Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Tümü

Bilekte ağrı kalp krizinin habercisi

29 Temmuz 2007 16:00
Yazdır

> PAZAR KAHVESİ - Betül Altınbaşak - betul.altinbasak@tg.com.tr

Bu röportajı yaptığım gün anladım ki; Allah bir grup insanı çok farklı yaratmış. Bu insanların geleceklerini çizerken de, bazı kullarının geleceklerinin onların elinden geçmesini arzu etmiş. Böylece kulları, dünyada sıkıştıkları anda yeniden var olma özlemlerini onlarla gidersinler diye... Yine bir şeyi anladım ki; siz en karmaşık tesisleri inşa edebilir, nakış gibi mermeri işleyebilir, en güzel manzarayı tuvale dökebilir, hayallerin en derin yerinden en güzel yazıyı çıkartabilirsiniz! Ancak cana can katmak, sağlıklı bir ömür yaşayabilmek ve ölümden döndürmek sadece Allah'ın elçi kıldığı yürekli ve maharetli ellerde... İşte bu hafta bu maharetli ellerden birisiyle, değerli kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez ile görüştüm. Bir diğer konuğum da Dr. Neslihan İskit. Sayın İskit kalp ameliyatı olan hastaların ?kalp yogası? ile daha çabuk günlük hayata uyum göstermelerini sağlıyor.

Ameliyathanede röportaj

Görüşme yerimize gelince, Memorial Hastanesi ameliyathanesi! Sayın Sönmez, 5 yılı aşkın bir süredir Memorial Hastanesi'nde Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanlığı görevini yürütüyor. Kendisi çok yoğundu; ameliyat arasında görüştük. O gün dört ?by pass? ameliyatına girdi ve bana da vakit ayırdı. Bir hasta yakınının ameliyathane kapısında beklemesinin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. İtiraf etmeliyim ki, ameliyathane fikri başta buz gibi geldi. Biliyorsunuz ameliyathaneye girerken steril kıyafetler giymek zorundasınız. (fotoğraflardan da gördüğünüz gibi...) Biraz ürktüm. Ancak içeriye girince içim rahatladı. Zannederdim ki ameliyathaneler en donuk, en soğuk yerlerdir. Burası farklı. Sizi ney sesi karşılıyor, güler yüzler ile rahatlıyorsunuz. Ekip harika; hocamız çok içten. Dahası var, içeriye girmekten korkan ben, bir de ?by pass? ameliyatına girdim! Hayatımın en anlamlı deneyimlerinden birisi oldu bu. Dışarıda hırslar, koşuşturmalar, üzüntüler cirit atıp gezerken; içeride, adına kalp denilen küçücük bir makinenin nasıl da yaşamak için mücadele verdiğini gördüm. Kalbimi daha da sevmeye karar verdim...

Hastaların takıntıları

* Ne tip operasyonlar gerçekleştiriyorsunuz?

Kalp ameliyatları iki gruptur. Birincisi çocuk kalp ameliyatları, diğeri de erişkinler için gerçekleştirilen ameliyatlar. Çocuk ameliyatlarını da yeni doğan ve büyük çocuklar olarak ikiye ayırabiliriz. Biz burada erişkin kalp ameliyatları yapıyoruz. Kapak değiştiriyoruz, kapak tamirleri ve ?koroner by pass? ameliyatları yapıyoruz. Ritim bozuklukları ve büyük anevrizmalara müdahale ediyoruz.

* Kalp hastalığının belirtileri nelerdir?

Hasta hiç fark etmeyebilir. Sessiz kalp hastaları yüzde 20 gibi bir grubu oluşturuyor. Enfarktüsü bile sessiz geçirebiliyorlar. Ama prensip olarak yol yürürken, bazen de istirahatta göğsün ortasına gelen yanma, baskı ve bu ağrının kola omuza, boyuna ve çeneye yayılması... Bazen sol elinin bileğine yansıyan bir ağrı, yanma bile kalp belirtisi olabilir. Kriz esnasında bu ağrı çok daha şiddetli oluyor. Hasta genellikle diyor ki; ?filler geldi göğsüme oturdu!? Nefes alamama, beraberinde şiddetli bir ağrı, terleme, bulantı ve kusma oluyor.

