesinin durdurulması ve cezanın iptaline ilişkin talebime muhtevidir.

AÇIKLAMALAR:

14/2 maddesinde ?Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz? denmektedir. Anayasanın bu maddesi kesin hüküm içermektedir. Bana verilen kınama cezasına karşılık anayasanın 36. maddesine göre temel hakkım olan adil yargılanma talebimin sınırlanamayacağını göstermektedir. Adil yargılanma hakkımın elimden alınması durumunda anayasaya aykırı hareket edenler ödüllendirilmiş, anayasaya sadık kalanlar ise cezalandırılmış olacaktır ki, bu da anayasanın 2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesine ve 129/1 maddesinde belirtilen ?Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.? ilkesine aykırıdır.

Uyarma ve Kınama cezalarına yargı yolunun kapalı olmasının dayanağı olan Anayasamızın 129/3 maddesinde ?Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.? denmektedir. Buradan açıkça şu mana çıkmaktadır: ?Uyarma ve kınama cezaları yargı denetimi dışında bırakılabilir?. Görüldüğü gibi Anayasamızın bu maddesi kesin hüküm içermemektedir. Uyarma ve Kınama cezalarına yargı yolunu kapatan diğer kanun hükümleri ise 657 sayılı D.M.K. nun 135. maddesi ?Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.? ve D.M.K. nun 136/4 maddesi ?İtiraz edilmeyen kararlar ile itiraz üzerine verilen kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvurulamaz.". Yalnız bu maddelere dayanılarak uyarma ve kınama cezalarına yargı yolu kapatılamaz. Ancak bunlar kanun hükümleri olup anayasa bu hükümlerin üzerinde olduğundan, bu kanunların göz ardı edilerek Anayasamızın 129/3 , 40. ve 125. maddelere göre hareket edilmesi gerekmektedir. Anayasanın konuyla ilgili 40. ve 125. maddeleri ise kesin hüküm içermektedir. 40. madde ?Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.? ; 125. madde ?İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.?

Anayasamızın 5. maddesinde de Devletin temel amaç ve görevleri arasında, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak da sayılmıştır. Kınama cezasına yargı yolunun kapalı olması durumunda haklı olan memurun manevi varlığının gelişmesi sözkonusu olamaz. Kanunlara uyduğu için kınama cezası alan bir memurun manevi varlığı gelişmek yerine yıkılır. Ayrıca Anayasamızın 13. maddesinde ?Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.? denmektedir. Kınama cezasına yargı yolunun kapalı olması aynı zamanda Anayasamızın ruhuna aykırıdır. (Ek-2 Danıştay 12. D. 2002/3280 E.2005/472)

EÜAŞ Afşin-Elbistan A Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'nde Makine Başmühendisi(G.) olarak çalışmaktayım. 31.07.2006 tarihli Afşin-Elbistan A Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'nün yazısı ile ihaleden 25 gün sonra önüme getirilen ihale evrak ve belgelerinin paraflanmasının ve imzalanmasının yanlış olacağını belirtip yasalara uygun hareket ederek suç işlemekten kaçınmam, bu belge ve evrakları imzalamayarak ve paraflamayarak doğru olanı yapmam, işi aksatmak olarak değerlendirilmiş ve savunmama başvurulmuştur.

