Anasayfa

Tıbbi özenin gösterilmediğini dikkate alan İDDK tazminata hükmetti

Adli Tıp Kurumundan alınan her iki raporda da, acil hekimine atfedilen eksik uygulamalar ile maddi zarar istemine neden olan ölüm arasında kesin, mutlak bu sonucu doğuracak elverişlikte bir illiyet bağının kurulamayacağı yönünde görüş belirtilmişti.

Haber Giriş : 2026-04-18T00:10, Son Güncelleme 2026-04-13T13:34
İDDK ise yaklaşık 12 saatlik zaman diliminde 2 defa sağlık kuruluşlarına götürülmüş olmasına rağmen çocuğun bu kuruluşlarda sistemik bir muayeneye tabi tutulduğuna dair kayıt bulunmadığı, ateşin kaynağının araştırılması yönünde bir tahlil ve konsültasyon istenmediği ve buna göre çocuğun doğru teşhis ve tedaviye ulaşabilmesini temin edecek tıbbi özenin gösterilmediği gerekçesi ile idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve davalı idarenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varmıştır Olay Davacıların müşterek çocuklarının, yüksek ateş şikayetiyle götürüldüğü Sağlık Ocağı (Aile Sağlığı Merkezi) ve Devlet Hastanesinde gerekli tetkik ve tıbbi müdahalelerin yapılmaması nedeniyle ölümüne neden olunduğundan bahisle uğranıldığı iddia olunan zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuştur. İlk derece mahkemesi tazminatı haklı bulmuştur. İstinas ise davayı reddetmiştir. Danıştay Dairesi ise istinaf kararını bozmuştur. İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. İDDK özen yükümlülüğünü hatırlattı Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 14. maddesinde de ifade edildiği üzere; insanların bedensel ve ruhi varlıklarına tıbbi zorunluluklara dayalı olarak müdahalede bulunma yetkileri bulunan sağlık personelinin, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni göstermesi ve yapılan tıbbi müdahalenin haklı, gerekli ve yeterli kılacak tanı ve teşhise dayandırılması gerekmektedir. Adli Tıp Kurumu raporunu dikkate almadı Dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan 15/11/2017 tarihli rapor ile bu rapora yapılan itiraz üzerine 8. İhtisas Dairesinden alınan 19/02/2020 tarihli mütalaada, ilgili acil hekiminin tıbbi belgelerde sistemik muayene yaptığının kayıtlarının bulunmaması, bu kapsamda tanıya dönük eksik uygulamalar yapması, ateşin kaynağını araştırmaması ve çocuk ve göz uzmanlarından konsültasyon istememesi nedenleriyle tıp kurallarına uygun davranmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, bahsi geçen raporlarda, çocuğun klinik durumu ve ölüme neden olan hastalığın hızlı seyirli olması dikkate alındığında ilgili acil hekiminin eksik eylemi olmaması durumunda ölüm neticesinden kurtulmasının kesin olmadığı hususu ifade edilmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan her iki raporda da, acil hekimine atfedilen eksik uygulamalar ile maddi zarar istemine neden olan ölüm arasında kesin, mutlak bu sonucu doğuracak elverişlikte bir illiyet bağının kurulamayacağı yönünde görüş belirtilmişse de, yaklaşık 12 saatlik zaman diliminde iki defa sağlık kuruluşlarına götürülmüş olmasına rağmen çocuğun bu kuruluşlarda sistemik bir muayeneye tabi tutulduğuna dair kayıt bulunmadığı, ateşin kaynağının araştırılması yönünde bir tahlil ve konsültasyon istenmediği ve buna göre çocuğun doğru teşhis ve tedaviye ulaşabilmesini temin edecek tıbbi özenin gösterilmediği açıktır. T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas : 2025/2480 Karar : 2025/2339 Tarih : 06.11.2025 İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının, davacılar tarafından esas yönünden, davalı yanında müdahil ... tarafından vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacıların müşterek çocuklarının, yüksek