Yandex.Metrica
Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Tümü

Devlet Memuruna Hatalı Ödenen Para, Hangi Sürede Geri İstenebilir?

30 Aralık 2004 00:11
Yazdır
Devlet memurlarına zaman zaman fazladan para ödemesi yapılabilmektedir. Bu kimi zaman yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi halleri sebebiyle olmakta kimi zaman da idarenin kendi ihmalinden veya bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu iki durum uygulanan işlemler farklıdır. Her iki durumu kapsayan ve konuya ilişkin olarak tüm mahkeme kararlarının dayandığı belge, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarihli kararıdır. Ayrıntılar için tıklayın.

MEMURLAR.NET'İN AÇIKLAMASI

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 22.12.1973 tarih ve 1969/8 - 1973/14 sayılı kararı ile; idarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğini ancak; belirtilen bu istisnalar dışında kalan durumlarda yapılan ödemelerin, ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 60 gün içinde geri isteyebileceği, 60 günlük süre geciktikten sonra geri almanın mümkün olmayacağı sonucuna varmıştır.

Yukarıdaki İçtihat Kararı gereğince, maddi hata yapılması, idareyi aldatıcı belge ibraz edilmesi, beyan esasına dayanılarak yapılacak ödemelerde gerçek dışı beyanda bulunulması vb. nedenlerle, bir memura fazla ve yersiz olarak yapılan ödemelerin 60 günlük süreye bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınması mümkündür.

Ancak; idarenin kendi ihmali ve bilgi azlığı gibi nedenlerden kaynaklanan idari işlemlere dayanılarak yapılan fazla ve yersiz ödemelerin (örneğin; bir memura, memurun bilgisi dışında idarece fazla ve yersiz maaş, ücret, tazminat ... ödenmesi gibi) ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere mutlaka 60 günlük dava açma süresi içinde geri istenmesi gerekmekte bu sürenin aşımı halinde yapılabilecek bir yaptırım bulunmamaktadır.


Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu,

22.12.1973 tarih ve 1969/8 - 1973/14 sayılı karar

ÖZET: Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi veya intibak işleminin kanunsuzluğunun tesbitinden sonra idarece geri alınması sonucu fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının kararda belirtilen istisnalar dışında ancak ilk kanunsuz ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde geri alınabileceği Hk.

Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi işleminin kanunsuzluğunun tesbitinden sonra geri alınması neticesi fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının geri alınıp alınamıyacağı hususunda Danıştay 5 nci Dairesinden birbirine uymayan aykırı ve çelişik kararlar çıkmış bulunduğundan bahisle Sezai Özdemir isimli davacı Danıştay Başkanlığına sunduğu dilekçe ile içtihadın birleştirilmesini istemiştir. Bu istek Birinci Başkanlıkça da yerinde görülerek içtihatları Birleştirme Kuruluna havale edilmiş ve açılan dosya kanun sözcüsünün mütalaası alınarak tekemmül ettirilmiş olduğundan Raportör Üyenin hazırladığı rapor okunarak işin incelenmesine geçildi.

1964-363 sayılı dosyada, davacı Yaşar Marmara, Ankara Sanat Enstitüsünde 500 lira ücretle çalıştırılmakta iken 1.4.1959 tarihinde 600 lira, 1.8.1962 tarihinde 700 lira ücrete yükseltildiği, emeklilik intibakının ise 2.11.1959 tarihinden itibaren 400 liraya, 2.11.1962 tarihinden itibaren de 450 liraya yükseltilmiş olmasına nazaran bunun 3 üst derecesi olan 600 lirayı 2.11.1969, 700 lirayı da 2.11.1962 tarihinden itibaren alabileceği gerekçesi ile tayin işlemleri geriye yürür şekilde düzeltilmiş ve ücret farklarının geri alınmasına karar verilmiştir. Davacının Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açtığı dava sonucunda 5. Dairece verilen kararda "7244 sayılı Kanunun 5 nci maddesinde hizmetli kadrolarda istihdam edilenlere verilecek ücretin emekliye esas ücret derecelerinin üç yukarı derece ücretini geçemiyeceği hükme bağlanmış olmasına binaen davacının tefi tarihlerinin geriye götürülmesi yolundaki idari kararda kanunsuzluk olmadığı" gerekçesiyle davanın bu kısmımın reddine karar verilmiştir.