Riskler damarla ilgili

* Kalp krizinde riskin bir ölçüsü var mı? Genç veya daha ileri yaşlarda geçirilen kalp krizleri farklı yaş grupları için ne gibi riskler taşıyor?

Riskin bir ölçüsü var şüphesiz. Ama ?şu yaşta daha risklidir, bu yaşta daha kolay atlatılır? demek doğru değil. Hangi damarın, neresinin tıkandığına bağlıdır enfarktüsün riski... Yani kalp krizini hastanın nereden geçirdiğine bağlı. Eğer ana damardan geçiriyorsa riski daha yüksektir. Ana damarın başlangıcından geçiriyorsa yine risklidir. Ana damarın ortasından, ileri kısmından geçiriyorsa risk daha azdır.

* Peki, ?birinci krizi atlatırsa risk daha azdır? deniyor. Bu doğru mu?

Hayır, böyle bir şey yok. Doğru değil. Onlar anjiyoların gelişmediği, imkânların sınırlı olduğu zamanlarda teselli sebebiydi. Her insan enfarktüs geçirebilir, birincide hayatını kaybedebilir veya hastaneye yetişebilir. Hastanede tedavi edilebilir, bu tedaviden darbe almadan kurtulabilir. Bazen hasta ilkinden sonra çok ciddi tahribat alabileceği gibi, birkaç enfarktüsten sonra bile daha az yıpranabilir. Bu tamamen damarın ne kadar uç kısmından enfarktüs geçirdiği ile alakalıdır.

Spor ve sağlıklı beslenme

* Kalbimizi nasıl koruruz, kalbin en büyük düşmanı nedir?

Bu soru ile çok sık karşılaşıyoruz, ?Hocam ben ne yiyeyim?? İnsanlar şunu bekliyor; biz bir şey söyleyelim, onu yesinler ve her şey iyi olsun. Mesela birisi diyor ki; fındık yiyin, ceviz yiyin. İnsanlar bunu duyunca avuç avuç fındık, ceviz, yeniyor. Dozunu kaçırıyoruz. Doğrudur, fındık faydalıdır, bitkisel yağ içerir, ?hdl? yi yükseltir, kolesterolü düşürür; ancak bu, günde 6-8 adet fındıktır. Avuç dolusu fındık yemek, 1 bardak zeytinyağına eştir. Bu da 600 kalori demektir. Bana insanlar, ?kalbimiz için ne yapalım? dediklerinde, ben onlara; ?sağlıklı beslenin, uykunuza, istirahatınıza, sosyal yaşantınıza dikkat edin, kilo almayın, mutlaka spor yapın, rutin yıllık sağlık kontrollerinizi yaptırın, kan yağlarınızı ölçtürün? diyorum. Yok biz bunları yapmayalım, fındık yiyelim derseniz, maalesef böyle bir reçetenin işlemesi mümkün değil. Bu, birbirinin içerisine girmiş bir ?matris.? Bakın insanlara diyet yapın demiyorum, sağlıklı beslenin diyorum.

Tedbir baştan alınmalı

* Bu bir hayat şekli olacak herhalde?

Evet bu bir hayat biçimi olacak. Bana 65-70 yaşında bir insan geliyor, ?Hocam ben ne yemeliyim, ne içeyim? diye... İçimden gülüyorum; diyorum ki ona ne yersen ye, yetmiş yaşına gelmişsin, demek ki yediklerin sana yaramış. Çünkü Türkiye'deki hayat ortalamasının üstüne çıkmışsın zaten.