ateş şikayetiyle götürüldüğü ... Sağlık Ocağı (... nolu Aile Sağlığı Merkezi) ve Ödemiş Devlet Hastanesinde gerekli tetkik ve tıbbi müdahalelerin yapılmaması nedeniyle ölümüne neden olunduğundan bahisle uğranıldığı iddia olunan zarara karşılık ... için 5.000,00-TL (miktar artırım dilekçesi ile 169.611,83-TL) maddi ve 50.000,00-TL manevi, ... için 5.000,00-TL (miktar artırım dilekçesi ile 72.608,31-TL) maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminatın ölüm tarihi olan 21/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun incelenmesinden davacıların müşterek çocuklarının ölümünde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın davalı idare tarafından tazmini gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı yönünden; Dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçelerindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın bu kısmının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalı ve davalı yanında müdahilin istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı yönünden; Aynı olay nedeniyle ilgili hekim hakkında yürütülen ceza soruşturması sırasında alınan 15/11/2017 ve 19/02/2020 tarihli Adli Tıp Kurumu raporları birlikte incelendiğinde; ilgili acil hekiminin salt tıbbi belgelerde sistemik muayene yaptığının kayıtlarının bulunmaması, bu kapsamda tanıya dönük eksik uygulamalar yapması, ateşin kaynağını araştırmaması ve çocuk ve göz uzmanlarından konsültasyon istememesi nedeniyle tıp kurallarına uygun davranmadığı değerlendirilerek kusurlandırıldığı, ancak çocuğun hastalığının klinik seyri ve hızı karşısında söz konusu hekim hatasının bulunmaması, tıp kurallarına uygun biçimde çocuğun ilk acil başvurusunda gerekli konsültasyonların alınıp, yatırılması ve tedavisine başlanması durumunda da yaşamasının kesin olmadığı, buna göre hizmet kusuru ile maddi zararın nedeni ölüm arasında kesin, mutlak bu sonucu doğuracak elverişlilikte bir nedensellik bulunmadığı, ölüm ile kusur arasındaki nedenselliğin sadece bir "olasılık" olarak değerlendirildiğinin görüldüğü, bu durumda; olayda hekimin tıbbi olarak eksik davrandığı, konsültasyon istemeyerek "özen borcuna" aykırı hareket ettiği ve davalı idarece hizmetin kusurlu işletildiğinin kabulü gerekmekle birlikte; bu kapsam ve nitelikteki hizmet kusurunun, davacıların maddi zararının nedeni çocuklarının maddi desteğinden yoksun kalmaları sonucunu doğuran ölüme neden olacak elverişlilikte olup olmadığının olaya özgülenerek değerlendirilmesi gerektiği; her iki Adli Tıp Kurumu raporunda da çocuğunun ölümüne neden olan "fulminal seyirli septisemi"nin hızı ve hastalığın seyri göz önünde bulundurulduğunda, acil hekiminin hatalı ve eksik uygulaması olmasaydı, hastanın 20/01/2017 saat 00:36'da başvurusunda gerekli konsültasyonlar alınıp, yatırılmış, takip ve tedavisine başlanmış olması durumunda, ölümden kurtulacağının kesin olmadığının belirtildiği görüldüğünden; çocuğun ölümü ile davalı idarenin ajanı hekimin özen yükümlülüğüne aykırı tıbbi uygulama hataları arasında kesin bir nedensellik bulunmadığı, bu nedenle hizmet kusuru ile nedenselliği bulunmayan davacıların ölümden kaynaklanan maddi zararları bakımından, davalı idarenin tazmin borcunu doğuran hukuksal sorumluluk koşullarının oluşmadığı, öte yandan, müdahilin yanında katıldığı tarafın haklı çıkması durumunda, müdahale giderlerinin karşı tarafa yükletilmesi gerekmekle birlikte; müdahale gideri kavramı içinde yer almayan ve sadece davanın tarafları açısından geçerli olan vekalet ücreti ile ilgili olarak, müdahile yönelik hüküm tesis edilmesine hukuksal olanak bulunmadığı gerekçesiyle davalı idare ve davalı yanında