Davanın istirdada müteveccih kısmına gelince: "Her ne kadar idare hatalı işlemlerini düzeltme hakkını haiz bulunmakta ise de, idari tasarrufun geriye alındığı tarihe kadar tevlit ettiği neticeleri tanımak idare hukuku esaslarından bulunduğu cihetle davacıya idari tasarrufa müsteniden ödenmiş bulunan ücret farklarının geriye alınmasında isabet olmadığı" gerekçesiyle de davanın bu kısmı iptal ile sonuçlandırılmıştır.

1964-1359 sayılı dosyada, Osman Kabasakal tarafından Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan dava, tarihler ve ücretler başka olmakla beraber konu aynı olması dolayısiyle yukarıda yazılı kararda olduğu gibi kısmen ret, kısmen iptalle sonuçlandırılmıştır.

İçtihatların birleştirilmesi dileğinde bulunan Sezai Özdemir'le, Ahmet Kılıç isimli şahıslar tarafından Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan 64-364, 64-809 sayılı dosyalarda, dava, tarihler ve ücret miktarları ayrı olmakla beraber konu esas itibariyle aynı olmasına rağmen, davanın geri almaya müteveccih kısmı reddedilmiş ve ancak istirdada müteveccih kısmı ise «Kanuna aykırı olarak yapılan terfi işlemine istinaden davacıya fuzulen ödenmiş olan ücret, farklarının istirdat olunmasına dair işlemde de mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı» gerekçesiyle reddedilmiştir.

Açıklanan kararlar arasında aykırılık bulunduğundan içtihadın birleştirilmesinin gerekli olduğuna karar verilerek Raportör Üyenin açıklamaları ve Başkanunsözcüsü vekilinin «Aykırı içtihatların doğmasına sebep olan konu Türk Hukuku ile ilgili çevrelerin ve hukukçuların, özellikle mahkemelerin son zamanlarda çözümlemeye çalıştığı önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

Danıştay'da içtihadın birleştirilmesi dosyası huzurunuza geldiği gibi Yargıtay'ca da bu konuda geniş kapsamlı bir içtihadı birleştirme kararı verildiği Yüce Kurulun malumudur.

Sorunun kurulda incelenmesinde iki yol tutulması mümkündür: Birinci çözüm tarzı konuyu dağıtmadan ele almak ve idari işlemlerin geri alınması sorununa değinmeden sadece geri alınmış bir idari işleme dayanılarak ödenmiş bulunan paranın geri alınıp almayacağını karara bağlamaktır.

Yanılmıyorsam dosyanın raportörlüğünü yapan sayın arkadaşımın görüşü de böyledir.

İkinci yol konuyu daha geniş kapsamlı ele almak ve önce idari işlemlerin geri alınma şartlarını incelemek, ondan sonra da geri alınması mümkün olan işlemlere dayalı paraların geri alınıp alınmıyacağı sorununu incelemek olacaktır.

Biz Yüce Kurulca ikinci yolun izlenmesini öneriyoruz: Gerekçemizi şöyle özetlemek mümkündür: Doktrinde de belirtildiği gibi Türk Hukuk düzenine özgü olan içtihatları birleştirme usulü Yüksek Mahkemelere hukuku geliştirme ve ilerletmek fırsatını veren önemli bir araçtır. Danıştay'ımızın bu hukuk yaratma olanağından yeterince yararlanmadığı kanısı doktrince bir eleştiri olarak ileri sürülmektedir. İdari kararların geri alınması sorunu ise Danıştay'ca bir sonuca bağlanmış değildir. Dairelerin değişik kararları vardır.