* Spor da çok önemli diye biliyoruz, ancak spora bağlı

genç ölümlerini de duyuyoruz.

Spor çok önemli. Bazı insanlar önce, ?ben sağlıklıyım, neden spor yapayım?, sonra da ?hastayım nasıl yapayım? diyor. Her yaşın sporu vardır. Bir insan kalkıyor, Amerika'ya gidiyor, ?Central Park?ta spor yapan, koşan 70 yaşında birisini görüyor. Kendisi de 40'lı yaşlarda... Geliyor ülkesine ?ben daha gencim, o yaştaki adam yapıyorsa, ben haydi haydi yaparım? diyor. Geliyor, koşuyor ve bunu bir felaket bekliyor. Çünkü o 70 yaşında insan çok genç yaştan beri koşuyor; 40 yaşında ya da 70 yaşında başlamıyor. Ama bizimki hayatında koşmamış; birden, ? ben de yaparım? diye spora ilgi başlıyor. Oysa ki onun için en iyi spor yürüyüştür aslında. Ciddi bir spor ile uğraşmayı düşünüyorsanız; örneğin; halı saha maçları, tenis gibi aktiviteye girecekseniz, mutlaka bir sağlık kontrolünden geçmelisiniz. Koşarken, halı sahada maç yaparken rahatsızlanan insanların ciddi sorunudur bu durum. Bir kardiyolog arkadaşımızı dahi bu yüzden 35'li yaşlarda kaybettik. Hayatında hiç spor yapmamış, durup dururken yapmaya karar verdiği için...

* Gençlerde kalbe bağlı ölümlerin sebebi bu zorlanma o halde...

Evet, birçoğunun nedeni bu. Aniden geç başlanan sporun etkisi çok. Bunlara örnek Ağrı milletvekilidir. 45 yaşında, yaz günü, daha önce enfarktüs geçirmiş, stend takılmış, ?spor kalbe iyi gelir? dendiği için tenise başlamış. Hiç uygun bir seçim değildi ve bu yüzden hayatını kaybetti.

Genetiğin etkisi

* Genetiğin de sanırım kalp üzerinde önemli bir etkisi var...

Evet. İki tip insanla muhatabız. Birinci grup; ailesinde erken kalp hastası olanlar, kendisi diyabetik, kan yağları yüksek. İkinci grup ise kan yağları normal, ailede diyabetik problemler yok. Burada birinci grup risk altındadır ve bu insanların mutlaka 40 yaşından sonra bir kalp ?check-up?ından geçmeleri, günde bir aspirin kullanmaları, şekerlerini mutlaka kontrol altına almaları ve bir kez bilgisayarlı anjiyo çektirmeleri gerekmektedir.

* Kadın ve erkeklerde kalp sorunları farklılık gösteriyor mu, diğer bir deyişle kalbinden yana daha şanslı olan bir grup var mı?

Eskiden olsa böyle bir ayrım yapıyorduk. Eskiden olsa kadınlar daha şanslı, kadınlık hormonu östrojen onları belli bir yaşa kadar koruyor derdim. Ancak, artık böyle bir ayrım yapamıyorum. Günümüzün kent hayatında kadınlar da çok yoğun çalışıyorlar; iş hayatının çok içindeler, sigara içiyorlar, stresleri çok ve doğanın onlara verdiği imkanlardan yararlanmıyorlar, çocuk doğurmuyor, doğursa emzirmiyorlar; yani, kadınlık hormonunun onlara verdiği bütün nimetleri tepiyorlar. Dolayısıyla risk yönünden erkeklerden çok büyük bir farkları yok. Onun için böyle bir ayrım yapamıyorum ve 40 yaşından itibaren her iki cinsiyeti de risk bekliyor.

* Çocuklarımız da risk altında mı?

