Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Tümü

Atatürk'ün önceki soyadı neydi?

02 Ocak 2011 08:40
Yazdır

Gürkan Hacır

Bugün yeni yılın ikinci günü... Eğlenceli bir konu ele alayım... Ama önce kışkırtıcı bir soruyla başlayalım. Günün birinde arama motoru 'Google' arıza yaparsa neler olur? Başka meslekleri bilemem ama biz gazeteciler için cevabı hemen vereyim... Durum felaket olur. Hatta gazeteler çıkmayabilir! Neden mi? Anlatacağım...

Evet günün birinde 'Google' arıza yaparsa neler olur? Anlatacağım dedim ama önce kısa bir durum özeti yapmama müsaade ediniz...

Türkiye'de ulusal düzeyde 30 civarında günlük gazete çıkıyor. Bu 30 gazetede yazan yine yaklaşık 570 köşe yazarı var. Haftanın en az 4 günü yazı yazanları köşe yazarı kabul edecek olursak, her gün bize kanaat bildiren 570 'önderimiz' var.

Peki her gün 570 özgün fikir üretiliyor mu dersiniz? Yorum size ait!.. Eğer üretimde bir tıkanma varsa beslenmeye bakmamız lazım. Bence bir 'beslenme bozukluğu' var.

Bu kadar köşe yazarı nereden besleniyor olabilirler acaba? Sakın internet olmasın...

O halde sorumuzu yineleyebiliriz. Google arıza yapar da hizmet dışı kalırsa ne olur? Cevabım net... Köşe yazısı yazılamayabilir...

Aslında bilgi kirliliği diye özetleyip çıktığımız şeyin nasıl bir felakete yol açtığını anlatmak istiyorum. Hep anlatılırdı. 70'li yıllarda Amerika'da çamaşır makinelerinin üzerinde 'lütfen kedinizi bu makinede yıkamayın' yazısı yer alırmış... Çok gülerdik... Ama galiba google'ın üzerine de böyle bir ibare koymamız gerekecek... 'Lütfen köşe yazısı, kitap ve tez konusu olarak kullanmayınız!'

ATATÜRK'ÜN SOYADI HİKAYESİ

Bir sokak efendisi nasıl 'bilgi'ye dönüştü?

10 yıl kadar önceydi. Nihat Genç, kitabında Mustafa Kemal Atatürk'ün bundan önceki soyadının 'Öz' olduğunu yazmıştı. Prof. Yalçın Küçük de birkaç yıl sonra onomastik bir gönderme yaparak aynı tezi ileri sürünce işin üzerine gittim.

Mesele şuydu: Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını veren kanunda yer alan bir cümle yanlış anlaşılmıştı. Üşenmedim. Ankara'daki ilk meclis (aslında ikinci meclis binası yani şimdiki Cumhuriyet Müzesi olarak kullanılan) binasına gittim. Ve kanunun orijinal metnini inceledim. O cümle şöyleydi:

KEMAL ÖZ ADLI CUMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOYADI HAKKINDA KANUN

Madde 1- KEMAL öz adlı Cumhur Reisimize ATATÜRK soyadı verilmiştir.

Madde 2- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3- Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Herhalde dikkat ettiniz.. 'Öz adı' Kemal olan cumhurreisimize Atatürk 'soyadı' verilmiştir demek istiyor...

Her iki yazara da durumu ilettim. Yalçın Hoca bir sonraki kitabında bu yanlışlığı hemen düzeltti. (Belki de asıl kaynak Genç değildi. Ancak popüler bir yazar olduğu için bilgi onun kitabından hemencecik yayıldı.)

Ama bakın sonra ne oldu? Bu yanlış bilgi google sayesinde ışık hızıyla yayıldı. Önce Türkiye'nin en büyük internet servis sağlayıcılarından MyNet bunu ödüllü bulmaca olarak okuyucularına yöneltti. 'Atatürk'ün önceki soyadı neydi' diye sordu. Doğru cevabın karşısında 'Öz' yazılıydı.

Bitmedi. Bu bilgi daha da yayıldı ve anaokullarıyla ilkokullarda öğrencilere ilave bilgi olarak verilmeye başlandı. Birçok ilköğretim okulunda öğretmenler bu bilgiyi hazine gibi sunmaya başladı. Yakında Atatürk'ün bu 'olmayan soyadı' ilköğretim müfredatımıza girerse şaşırmayın.