İhalesi 18.05.2006 tarihinde yapılan 2006/289 nolu dosyayı Ticaret Memuru Bektaş TAŞ ?ihaleden 25 gün sonra- 12.06.2006 Pazartesi saat 16:30-16:35 sularında getirerek ?Tacettin bey paraflarınız eksik, şunları paraflayın? dedi. Dosyaya baktım, Sega Müh./Adana firmasının evraklarının Teklif Mektubu dahil hiçbirinde parafım yoktu. Benim parafım olmadığı gibi, İhale Komisyonu'nun benim dışımdaki 2 üyesinin daha parafı yoktu. Bu firmanın evraklarında yalnızca 2 paraf vardı (İhale Komisyonu, İhale Komisyon Başkanı dahil olmak üzere 5 kişiden oluşuyor). İlk kez böyle bir olayla karşılaştım. Sehven 1-2 belgenin paraflanması unutulabilirdi, ancak Sega Mühendislik/Adana firmasının tüm belgeleri parafsızdı. Evrakları paraflamayarak, Ticaret Memuru Bektaş TAŞ'a ?Dosya kalsın, inceleyeceğim? dedim. Ertesi gün İşletme Müdürü'nün dosyadan haberi oldu ve 09:30 da tüm Başmühendis, Mühendis, Şef ve Ticaret Memurları'nın katıldığı bir toplantı düzenledi. İşletme Müdürü bu toplantıya dosyayı yanında getirmişti, dosyayı eliyle kaldırıp yalnız 2 parafın olduğu kısmı göstererek burada yalnız 2 kişinin parafı var diğerlerinin yok deyince paraflayanlar da dün (12.06.2006) parafladıklarını belirtmişti (Evrakları paraflayanlar İhale Komisyon Başkanı Esef DEMİR ve İhale Komisyon Üyesi Hüseyin CEYHUN'dur). Yine bu toplantıda Ticaret Şefi Hüseyin CEYHUN tarafından firmanın teklif zarfı ihale esnasında açıldığı ancak sehven İhale Komisyon Üyelerinin incelemesine sunulmadığı belirtildi. Müteaddit defalar yine getirdiler dosyayı paraflamam için. Ben paraflamam diyerek geri gönderdim. İhaleden sonra ihale evrakları üzerinde bir düzenleme yapılamaz, paraflanamaz, yalnız tutanak tutulabilir. Çünkü bunlar resmi belge niteliği taşıdığından, bu evraklar üzerinde sonradan işlem yapmak, yapılan işleme göre ya resmi belgede tahrifata girer ya da belgelerin sonradan ihale dosyasına koyulduğu anlamına geleceğinden ihaleye fesat karıştırma fiiline girer. Bu durumda yapılması gereken İhale Komisyon Başkanı tarafından ihale komisyonu toplanıp durum görüşülerek bir tutanak tutulması idi. Ancak bu yapılmadığı gibi İhale Komisyonu, bu konu ile ilgili olarak bir kez dahi toplanmadı, bir araya gelmedi. Aksine paraflamayan komisyon üyeleri ile tek tek görüşerek imzaya zorladılar. Hep emri vaki ile imzalamamız istendi. İhaleden sonra ihale evrakları (belgeleri) üzerinde bir düzenleme yapılması yasal olmadığından ihaleden 25 gün sonra önüme getirilen bu dosyadaki evraklarının tamamı parafsız olan bir teklifi paraflamayarak doğru olanı yaptım. Aksi durumda suç işlemiş olacaktım. Ancak, İşletme Müdürü'nün isteği doğrultusunda değil de kanunlara uyduğum, suç işlemediğim için İşletme Müdürü tarafından cezalandırıldım. İşletme Müdürü, kendi istek ve talimatlarına değil de kanunlara uyduğum için beni haksız yere cezalandırdı.

04.08.2006 tarihli savunmamı yaparak idareye verdim. İdarenin 24.08.2006 tarihli yazısı ile savunmam yetersiz görülmüş 657 sayılı D.M.K nun 125. maddesinin B bendinin a fıkrası gereğince ?Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kusurlu davranmak,? fiilinden dolayı Kınama cezası ile tecziye edildiğim, emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında daha dikkatli olmam gerektiği bildirildi.