Maalesef çocuklarda da kalp rahatsızlıkları azımsanamayacak düzeyde. 10-15 yaş grubu arasında mutlaka çocuklarımıza bir kez kan yağları, kan şekeri, homosistein, lipoprotein baktırmalıyız ve bir defa tansiyon ölçtürmeliyiz. Hiç beklemediğimiz şekilde bu yaş gurubunda; diyabet, yüksek tansiyon, kan yağları yüksekliği çıkabilir.

Tansiyon, çocuklarda!

* Bu; çocuğun geleceğini planlamak için mi, çocukta çıkma ihtimali yüksek olduğu için mi?

Bu, gelecek 10 yılı planlamak içindir. Şayet o yaşta kan yağları şekeri yüksekse, bu çocuğu çok ciddi koruma altına almak gerekir. Yeni doğan her çocuğa ilk 3 yaş içerisinde mutlaka bir kalp ekosu yaptırılmalıdır. Bunlar çok basit gibi görünen, gözden kaçan çok önemli şeyler.

* Sanırım çocuklarda beslenme de çok önemli bir konu.

Hem de nasıl. Mutfağımız zaten ağır. Bir de ?fast food? kültürü gelişti. Böylece çok ciddi ?metabolik sendromu? olan çocuklar ortaya çıktı. Hamburger çok zararlı, patates kızartmaları, asitli şekerli kolalı içecekler çocukları risk grubuna soktu. Burada okullara, ailelere çok şey düşüyor. Kola çok ciddi bir alışkanlık yapıyor, hamburgerin içinde iç yağı var ve bu aynı çikolatanın içinde ki kakao yağı gibi alışkanlık yapıyor. Kalp dostu mönüleri tercih etmek gerekir.

* Kalp dostu mönü nedir?

Balık, tavuk, sebze, kefir, ayrandır.

* Günümüzde geçmişe göre kalp problemleri daha mı fazla?

İnsanlar artık 50'li yaşlarda ölmüyor. İnsanlar artık, 60-70'li yaşlarda koroner hastası oluyorlar ve ömür uzayınca kalp hastası olma ihtimalleri arttı. Teşhis imkânları çoğaldı. Dolayısıyla sessiz sedasız ölen kalp hastaları yok artık. Bunlar en ufak kontrol ve şikâyet sonucu ortaya çıkabiliyor. Bunlarda rölatif olarak bize hastalık artmış gibi gösteriyor. Hastalık artmadı yaş ilerlediği için çoğaldı ve test imkânları arttı; ancak bir felaket var ki koroner kalp hastalığı yaşı çok aşağılara indi. Bugün 25-26'lı yaşlarda enfarktüs geçiren, 30-35'li yaşlarda kalp ameliyatı olan hastalarımız var. Bu çok önemli.

* Kalp ameliyatından sonra ?huyu değişti? deniyor, böyle bir şey var mı?

Hayır, böyle bir şey yok. Geçici bir depresyondur bu durum. Bir kadın düşünün ki; doğumdan sonra hormonlar, doğum korkusu, yeni bir ferdin sorumluluğundan doğan huysuzlukları oluyor. Yani hastanın huyu değişmiyor. Ölüme gitmiş, gelmiş bir insan. Aktif hayatının ardından bir süre için de olsa kenara çekilmiş, kendini güçsüz, güvensiz hissediyor. Kendi korkusu, paniği ile etrafa yansıyan depresif bir dönem. Hastanın biraz da psikolojik problemleri varsa, tablo ağır geçebiliyor. Dışarı çıkmıyor, ölümden korkuyor. Güçlü bir aile bağı bu depresyonu çok rahat aşmanızı sağlar. Özellikle iyi arkadaşları, eğitimi sosyal çevresi olanlarda...

* Ameliyat sonrası artık bu kişiler diğer insanlara göre

daha mı riskli gruptalar?

Hayır, iyi bir ameliyat olmuşsanız, zamanlaması iyiyse tamamen güvencedesiniz. Hiçbir zaman hastalar bana bu ameliyattan sonra ne kadar yaşarım diye sormamalıdır. Onlar doğal ömrü yaşamalı.