Öte yandan huzurunuza gelmiş bu uyuşmazlığın çözümü, idari işlemlerin geri alınması şartlarının bir esasa bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki bir idari işlem geri alınamazsa ona müstenit ödenmiş paranın geri istenmesi de söz konusu olmamak gerekir, işlem geri alınabilecek işlemse o zaman bu işleme dayanılarak ödenmiş paranın geri alınmasının mümkün olup olamıyacağı ayrıca araştırılıp karara bağlanması gereken bir konudur.

Bugüne kadar bu konulara ait Danıştay'dan verilmiş kararları gözden geçirmede yarar vardır.

Konumuzla ilgili en eski karar 4.7.1939 gün ve 39/203 sayılı karardır. Bu kararın, memur maaşlarından bir mahkeme kararı olmadıkça kesinti ve mahsup yapılamıyacağı, idarece bu yolda yapılacak işlemin idari bir muamele olması nedeni ile bu konuda çıkacak uyuşmazlıkların Danıştay'da görülmesi gerekeceği şeklinde özetlenmesi mümkündür.

Bu konuya ilişkin ikinci karar 26.9.1952 gün ve 52/244 sayılı içtihadı birleştirme kararıdır.

Bu içtihat kararında birleştirilen 5. Dairenin 22.9.1950 gün ve 50/2099 sayılı kararının davacısı ve o zamanki Gemlik Ceza Yargıcı dava dilekçesinde yanlışlığı iddia olunan terfilerinin bir kararnameye müstenit olduğu, bu kararnameler ortada dururken kendisinden maaş farkı istenmesinin mümkün olamıyacağını iddia etmesine rağmen daire kararında bu hususa değinmeden «İslah muamelesinde kanunsuzluk» bulunmadığına karar verilmiş.

Kararın ikinci kısmında da «usul hilafı sarfiyatın ahizinden istirdadı, Sayıştay'ın sorumlu saymana zimmet hükmüne ve onun da usuli dairesinde parayı alanlara hükmen rücu etmesine bağlı» görerek resen yapılan istirdat işleminin iptaline karar verilmiştir. Böylece kararın konusu idari işlemlerin geri alınmaması olduğu açıkça görülmektedir.

Yukarıya aldığımız özetten anlaşılacağı gibi yetkili makamca davacının terfisi konusunda bir geri alma işlemi yapılmadan Danıştay böyle bir geri alma varmışçasına karar vermiştir.

Aynı içtihadı birleştirme kararında sözü edilen Dava Daireleri kararında ise 4 yıl önce yapılan bir terfi işleminin yanlışlığını iddia etmenin idari işlemlerdeki istikrar prensibine aykırı düşeceği sonucuna varılmıştır.

Bu karara yazılan azınlık görüşünde kanunsuz muamelelerin her zaman geri alınabileceği ilkesinin ilmen ve içtihaden kabul olunduğundan bahisle idarenin istirdat işleminde kanunsuzluk bulunmadığı ileri sürülmüştür.

Yukarıda değinilen içtihadı birleştirme kararında kullanılan terimler dikkatle gözden geçirilirse görülür ki burada söz konusu olan «islah» idari kararın geri alınmasıdır.

Yukarıda da değinildiği gibi aykırı kararlardan 5. Daire kararında zaten istirdada ait kısım iptal olunmuştur.

Şu halde memurların terfi konusuyla sınırlı da olsa idari işlemlerin geri alınmasına ilişkin bir karar mevcuttur.

Aynı konuda Yargıtay'ın görüşü ise Yüce Kurulun malumudur.

Araştırılması gereken konu içtihatların son durumu, özellikle Yargıtay'ın bu konudaki içtihadı birleştirme kararı karşısında memurların terfileri de dahil olmak üzere idari işlemlerin geri alınması konusunun yeniden bir karara bağlanması gerekip gerekmiyeceği sorunudur.