Savunmam incelendiğinde görülecektir ki ben görevlerimi tam ve zamanında yapma konusunda kusur işlemedim. Olayla ilgili ihale dosyasına sonradan konan evrakları paraflamayarak ve sonradan düzenlenen Evrak Kontrol Çizelgesi'ni imzalamayarak doğru olanı yaptım. Bunun aksi ise suçtur. Anayasamızın 137. maddesinde ?Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse , emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.? demektedir (Anayasamızın 137. maddesi, D.M.K. nun 11. maddesinde de açıkça belirtilmiştir). Ancak kınama cezası almama konu olan 2006/289 nolu ihale dosyası ile ilgili olarak, benden ihale esnasında görmediğimiz ve incelememize sunulmayan evrakları ihaleden 25 gün sonra paraflamam istenmiştir. İhaleden sonra yalnızca Tutanak tutulabilir. İhale dosyasına sonradan evrak ilave edilemez, ihale evrak ve belgeleri üzerinde herhangi bir işlem yapılamaz, yapılması suçtur. Amirlerimin ısrarına rağmen bu suçu işlememek için evrakları paraflamayarak anayasamıza uygun hareket ettim, doğru olanı yaptım, suç işlemedim. Ancak savunmamda bu durumu açıkça belirtmeme rağmen kınama cezası ile tecziye edildim. Amirlerimin dayatmalarına rağmen doğru olanı yapmakta ısrarcı olduğum, kanunlara uyduğum için cezalandırıldım. Cezalandırılmam Anayasamıza aykırıdır. İhale evrak ve belgelerini paraflayarak suç işleyenlerin ise savunması dahi alınmamıştır. İşletme Müdürü, bu kişileri kollamış ayrıca bana da imzalamam için baskı yaparak suça teşvik etmiştir. Anayasamızın 129. maddesinde ?Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.? denmektedir. Ancak ben kanunları çiğnemeyerek, anayasamız ve kanunlara sadık kaldığım, suç işlemediğim için cezalandırıldım. Bana verilen cezada en büyük hata esastadır. Aynı zamanda usul konusunda da çok sayıda hata mevcuttur.

Verilen Kınama cezasına D.M.K. nun 135. maddesi (Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.) gereği 28.08.2006 tarihinde bir üst disiplin amirim olan Termik Santraller ve Maden Sahaları Daire Başkanı'na itiraz ettim. İtirazımın değerlendirildiğinin belirtilerek Kınama cezasıyla cezalandırılmamın uygun görüldüğü 10.10 2006 tarihli yazı bana 05.12.2006 tarihinde tebliğ edildi.

Edilli/İstanbul firması ihale ile ilgili olarak İşletme Müdürlüğü'ne verdiği ve ihale dosyasında bulunan 25.05.2006 tarihli yazısına, İşletme Müdürü ?Karar yazılmadan ve onaylanmadan, komisyonu bu yazısı ile baskı altına almaya çalışan bu firma elemanının işletme dışına çıkarılması ve komisyon üyelerine karar yazısı onaydan çıkmadan firmalar ile diyaloğa girilmemesi konusunda bir yazı yazılması" notunu düşmüştür. Edilli/İstanbul firmasının 26.05.2006 tarihli ve ihale dosyasında bulunan 2. yazısında ?Esef DEMİR beye çift yollu klapeler ihalesinin neticesini sorduğumda ihalenin iptal edileceğini söylemesi beni yıktı.? demektedir. İhale Komisyonu Karar Tutanağı ise 30.05.2006 da düzenlenmiştir. İhale karar yazısı onaydan çıkmadan firmaya bilgi verenin İhale Komisyon Başkanı Esef DEMİR olduğu açıkça görülmektedir. İşletme Müdürü'nün firmanın ilk yazısına düştüğü notta belirtilen yazı, benim de dahil olduğum ihale komisyon üyelerine yazılmamıştır. Ayrıca bu yazının yazılması İşletme Müdür Yardımcısı (İdari-Mali) Mevlüt YILMAZ'dan istenmektedir. İşletme Müdür Yardımcısı (İdari-Mali) nın İhale Komisyon Üyeleri'ne böyle bir yazı yazma yetkisi yoktur. İhale Komisyon Kararı onaydan çıkmadan firmalara her zaman bilgi verilerek İhale Komisyon Üyeleri hedef haline getirilmekte olup uyarılarımıza rağmen şimdiye kadar bu konuda hiçbir işlem de yapılmamıştır. Bu olay da aynen cezayı almama sebep olan ihale evraklarını sonradan paraflamamın istenmesi gibi İhale Komisyonunun sürekli etki altına alındığını göstermektedir.