* Ama sanırım çok soruyorlardır...

Evet, hem de çok soruyorlar, çok merak ediyorlar. ?Bu ?by pass'lar ne kadar açık kalır??, ?Bu damarlarla ne kadar yaşarım, tekrar ameliyat olur muyum??... Bu sorulara cevabım şöyle; evet, tekrar ameliyat olabilir, yapılan ?by pass?ın tıkanması, doğal damarların tıkanmasına eş değerdir. Bir insan düşünün, ben anjiyosunu yapıyorum, damarlarında bir problem yok. Bu hasta bana sorabilir mi ?10 yıl sonra benim damarlarım ne olacak?? diye. Doğal olarak yıpranacak, iyi bakmazsan daha çok yıpranacak... Bir insana by pass yapıyorsanız, damarlarını sıfırlıyorsunuz. Şimdi bunun bana 10 yıl sonra ?ben ne olacağım? demesiyle, hiç olmamış bir insanın bunu demesi aynı şey.

> Güneşe çıkmayın

Prof. Dr. Bingür Sönmez, oldukça sıcak günler yaşadığımız bugünlerde kalp hastalarına şu önerilerde bulunuyor: Sıcaklarda iki problemimiz var. Kapak hastaları ve koroner hastalar. Kapak hastaları idrar söktürücü alırlar. Yazın, kışın kullandıkları kadar idrar söktürücü alırlarsa problem yaşarlar. Terleme ve solunum ile zaten vücut su kaybediyor, bir de idrar ile kayıp olursa volüm düşüklüğü olur, vücut ciddi su kaybedebilir. Doktorları ile konuşup ilaçlarını azaltmalılar. Koroner hastalarda çok su kaybederlerse, kan koyulaşacağı için akışkanlığı azalır. Normal şartlarda problem oluşturmayacak bu sebep; yazın kalp krizlerine, felçlere neden olabilir. Bu hastalar yazın 2.5-3 lt. su içmelidir. Diğer taraftan her iki gruptaki hastalar da güneşten uzak durmalılar, 11.00-16.00 arası güneşe çıkmamalı, fiziksel aktivitelerini azaltmalıdırlar.

> ?En genç hastalar bizde?

?Genetiğimiz Avrupa ülkelerine göre çok kötü? diyen Prof Dr. Bingür Sönmez şunları söyledi: ?İyi kolesterolümüz, yani HDL'miz çok düşük. Almanya'da doğmuş 3-4 kuşak çocuklara yapılan testler var. Onlarda bile hdl çok düşük; Alman gibi beslenip, yaşadıkları halde... Spor yapmıyoruz. Özellikle kadınlarımız çok kilolu; sigara içme oranımız çok yüksek. İlaç içmiyoruz, koruyucu hekimliğe inanmıyoruz, ?önce hasta olalım sonra tedavi edelim, bakarız' diyoruz. O nedenle kalp hastalıklarımız Avrupa'ya göre çok erken ve ağır oluyor. Benim istatistiklerime göre, Avrupa'ya göre en genç yaşta ?by pass' ameliyatı ve enfarktüs geçiren bir toplumuz.

* Sebep erken sorumluluk

Bunda erken alınan sorumluluğun payı büyük. Özellikle ülkemizde sosyo ekonomik yapısı yüksek ailelerde çocuklara çok iyi eğitimler veriliyor, yurt dışına gönderiliyorlar. Ardından da bu kişilere aile şirketlerinde büyük sorumluluklar veriliyor. Etrafınıza bir bakın genç müdürlerin sayısı ne kadar arttı. Eskiden 45-50'li yaşlarda gördüğümüz genel müdürler, şimdi 30-35'li yaşlarda. Gereğinden erken alınan sorumluluklardan kaynaklanan stres; önce ülser, kolit gibi sorunları, ardından da kalp şikayetlerini getirir.