Yukarıda değinilen içtihat kararı sadece memurların terfi işlemlerine ilişkindir. Halbuki idare hukukunda idari karar denen ve geri alınması söz konusu olan kararlar, bilindiği gibi sayılamıyacak kadar çeşitlidir. Bu nedenle konunun geniş kapsamlı bir karara bağlanması faydalı olacaktır. Çünkü bu konuda Danıştay'ın çeşitli dairelerinden verilmiş değişik kararlar vardır. Konunun genel bir ilke içerisinde toplanması faydalı olacaktır.

Bundan başka Yargıtay bu konuyu karara bağlamıştır. Biz Danıştay olarak konuyu kesin bir karara bağlamazsak idarenin Yargıtay içtihadına göre işlem yapmasına yol açmış olabiliriz. En azından idarenin, mevcut iki karardan hangisine uyulacağı sorunu ortada bırakılmış olur. Bu konuda karar vermekle idareye ışık tutulacak, çeşitli kararlar arasında yolunu şaşırmasına sebep olmaktan kurtulmuş olacağız.

Öte yandan Yargıtay Fransız mahkemeleri içtihatlarının aynen Türkiye'de uygulanması ilkesini benimsemiştir. Biz aşağıda arz edileceği gibi yurdumuzun gerçeklerine de uyacak bir içtihadın kabulüne taraftarız.

Sorun bu şekli ile alındığında önce idari kararların geri alınması ve bu işlemlerden doğan tüm davaların hangi yargıda çözümleneceği meselesi incelenmelidir.

Arkasından idari işlemlerin geri alınma koşulları saptanmalı, daha sonra da geri alınabilen bir idari işleme dayalı olarak yapılan işlemlerin geçerliliği, bu arada bu işleme müstenit paraların geri alınıp alınamıyacağı sorunu karara bağlanmalıdır.

A - Görevli yargı yeri sorunu: Uyuşmazlık ve davaların hangi yargı yerinde çözümleneceği, bu konuda kanunlarda açık bir hüküm bulunmayan hallerde ki çok kere böyledir, idari ve adli yargı ayrımının dayandığı genel ilkelere göre çözümlenir. Çözümlemekle meşgul olduğumuz bu olaya ilişkin kanunlarda göreve ilişkin bir hüküm bulunmadığı kanısındayız. Şu halde sorunu adli-idari yargı ayrımının genel ölçülerine göre çözümlemek gerekecektir.

Anayasamızın 140. maddesine göre Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemekle görevlidir. 521 sayılı Danıştay Kanununun 29 ncu maddesinde de aynı ifadelerle idari uyuşmazlıkların Danıştay'da karara bağlanacağı belirtilmiş bulunuyor.

Şu halde söz konusu davaların çözümünde yetkili yargı yerinin tayininde açıklığa kavuşturulması gereken husus, idari işlemlerin geri alınmasının bir idari işlem olup olmadığıdır.

Öyle sanıyorum ki idari işlemin geri alınmasının da bir idari işlem olduğunda yüce kurul üyeleri arasında bir duraksama yoktur. Aykırı düşünce bu geri alma işlemine dayalı olarak ödenmiş paraların geri istenmesinden çıkan uyuşmazlıkların çözümünde ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay'ın aynı konuda vermiş bulunduğu 27.1.1973 gün ve 1973/2 sayılı içtihadı birleştirme kararında da açıkça belirtildiği gibi olaya idare hukuku kurallarının uygulanacağı, iddia edilen sebepsiz zenginleşmenin sebebi idare hukuku kurallarının uygulanmasından doğmuşsa, başka bir ifade ile bir kamu hukuku ilişkisinden doğmuşsa sorunun idare hukuku kurallarına göre inceleneceği ve ortada sebepsiz zenginleşme olup olmadığına buna göre karar verileceği esası benimsenmiştir.

Böyle bir araştırma ise bu konuda uzmanlaşmış idari yargıda yapılmalıdır. Öyle sanıyoruz ki bir idari işlemin geçerliği, doğurduğu sonuçlar ve geri alınma koşulları, münhasıran idari yargının görevine giren tipik örneklerdir.