Bana ceza verilirken aşağıdaki usul hataları işlenmiştir:

Paraflamama sebebim bilinmesine rağmen, Ticaret Şefi(G.) Hüseyin CEYHUN İşletme Müdürlüğü'ne 27.07.2006 tarihli dilekçe vermiştir. Ticaret Şefi'nin olayla ilgili ihale dosyasındaki görevi ?İhale Komisyon Üyesi? dir. İhale Komisyon Üyesi bir kişinin bir başka İhale Komisyon Üyesi'ni İşletme Müdürlüğü'ne şikayet hakkı yoktur. Bu şekildeki bir dilekçeyi ancak İhale Komisyon Başkanı yazabilir. Ticaret Şefi bu girişimiyle haddini aşmış ve kendini diğer İhale Komisyon Üyelerinin amiri gibi görmüştür. Ayrıca İhale Komisyon Üyesi'nin üstü İhale Komisyon Başkanı'dır. Ticaret Şefi(G.) Hüseyin CEYHUN, İhale Komisyon Başkanı'nı atlayarak bir üst amire yazı yazmıştır. 657 sayılı D.M.K.'nun 21. maddesinde ?Müracaat ve şikayetler söz veya yazı ile en yakın amirden başlayarak silsile yolu ile şikayet edilen amirler atlanarak yapılır.? denmektedir. Bu ise 657 sayılı D.M.K.'nun 125. maddesinin A bendinin d maddesinde ?Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak? fiiline girmektedir. Bu dilekçe değerlendirilmeye alınarak usul hatası yapılmıştır. Bu dilekçeye karşılık İşletme Müdürü öncelikle dilekçe veren Ticaret Şefi hakkında, amiri atlamaktan dolayı soruşturma açması gerekirken bunu yapmamıştır. Çok açık bir usul hatası yaparak bu dilekçeyi işleme koyarak savunmamı almıştır. Halbuki dilekçeyi alınca, İhale Komisyon Başkanı'nı çağırarak durumu ona sormalı, bana ceza vermek konusunda kararlı ise aynı dilekçeyi İhale Komisyon Başkanı'na yazdırarak bu dilekçeyi işleme koymalıydı.

Yine Ticaret Şefi(G.) Hüseyin CEYHUN 27.07.2006 tarihli dilekçede ?18.05.2006 tarihinde ihalesini yaptığımız dosyanın evrak kontrol çizelgesinde Tacettin DAL ve Halil KÖKER beyin imzaları eksik olmakla beraber mükerreren imzalamaları istenmiş, fakat halen imzalanmaktan kaçınmakta ve imzalamamaktadırlar? demektedir. Bahsi geçen evrak kontrol çizelgesi, ihale esnasında düzenlenen bir evrak olup ihalenin en önemli belgesidir. Bu belge sonradan düzenlenemez, sonradan düzenlenmesi suçtur. Çünkü bu belgenin sonradan düzenlenmesi durumunda ihale fesada açık hale gelir. Ancak Ticaret Şefi verdiği dilekçede bu belgeyi sonradan imzalatmak istediğini açıkça belirtmektedir. Yani dilekçesinde bizden suç işlememizi istediği apaçık ortadadır. Böyle bir dilekçenin kabul görerek ve dilekçeyi veren Ticaret Şefi hakkında değil de hakkımda soruşturma açılıp ceza verilerek yanlış yapılmıştır. Bu dilekçenin geçerliliği yoktur. Aslında bu dilekçe suçluların kim olduğunu da göstermektedir. Ticaret Şefi(G.) Hüseyin CEYHUN'un, kanuna aykırı bir fiili yapmadığımız için bizi suçlayıcı mahiyetteki dilekçesi esasen yanlış beyanda bulunmaktır. Bunun cezası ise D.M.K. nun 125. maddesinin C bendinin d fıkrasında ?Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunmak,? olarak belirlenen Aylıktan Kesme cezasıdır.

İşletme Müdürü, ihale esnasında düzenlenen Evrak Kontrol Çizelgesi'nin ne olduğunu; sonradan önüme getirilen Sega/Adana firmasının teklifinin neden ihaleden 25 gün sonra getirildiğini sorma ihtiyacı dahi duymamış ve soruşturmamıştır.

04.08.2006 tarihli savunmamın son cümlesinde ?İhaleden sonra evraklar üzerinde bir düzenleme yapılması uygun olmadığından ihaleden 25 gün sonra önüme getirilen bu dosyadaki evrakları paraflamayarak doğru olanı yaptım. Gereğinin yapılmasını arz ederim.? demiştim. Buna karşılık yapılması gereken, evrakları paraflayanların savunmasını almak olmalıydı. Asıl suçu evrakları paraflayan İhale Komisyon Başkanı Esef DEMİR ve İhale Komisyon Üyesi Hüseyin CEYHUN işlemiştir. Ancak onlardan savunma dahi alınmayıp savunmamda açıkça belirtmeme rağmen bana ceza verilerek yanlış yapılmıştır. Yapılan işlem hukuka aykırıdır.