* Ameliyat başarımız

Amerika ile yarışmıyoruz belki, ama ölüm oranlarımız amerikan standartlarının çok altında. Bugün dünyada en iyi merkezlerde bile bu oran yüzde 1.5-2 civarındadır ve bizim hastanemizde bu oran yüzde 1'in altındadır. Ülkemizde bugün bir çok noktada başarılı kalp ameliyatı yapılabiliyor, bizim farkımız imkânların ve teknolojinin de çok ileri olması. Bu işte denetleme çok önemli ve ölüm ile komplikasyon oranlarının iyi ölçülmesi lazım.?

> Sigara kesinlikle içilmeyecek

* Türkiye'deki ortalama

ömür nedir?

Türkiye'de ortalama ömür şöyle: Bundan 30 sene önce, 70'li yıllarda okulda bize öğretilen, kadınlarda 54, erkekler 50 idi. Dünya Sağlık Teşkilatı verilerine göre, bugün kadınlarda 74, erkeklerde 70'i buluyor artık. Bu ortalama Avrupa'da 80'li yaşları buluyor. Bunda toplumun kültürel yapısı, sosyal hayatı büyük rol oynuyor. Pakistan'da ise bu yaşlar 45-48. Enfeksiyonlar, basit hastalıklar, genetik, sosyal yapı çok önemli. Sosyal yapı önemli, öncelikle sağlıklı besleneceksiniz ve bu sağlıklı beslenme 10-12'li yaşlarda başlayacak.

* Çocuk yaşta yani... O halde

ebeveynlere çok görev düşüyor.

Evet, çocuk yaşta başlamalı. 20'li yaşlardan sonra çok dikkatli bir biçimde devam edecek. Çok özen gösterilmeli ve ?anti aging? bir hayat biçimi olmalı. 60'ından sonra ?anti aging? olmaz. Bu 20'li yaşlarda başlar. Kendini korumak için, gençleşmek için değil, yaşlanmamak için. Sigara kesinlikle içilmeyecek, aktif olunacak.

> Kontroller düzenli olarak yapılmalı

* Kalp damarları ile ilgili zaman zaman tetkikler yapılıyor ve bunlar temiz çıkabiliyor. Bu ?problem yok' anlamına gelir mi?

Hayır, tıp pozitif bir bilim değildir. Mühendislik pozitif bir bilimdir. Mühendislikte alırsınız bir objeyi, tartarsınız, ölçersiniz, bölersiniz, katsayısını alırsınız, bir rakam çıkar önünüze. Bu sayının altı normal, üstü anormal diyebilirsiniz. Tıp böyle değildir ve mühendislik gibi kesin sınırları yoktur. Yapılan her tetkikin bir yanılma payı vardır. Örneğin bir efor, EKG çekersiniz; o kadar çok yanılma payı vardır ki. Ciddi üç damarı tıkalı olan bir insanın kalbi tamamen normal çıkabilir. Bunun yanında efor testi yaparsınız. Eforun da yüzde 25 yanılma payı vardır ve kim bu orana denk gelecek, bilemezsiniz. Ayrıca efor şu andaki durumunuzu gösterir ve siz sınırdaysanız 6 ay sonra bir kalp enfarktüsü geçirebilirsiniz. Üçüncü aşamada ?galyum sintigrafisi? yaparsınız. Orada da yanılabilirsiniz. En ideali bilgisayarlı ?koroner anjiyografi?dir. Gerçekten de geleceğe ilişkin çok yakın bilgi veriyor. Bugün Amerika'da kardiyoloji derneği bu muayenelerin rutin hale girmesi için uğraşıyor. Bu olursa, bir çok insanın hayatı, rahatsızlığı daha yolun başında fark edildiği için kurtulacaktır. Bu uygulama en azından bir insana gereksiz yere kalp anjiyosu yapılmasını engelleyip, gelecek 5 yılını planlıyor.