Doktrin incelendiğinde bunun böyle olduğu görüldüğü gibi mahkeme içtihatları da aynı doğrultudadır.

a - Yukarıda değinilen 1939 tarihli içtihadı birleştirme kararında «... Devlet alacağına mahsuben kesintide bulunmasının idari bir muamele olduğu ve Devletin nüfuzuna müstenid bulunduğu zahirdir, idari muamele ve kararlar aleyhine ise Devlet Şurasına başvurma hakkı kanunla tanınmış olduğundan sırf Devlet nüfuzuna dayanılarak maaşlardan yapılmak istenen takaslar aleyhine açılacak davaların Devlet Şurasının yetkisi dahilinde olduğu» belirtilmiştir.

istesek de istemesek de esinlenmek zorunda olduğumuz Fransız içtihatlarına gelince; Uyuşmazlık Mahkemesi 25 Mart 1957 günlü kararında «... kamuya ait bir hastahane ile onun yaptığı kamu hizmetine katılan hekim arasındaki ilişkinin kamu hukukundan doğan bir ilişki olduğu, davacı özel kurumla hastahanenin personeli arasında ortaya çıkan olaylar" kamu hizmetinin yürütülmesi vesilesiyle doğmuş bulunduğundan uyuşmazlığın kamu hukuku kurallarına göre çözümlenmesi, bu nedenle de böyle bir uyuşmazlığa bakma yetkisinin sadece idari yargıya ait olacağı» gerekçesiyle bölge idare mahkemesinin görevsizlik kararım kaldırmıştır.

Fransız Danıştayı da yerleşmiş içtihadı ile aynı görüştedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle biz bu çeşit uyuşmazlıkların sadece Danıştay'da görüleceğini düşünmekteyiz.

B - İdari kararların geri alınması sorunu; yukardaki açıklamalarımızda bu sorunun bir çözüme bağlanmasının zorunlu olduğuna değinmiştik.

Yargıtay kararında belirtilen istisnalar ve olayda açık kanunsuzluk hali hariç, kanunsuz işlemlerin geri alınmasının idari dava açma süresi ile sınırlı olacağı şeklinde bir karar verilmesinin isabetine inanıyoruz. Çünkü usul ve yargılama hukukunun ihmali asla kabul edilemiyecek kurallarından biri de tarafların eşit olanaklardan yararlanmasıdır.

Bir idari karar aleyhine idari dava süresi içinde ilgililer dava açmazsa işlem kesinleşir ve ilgili bu kanunsuz işlemin sonuçlarına katlanır ve katlanmak zorundadır. Şu halde idare de dava süresi sonunda kanunsuz olduğu ileri sürülen işleminin sonucuna katlanmalıdır. Kaldı ki idare böyle hallerde gene de imtiyazlı durumdadır.

Onun aldığı kanunsuz kararın alınmasında en küçük bir katkısı bulunmayan idare olunan, süresinde dava açmazsa bu kararın sonuçlarına katlanıyor. Halbuki idare kendi ihmali, bilgi azlığı sonucu bu kararı aldığına göre dava süresi geçtikten sonra bunun sonuçlarına öncelikle katlanmalıdır.

Bundan başka idare hukukunun diğer önemli bir ilkesi de idari işlemlerdeki doğruluk karinesidir.

Bu ilke idarenin tek taraflı kararlarına vatandaşın uyma zorunluğunu doğurur.

Bu ilkenin tabii sonucu olarak idari işlemlerde devamlılık, istikrar esastır. Bu esas o derece önemli sayılmıştır ki idarede kararsızlıktansa kanunsuz işlemlere bir süre sonra kanuniyet tanımak ehveni şer sayılmış, gene bu ilkenin sonucu istikrarın temini için idari işlemler aleyhine açılacak davalar için hususi hukuktan çok daha kısa dava süresi tanınmış, bazen bu süre 10 günlük gibi çok kısa bir müddete kadar indirilmiştir. Ayrıca yürütmenin durdurulması kararı verilmedikçe dava açılması kararın uygulanmasına engel sayılmamıştır. Bir idari işlemin her zaman geri alınması ihtimali tehdidi altında bırakılmasından doğacak itimat buhranına Yüce Mahkemenin son vermesinin ülke yararına ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda olacağı kanısındayız.