Devam edelim... İki hafta önce Zaman gazetesinden Mustafa Armağan yazınca fark ettik. Amerika'daki özgürlük heykelinin parasını Abdülaziz'in verdiğini 2004'te Murat Bardakçı yazmıştı. Ondan 5 yıl sonra (üstelik yine aynı gazetede - Hürriyet) Soner Yalçın da aynı konuyu hemen hemen aynı üslupla köşesine taşımıştı. Ama işin ilginç yanı bu bilgilerin kaynağı bir internet sitesiydi. Amerika'da yaşamını yitirmiş senarist Mahmut Esat Ozan yazdığı senaryoları internette paylaşmıştı. Yani Sultan Abdülaziz'in 'özgürlük finansörlüğü' sadece bir senaryodan ibaretti. Bunu önce Bardakçı sonra da Yalçın kullanınca bu bilgi binlerce internet forumuna yayıldı.

Soner Yalçın gibi bir başka arkadaşım daha google kurbanı oldu. Tarihçi Sinan Meydan, Arjantinli devrimci Che Guevara'nın öldüğünde çantasından Atatürk'ün Nutku'nun çıktığını yazdı. Kaynak olarak da Bilal Şimşir'in anılarını gösterdi. Oysa Şimşir, Che ile ilgili böyle bir bilgiye sahip değildi. Sadece Castro'ya nutuk yolladığını yazıyordu. Sinan Meydan, Google'dan Dursun Özden'in yazısına dayanarak yazdığı bu yazısında boşluğa düşmüştü. (Bu serüvenini okumak için sol.org.tr'de yazan Yiğit Günay'a bakabilirsiniz.) Elbette bu google kazası da 'gerçek bilgi' olarak popülerleşmişti ve Facebook'tan bloglara kadar onlarca Atatürkçü siteye yayıldı.

(Facebook'ta her gün aslı astarı olmayan onlarca grup kuruluyor. Ve bilgi kirliliği ışık hızıyla yayılıyor. Mavi Marmara skandalından sonra Yahudilere öfke dolan İslamcılar, Hitler'in hayali sözlerini gerçek gibi paylaştı: 'Bütün Yahudileri yok etmediğim için pişmanım...' )

SANKİ 'WHO IS WHO'...

Tayfun Er İzmir'de yaşayan bir araştırmacıdır. Akrabalık ilişkileri ve 'yöneten sınıf' üzerine inanması güç bir arşive sahiptir. Binlerce ölüm ilanı biriktirmiş, yüzlerce anı kitabını devirmiş ve neredeyse Türkiye'nin ünlüler fihristini yazmıştır. Ama nereye? Belki de en yazılmaması gereken yere... İnternet sitesine...

Kendi 4 akrabamızı eksiksiz sayamazken Tayfun, Türkiye'nin kaderinde söz sahibi 2500 kişiyi birbirine bağlamıştı. Kimi okul arkadaşı, kimi ortak, kimi akraba... Akrabalık ilişkileri ve dolayısıyla Sabetayizm hakkında yazılan kitapların tamamı (Mahmut Çetin'in kitaplarını ve Abdullah Muradoğlu'nun İpekçiler'i anlattığı çalışmalarını ayrı tutalım) Tayfun'un internete serdiği bu bilgilerin yağmalanmasından yazılmıştır.

Bir nevi 'Who is Who' ansiklopedisi gibi...

İşin tuhaf yanı deneyimsiz genç muhabirler, editörün talimatıyla bilgi toplamak için internetin başına oturunca, sıklıkla Tayfun'un sitesine düştüler. İsmail Cem'in ölümünde Habertürk'teki bültende Tayfun'un yazdığı bilgilerin okunduğunu işittim. Oysa Tayfun Er, İsmail Cem'in tuhaf akrabalık ilişkilerine işaret ediyordu. Televizyonun bundan haberi yoktu...

YALAN YANLIŞ BİLGİ TUZAĞI

Şuna dikkat çekmek istiyorum. Argümanınızın esiriyseniz google size büyük tuzaklar barındırır. Eğer gazeteciyseniz durum daha da vahimleşiyor. Çünkü günlük tüketime açık bir mecraya alelacele iş yetiştirmek zorundasınız. Bilginin demlenmesine zamanınız yok. Kitap, kütüphane, gazete arşivi hak getire... Yükleniyorsunuz 'Google Efendi'ye...