> Tedavide farklı bir metod: Kalp yogası

Hastalarının normal hayata dönmelerinde kalp yogasının işe yaradığını ve bunu uyguladıklarını belirten Prof. Dr. Bingür Sönmez şunları söyledi: ?Bu çalışmalardan inanılmaz bir sosyal ortam çıktı. Yoga ile hayata daha esnek bakmaya başladılar. Bu konuda hastalarımızdan aldığımız güzel dönüşler var. Örneklersek, bir hastamızın eşi, kocası için şunları söyledi; ?Trafikte çok sinirlenirdi, geçenlerde kendisini sıkıştıran birisi için (sanırım acelesi var) diye tepki gösterip yol verdi.' Bu konuda Dr. Neslihan İskit (N.İ.) ile birlikte çalışıyoruz.?

* Kalp yogasının başlangıcı nasıl oldu, sanırım bu konuda başka bir yerde böyle bir uygulama yok?

N.İ- Kalp yogası ile yola çıkışımız, sevgili hocam Bingür Sönmez'in ?hastalarım istediğim hızla iyileşmiyorlar ve günlük hayatta zorluk çekiyorlar? demesi ile başladı. Kalp yogasına, Amerikalı Yoga Master Nischala rehberliğinde başladık. Bu süreç içinde Hindistan-Bangalore ve Vivekanda Yoga üniversitesi ile bilimsel iş birliği yaparak, dünyaca ünlü Yoga Master Raghuram ile kalp yogası programını geliştirdik. Diğer önemli bir husus; hastalarımızın kalp yogalarına verdiği tepkiler, uluslararası kongrelerde tebliğ edildi ve ilgi gördü.

* Yoganın ?by pass? olmuş hastalara kanıtlanmış bir faydası var mı?

B.S- Elbette var. Yoga aslında 5 bin yıldır uygulanmaktadır ve tüm dünyada tamamlayıcı tıp kavramı içinde, klasik tıbbın yanında hak ettiği yeri almaya başlamıştır. Kalp yogası programına katılan hastalarımızın; kan yağlarının, diyabetlerinin daha kolay kontrol altına alındığı ve daha az tansiyon ve ritim düzenleyici ilaç gereksinimleri olduğunu görüyoruz.

N.İ- Yogadaki hafif egzersizler kasları güçlendiriyor, nefes teknikleri kalbe daha kolay oksijen göndermeyi sağlıyor ve meditasyon da stresi azaltıyor. Yoga aklın, bedenin, ruhun bir araya getirilmesidir. Yoga ile doğru nefes almayı öğrenirsiniz. Bunu bilmediğimiz için birçok hastalığa zemin hazırlıyoruz. Bu nedenle ameliyat sonrası hastalarımızın daha çabuk iyileşmesi ve sosyal hayata daha çabuk dönmeleri için onlara doğru nefes alıp vermeyi öğretiyoruz.

* Ameliyattan ne kadar süre sonra hastalarınız kalp yogasına başlıyor?

N.İ- Bir ay sonra başlayabilirler. Memorial'de haftada iki gün onlar için ücretsiz kalp yogası programı düzenliyoruz.

* Tedavide müzikten de yararlanıyorsunuz...

B.S- Müzik bu ülkede 600 yıldır kullanılan bir tedavi şekli. Gördük ki müzik hastaları rahatlatıyor. Ünlü Neyzen Süleyman Ergüden, bize kalbi dinlendiren bir cd hazırlıyor. Adı ?Kalbinize Sağlık? olacak. Yoga çalışmalarımızda da, Hint müziği yerine ney sesini tercih ediyoruz...

* Hocam son tavsiyeniz ne olur?

B.S- Kalbinizi sevin, kalbinizi sevin...

Türkiye
Bu haber 16,217 defa okundu. 1 Yorum yapıldı
YORUMLAR
ARŞİV