C - Yukarıda açıkladığımız ve önerdiğimiz hal tarzı kabul olunmaz, başka bir anlatımla kanunsuz işlemlerin her zaman geri alınması kabul edilecek olursa, bu işlemlere dayalı olarak ödenmiş paraların geri alınmasının mümkün olup olamıyacağı sorununu ayrıca incelemek gerekecektir.

idari işlemlerde doğruluk karinesi bulunduğundan, aksi yetkili merci veya makamlarca saptandığı tarihe kadar doğru kabul edilen bir işlemin doğurduğu sonuçların da doğru olması gerekmektedir. Bu kuralın aksini düşünmek idarede ve toplum yaşantısında kargaşayı ve anarşiyi davet demektir.

Durumu bir örnekle açıklamak gerekirse: Bir ile atanan valinin atanma işleminin yanlış olduğunun anlaşılması üzerine bu işlemin geri alındığını kabul edelim. Bu durumda bu valinin yaptığı bütün işlemlerin geçersiz sayılması gerekecektir, ita amiri olarak harcadığı paralar, yaptığı atamalar, verdiği idari ve yargısal kararlar tüm geçersiz olacak. Bütün bu kararların geçersiz olacağını nasıl kabul edemezsek aynı şekilde valinin aldığı aylığın geri alınmasını da kabul edemeyiz. Çünkü hususi hukukta kullanılan deyimle ortada sebebsiz zenginleşme söz konusu olmadığından bu paranın geri alınması da kanımızca mümkün değildir. Yalnız burada bir idari işlemin hukuki sonucu olan ödemelerle maddi hataları ayırmak gerekmektedir. Bir aylığın, bir alacağın hesaplanmasında yapılan hatalar genel zaman aşımı içersinde geri istenir ve alınır. Çünkü bunlar bir idari işlemin sonucu değildir.

D - Geri alınması mümkün olanların takip ve tahsil usulüne gelince: Geri alınan idari işlemlere dayalı ödemelerden doğan kamu alacağının idari bir kararla saptanması, bu kararın ilgiliye tebliğ edilmesi ve uygulamaya geçmeden dava süresinin beklenmesi gerekir Dava açılırsa davanın sonucuna göre işlem yapılması, süresinde dava açılmazsa 6183 sayılı kamu alacaklarının tahsili hakkındaki kanun hükümlerine göre takip ve tahsilde bulunulması gerekeceği kanısındayız.

ÖZET:

a) İdari işlemlerin geri alınmasına ve buna dayalı işlemlerden doğan davaların idari yargıda görülmesi;

b) Yokluk, butlan, açık kanunsuzluk ve ilgilinin hile veya yalan beyanına dayananlar ayrık olmak üzere, diğer kanunsuz idari işlemlere dayanılarak ödenmiş paraların, paranın ilk ödendiği tarihten itibaren idari dava açma süresi içerisinde geri istenebileceği;

c) Yukarıda D bendinde açıklanan esaslara göre takip ve tahsil işlemlerinin yürütülmesinin uygun olacağı düşünülmektedir» şeklindeki düşüncesi dinlendikten sonra gereği düşünüldü:

1 - Gerek Türk, gerekse yabancı idare hukuku yazarlarına ve yargı kararlarına göre bir idari işlemin geri alınması onun yapıldığı tarihten itibaren hukuki hayattan çıkarılması, silinmesi neticesini doğuran ikinci bir idari işlemdir. Geri alma tasarrufu ile ilk işlem ortadan kalkar ve bu ortadan kalkış geriye yürür sonuçlu olup işlemin ilk yapıldığı tarihe kadar uzar ve işlemin bu arada doğurduğu hukuki sonuçları da etkiler. Geri alma ile yargısal iptal amaç ve sonuç bakımından birbirine çok benzerler. Konumuz da; geri alma ile etkilenen hukuki sonuçlardan biri olan aylık farklarının istirdadı keyfiyetidir. Nitekim idare, bu hususu da geri alma kararının ikinci bir bölümü olarak telakki etmiş ve kanunsuz tasarrufa istinaden ödenen aylık farklarının istirdadına karar vermiştir, istirdat kararı, geri alma ile etkilenen ve ortadan kalkması dolayısiyle dayanaksız kalan aylık farklarının da geri alınmasını kapsayan geri alma kararının devamı, başka bir deyimle sonucudur.

Geri alma kararının idari bir karar olduğunda kurulumuzda hiç bir tereddüt olmamıştır. Çünkü bu kararda idari kararlarda bulunması gereken niteliklerin hepsi mevcuttur, bunun sonucu ve devamı olan istidat tasarrufunun da idarenin amme gücüne dayanarak verdiği idari bir karar olduğundan şüphe edilemez.

Anayasa'nın 140 ncı maddesine göre Danıştay idari uyuşmazlıkları ve davaları çözümlemekle görevlendirilmiş ve 521 sayılı Danıştay Kanununun 29 ncu madde sinde de idari uyuşmazlıkların Danıştay'da karara bağlanacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Bu durumda gerek işlemin geri alınması ve gerekse paranın istirdadı konusunda verilen idari kararlara yapılan itirazların çözüm yerinin Danıştay olduğunda şüpheye yer yoktur.

Görüşme sırasında 939-203, 939-155 sayılı Tevhidi içtihat Kararının halen yürürlükte olduğu, bu tevhidi içtihat kararına göre memur aylıklarından tevkifat icrasının kanunlarda hususi bir hüküm olmayan ahvalde katileşen kazai bir kararla kabil olacağının hükme bağlanmış bulunduğu, bu karar değiştirilmedikçe idarenin istirdada başvuramıyacağı iddia edilmiş ise de; sözü edilen tevhidi içtihat kararıyle, idarenin memur aylıklarında yaptığı bir mahsup dolayısiyle açılan davalarda bu konuda Danıştay'ın veya adliye mahkemelerinin hangisinin görevli oldukları hususunda Danıştay'da birbirine aykırı kararlar çıkmış olduğundan içtihadın görev noktasından birleştirilmesi nedeniyle açılmış bir dosya üzerine mahsup kararının idari bir karar olduğu ve bunlara karşı yapılan itirazların Danıştay'ın görevine dahil bulunduğu içtihadın birleştirilmesi yoluyle karara bağlanmış olduğundan, bu içtihat kararının tebdiline mahal yoktur. Bilakis karar kapsamı bu hususta yapılan tasarrufların idari olduğu ve Danıştay'da dava konusu edilebileceği noktasındaki görüşü teyit etmektedir.

Bu hususta varılan sonucu özetlemek gerekirse; idare bir adliye mahkemesi kararı olmadan istirdat kararı verebilir; geri alma ve bunun sonucu olan istirdat kararlarına yapılacak itirazların tetkiki Danıştay'ın görevi dahilindedir.