04.08.2006 tarihli savunmamda, ilk başta paraflarınız eksik diye getirilen evrakların daha sonra ihale esnasında sehven incelememize sunulmadığının söylendiğini belirtilmiştim. Burada bir çelişki olduğu açıkça ortadayken bu konuyla ilgili olarak sorumluların (Ticaret Memuru Bektaş TAŞ ve Ticaret Şefi(G.) Hüseyin CEYHUN'un) savunmasının alınması gerekirken bu yapılmamış, tam aksine, kanunlara aykırı bir şekilde bana haksız ceza verilmiştir.

657 sayılı D.M.K. nun 126. maddesinde ?Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından; kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler, İl disiplin kurullarının kararlarına dayanan hallerde Valiler tarafından verilir.? denmektedir. EÜAŞ Genel Müdürlüğü Sözleşmeli Personel Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nde Taşra birimleri için ?İşletme Müdürlükleri Personeli'nin Disiplin Amiri İşletme Müdürü, Üst Disiplin Amiri ise Daire Başkanı olduğu belirtilmektedir. Ticaret Şefi'nin verdiği 27.07.2006 tarihli dilekçenin arkasına düştüğü notta İşletme Müdürü, savunmamın alınmasını Personel Şefi'nden istemiştir. Personel Şefi benim disiplin amirim değildir. Herhangi bir disiplinsizlik olayının vukuunda soruşturmayla ilgili işlemlerin (olayı inceleme, bilgi-belge toplama, savunma, gerekirse tanık ifadesi alma vb.) disiplin amirleri tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Ancak İşletme Müdürü, savunmamın alınmasını Personel Şefi'nden isteyerek kanun ve yönetmeliklere aykırı hareket etmiştir. Ayrıca bu tavrıyla gizliliği ihlal etmiştir.

Savunmamın istendiği 31.07.2006 tarihli ve Kınama cezası ile tecziye edildiğim 24.08.2006 tarihli yazı gizli olarak İşletme Müdürü tarafından verilmesi gerekirken, İşletme Müdürlüğümüzde hizmet alımı işi yapan bir müteahhit firmanın işçisi tarafından zarf ile değil açıktan verilmiştir ve üzerinde ?Gizli? ibaresi bulunmamaktadır. Halbuki, 657 sayılı D.M.K. nun 117. maddesinde ?Devlet memurlarının yetersizlikleri halinde sicil raporlarında yazılı bulunan kusur ve eksiklikleri, uyarılmaları bakımından, gizli bir yazı ile atamaya yetkili sicil amirleri tarafından kendilerine bildirilir.? denmektedir. Ayrıca, Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği'nin 27. maddesinde de ?Memurların sicilleri ile ilgili her türlü yazışma evrak ve belgelerin sevkinde ve sicil raporlarının muhafazasında "GİZLİ"ve "KİŞİYE ÖZEL" kaşeli zarflar kullanılacaktır.? denmektedir. Ancak kanun ve yönetmeliklere aykırı hareket edilerek konu ile ilgili tüm yazışmalar alenen yapılmıştır. (Disiplin cezası, benim sicilim ile ilgili bir belgedir)

Anayasamızın 40. maddesinde ?Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollara ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.? denmektedir. Ancak kınama cezasının bana tebliğ edildiği 24.08.2006 tarihli yazıda hangi kanuni yollara başvuracağım ve süresi belirtilmemiştir.