Ve gelsin felaketler... Google'ı hepimiz kullanıyoruz... Özellikle biz gazeteciler için vazgeçilmez bir yardımcı... Ama bazı prensipler dahilinde kullanmamız gerekmiyor mu? Onun dost değil aynı zamanda sıkı bir düşman olduğunu da hatırlamamız zorunlu değil mi?

İNTERNET KULLANMAYANLAR

İşte bu Google denizinde bir de adacıklar var. Aylardır Erol Bilbilik ile ortak bir kitap üzerine çalışıyoruz. Taradığımız kaynakları o yazar copy-pestçi, bu gazeteci Google'cı diye ayıklarken Erol Abi'nin ne kadar temiz ve saf bilgilere sahip olduğuna tanık oldum.

Çünkü Erol Abi internet kullanmayı bilmiyordu. Ve bu kirli denizden uzak kendi çabasıyla tek tek kitapları, dergileri okuyor, not alıyor, gazeteleri kesiyor ve derlediği bilgilerden süzdüklerini eliyle kaleme alıyordu. Biliyorum çağımızda çok zor bir iş... Ama sormadan da edemiyorum.

Böyle adacıklara ihtiyacımız yok mu?

www.twitter.com/gurkanhacir

zaytung.com'unUYDURUK HABERİ

Feci bir olay da programcı ve yazar Banu Avar'ın başına geldi. Bir mizah sitesi olan zaytung.com'daki espiriyi gerçek sanan Avar, canlı yayında Ermeni tasarılarının dünyada nasıl yayıldığını anlatmak isterken Sierra Leone'deki Büyükelçiliğimize gönderme yaptı. Oysa bu, zaytung.com'un uyduruk haberiydi... Allahtan programcı Gürbüz Evren durumu erken fark etti ve düzelttirdi. Bu 'şaka' en azından internete ve sosyal paylaşım sitelerine 'gerçek bilgi' olarak düşmedi.

SERDAR TURGUT'A GOOGLE'IN ETTİĞİ

Serdar Turgut ise google'ın yıllar sonra kurbanı oldu. Medyatava sitesine gelen bir okur mektubu daha internetin yaygınlaşmadığı yıllarda Turgut'un yazdığı bir yazının aslında bir kitaptan alıntı olduğunu iddia etmişti. Turgut yazıyı 1996'da yazmış, yıllar sonra ise 'o yazımı bulamıyorum' diyerek okuyucudan yardım istemişti. Yardım gecikmedi. Bir okuyucu kestiği bu yazıyı Serdar Turgut'a gönderirken, bir başka okuyucu ise bu yazının özgün olmadığını belirten bir yazı kaleme aldı. Yazı, Colin Bowles'un 'A Beginners Guide to Fatherhood'adlı kitabından bir makaleydi. Konu çocuk bakımıydı. Serdar Turgut yıllar sonra Google'ın işte böyle kurbanı oldu.

Gazeteci ve yazarlar için kullanma kılavuzu

1- Google'ı bilgi derlemek için değil bilgiyi check etmek için kullanın.

2- Google'ın ıstakoz olduğunu unutmayın. Az tüketirseniz tadına doyualamayacğını, çok alırsanız alerji yapacağını aklınızdan çıkarmayın.

3- Kıymetli ve özgün bir konuya el atmak istiyorsanız, Google'da hiç sonuç vermeyen bir başlık sizin için harika bir başlangıç olabilir.

4- Google'ın bir bilgi bankası olduğu kadar aynı zamanda bir çöplük olduğunu, uzun vadede yazarlığın öldürücü düşmanı olduğunu not edin.

5- Google translate'in bile kuşatma altında olduğunu unutmayın. Test etmek istiyorsanız onlarca örnek var ama sadece birini vereyim... İngilizce olarak 'eğitim' yazın karşılığında ne çıkıyor görün... Öğrencilerin muzipliğine şahit olacaksınız.

Akşam
Bu haber 41,654 defa okundu. 13 Yorum yapıldı
YORUMLAR
ARŞİV