2 - Geri alma ve sonuçları konusunu en çok inceleyen Fransız Danıştay'ında 1922 tarihine kadar hiç bir süre düşünülmeksizin sakat tasarrufların her zaman geri alınabileceği karara bağlanmış iken, bu tarihte verilen Dame Cachet karariyle süre üzerinde durulmuş ve geri alınacak kararın hak doğuran sakat bir karar olması nedeniyle ancak dava açma süresi içinde ve dava açılmışsa karar verilinceye kadar geri alınabileceği kabul edilmiş ve bu görüş bazı istisnalar dışında bu güne kadar devam edegelmiştir. Gerek Türk gerek yabancı doktirinde gerekse yargı kararlarında geri alma işleminin, idari işlemlerin geriye yürümezliği prensibine istisna getirdiği, bu prensibin kazanılmış haklarla müesses durumları korumak ve hukuki münasebetlerde istikrar sağlamak ihtiyaç ve zaruretinden doğduğu, ancak hukuka uygunluğu yerine getirmenin de bir hukuk kuralı olduğuna göre sakat tasarrufların geri alınarak hukuka uygunluğu sağlamanın da bir zorunluluk olduğundan bahsedilmiş, aynı zamanda toplumda istikrar ve güvenlik sağlamanın da hukukun amacı olduğu açıklanmıştır. Bütün bu prensipler göz önüne alınarak istikrar prensibinin ağırlık kazanması sonucu dava açma süresi ve zaman aşımı müessesesi ortaya çıkmış bulunmaktadır, iptal davası açmak için şahıslara belirli bir süre verilip bu sürenin geçmesi halinde idari tasarruf sakat olsa dahi yapay bir sıhhat kazanır duruma girdiğine göre, yine sakat bir idari tasarrufun geri alınması için iptal davası açma süresine denk bir sürenin tanınması fikri Fransa'da gerek doktirinde gerek Fransız Danıştay'ında genellikle kabul edilmiştir.

Danıştay'ımızca 1952 yılında kabul edilen 952-15, 952-244 sayılı tevhidi içtihat kararında, kanunsuz yapılan bir terfiin memur lehine müktesep bir hak doğurmayacağı aşikar olmakla beraber, bu işlemin bir çok tesir ve neticeler tevlit ettiği ve idarece kanunsuz bir terfi işleminin her zaman geri alınabileceğini kabul etmenin istikrar esasiyle bağdaştırılmasının mümkün olamıyacağı, memur hakkında kanuna uygun müteaddit terfiler cereyan ettiği takdirde idare tarafından kanunsuz terfiin geri alınmasının tecviz edilemiyeceği açıklanmış ve dairelerimiz bu kararın ışığı altında, olayların nitelik ve özelliklerine göre istikrar prensibini tatbik edegelmiş bulunmaktadırlar.

Kurulumuzda yapılan konuşmalarda; istikrar, kanunilik ve kamu yaran kuralları yanında iyi niyet kuralı üzerinde de önemle durulmuştur, idarenin sakat ve dolayısiyle hukuka aykırı terfi veya intibak işlemine idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa veyahut geri alman idari tasarruf yok denilebilecek bir illetle malülse yahut bir terfi veya intibakta idare edilenin kolayca anlıyabileceği kadar açık bir hata mevcutsa ve idareyi haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkan yoktur. Binaenaleyh bu kararlara dayanılarak yapılan kanunsuz ödemeler için süre düşünülemez ve her zaman istirdat olunabilir.

Ancak, bunun dışında kalan hatalı ödemeler için memurun iyi niyeti, istikrar ve kanuniyet kadar önemli bir kural olduğundan yukarda yazılı istisnalar dışında kalan hatalı ödemeler 90 gün içinde istirdat edilebilir ve 90 günlük sürenin başlangıcı da hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihtir.

SONUÇ:

1 - İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblağın istirdadına, bir mahkeme kararına lüzum olmadan karar verebileceğine ve bu karara karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay'ın görevi içinde olduğuna 21.12.1973 gününde yapılan müzakerede oyçokluğuyla,

2 - İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğine 22.12.1973 günü yapılan müzakerede oy birliğiyle,

3 - Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabil olduğuna ve 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemiyeceğine 22.12.1973 günü yapılan müzakerede esasta ve gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.

(Daha sonra kanunda 60 olarak belirleme yapıldığı için süreler 60 olarak dikkate alınmalıdır)


Karşı oya sahip yargıçların görüşleri alınmamıştır.

Memurlar.Net
Bu haber 77,817 defa okundu. 5 Yorum yapıldı
YORUMLAR
ANKET
MEB'in politika üretebilmesi için, öğretmen atamalarının taşraya devredilmesini ister misiniz?
ARŞİV