657 sayılı D.M.K. nun 128. maddesinde ?Disiplin amirleri uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını soruşturmanın tamamlandığı günden itibaren 15 gün içinde vermek zorundadırlar.? denmektedir. Savunmamı 04.08.2006 tarihli yazı ile verdim. Kınama cezası ise 24.08.2006 tarihli yazı ile verilmiştir. Dolayısıyla soruşturma zamanaşımına uğramıştır. (Ek-1

Danıştay 12. D. 2002/2424 E.2005/4113)

657 sayılı D.M.K. nun 127. maddesinde ?Bu Kanunun 125. maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.? denmektedir. Evrakları paraflamadığımdan 13.06.2006 tarihinde İşletme Müdürü dahil olmak üzere İhale Komisyonlarına katılan Başmühendis, Mühendis, Şef ve Ticaret memurlarının haberi olmuştu. Ancak savunmam 28.07.2006 tarihinde istenmiştir. Yani suç olduğu iddia edilen ?ancak suç olmayan- eylemimi işlediğimin öğrenilmesinden 1,5 ay sonra savunmam istendiğinden disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğramıştır. (Ek-1 Danıştay 12. D. 2002/2424 E.2005/4113)

Bir üst disiplin amirine 28.08.2006 tarihli yazı ile itirazıma karşılık bana verilen Kınama cezasının onaylandığını belirten yazı 15 gün içerisinde tebliğ edilmesi gerekirken 05.12.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Soruşturan kişi ile ceza verenin aynı olmaması gerekirken hem savunmamı alan hem de Kınama cezasını veren İşletme Müdürü'dür. Bu konuda da hukuka uyarlık bulunmamaktadır. (Ek-1 Danıştay 12. D. 2002/2424 E.2005/4113) , (Ek-3 Danıştay 12. D. 2002/1367 E.2005/2816)

Bana ceza verilmesinin hukuki dayanağı olmamasına rağmen idare tarafından bir ceza verilmesi gerekti ise D.M.K. nun 125. maddesinin E bendinin 4. paragrafında geçtiği üzere ?Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede sicil alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.? denmektedir. İlgili kanun metni uyarınca 2000 yılından beri başarılı bir memuriyet hayatı devam ettirerek ve çok iyi bir sicil ortalaması ile bugünlere geldim. İdare tarafından bana bir disiplin cezası verilmemesi gerekirken, verilen cezada da ilgili kanun metni göz önünde bulundurulmak suretiyle bir alt ceza olan Uyarma cezası verilmeliydi. Her ne kadar bir alt cezayı vermek idarenin insiyatifine bırakılmış ise de durumum değerlendirildiğinde lehime kullanılması gerekirdi. Bu da idarenin hakkaniyeti gözetmesi gerekirken aksine art niyetli davrandığını açıkça göstermektedir.

Anayasamızın 10. maddesinde ?Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.? ; 657 sayılı D.M.K. nun 10. maddesinde ise ?Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır.? denmektedir. Hata yaptıkları apaçık ortada olan diğer İşletme personelinden savunma dahi alınmayıp doğru olanı yapmam ve yapmakta ısrarcı olmam üzerine benim savunmamın alınıp haksız ceza verilmesi kanunlara aykırıdır. İşletme Müdürü'nün niyetinin suçluyu cezalandırmak değil, bana ceza vermek olduğu ortadadır. Kanunlar ve hakkaniyet gözetilmeden yapılan fiiller kamu idaresine olan güveni sarsmaktadır.

Bana verilen cezanın hukuki bir yönü bulunmamaktadır. İdarenin bu işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bana ceza verilmemesi gerekirken bu şekli ile verilen ceza Anayasa, kanun ve diğer mevzuata aykırı olduğu düşüncesi ile birlikte bu tip davranışları ile başkalarının cezalandırılmalarına ve sicillerinin bozulmalarına sebep olan amirleri mükafatlandırmak anlamına gelmektedir.

HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, İYUK, DMK ve diğer yasal nedenler

DELİLLER : İdare yazıları, Savunma metnim, Üst Disiplin Amiri'ne İtiraz dilekçem

SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izahına çalıştığım nedenlere binaen:

İdarenin hukuka aykırı olarak tesis etmiş olduğu KINAMA cezasının yürütmesinin durdurulmasını,

İdarenin hukuka aykırı olarak tesis etmiş olduğu KINAMA cezasının iptalini,

Yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini,

Saygılarımla arz ve talep ederim. 27/12/2006

Tacettin DAL

Davacı

Ekler:

Danıştay 12. D. 2002/2424 E.2005/4113

Danıştay 12. D. 2002/3280 E.2005/472

Danıştay 12. D. 2002/1367 E.2005/2816


Memurlar.Net
Bu haber 29,025 defa okundu. 9 Yorum yapıldı
YORUMLAR
ARŞİV