müdahil tarafından yapılan istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2021/1361,. K:2024/4022 sayılı kararıyla; Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği, Dava konusu olay kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporlarında müdahil doktor ...'un uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığının belirtildiği ve adı geçen hekim hakkında açılan ceza davasında anılan raporlar hükme esas alınarak mahkumiyet kararı verildiği, bu duruma göre davacıların çocuklarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, Bölge İdare Mahkemesince İdare Mahkemesi kararının davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı kaldırılarak maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmediği gerekçeleriyle, davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, davalı yanında müdahil ...'un temyiz istemi yönünden temyiz isteminde bulunmamış sayılmasına, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, hekimin tıbbi yardım sırasındaki kusurunun doğal gelişmeyi etkilemiş ve zararlı sonucun gerçekleşmesini önemli ölçüde artırmış olması halinde illiyet bağının kurulduğunun kabul edilmesi gerektiği, somut olayda hekimin sistematik muayene yaptığına dair kayıtların bulunmadığı, ateş etyolojisi araştırılmadan, çocuk hastalıkları ve göz hastalıkları konsültasyonları istenilmeden, ateş düşürücü uygulanmasının ardından çocuklarının taburcu edilmesi nedeniyle davalı idarece hizmetin kusurlu işletildiği ileri sürülmektedir. Davalı yanında müdahil ... tarafından, ısrar kararının esasının hukuka uygun olduğu ancak vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davacılar ve davalı yanında müdahiller tarafından, savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE MADDİ OLAY: Davacıların müşterek çocukları olan ...'ın 19/01/2017 günü öğle saatlerinde yüksek ateş şikayetiyle ... No'lu Aile Sağlığı Merkezine götürüldüğü, burada aile hekimince yapılan muayene sonucunda akut bronşit ve allerjik rinit teşhisi konulduğu, ilaç tedavisine başlandığı, şikayetlerinin geçmemesi üzerine 20/01/2017 tarihinde 00.36'da ateş ve gözde şişlik şikayetleriyle Ödemiş Devlet Hastanesi acil servisine başvurulduğu, burada müdahil doktor ... tarafından çocuğun muayenesinin yapıldığı, ateşinin 38,2 derece olduğu, muayenesinde orofarenks hiperemik, genel durum iyi, sağ göz hiperemik (konjektivit), ek patolojik bulgu görülmediği değerlendirmesi ile 1/3 novalgine yapıldığı, sonrasında çocuğa göz ve çocuk poliklinik kontrolü önerilerek saat 01.10'da taburcu edildiği, ertesi gün çocuğun saat 09.45'te tekrar aynı Hastanenin acil servisine getirildiği, sağ gözde şişlik, sağ kolda yaygın ekimotik alanlar görüldüğü, yapılan değerlendirmede akut ITP intrakranial kanama düşünüldüğü, beyin cerrahisinden konsültasyon istendiği, yapılan değerlendime sonucunda Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kliniğine sevk edildiği, çocuk yoğun bakım ünitesi gereksinimi olması nedeniyle buradan da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edildiği ve çocuk yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, yapılan müdahale ve tıbbi girişimlere karşın 21/01/2017 tarihinde vefat ettiği, olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulundan alınan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "çocuğun ölümünün fulminan seyirli septisemi (menigokoksemi) ve gelişen komplikasyonlar (DIC, intrakranial kanama) sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada kayıtlı bilgilerde çocuğun 20/01/2017 tarihinde gece 12:36'da Ödemiş Devlet Hastanesi'ne yüksek ateş ve gözünde şişlik şikayetiyle başvurduğu, Dr. ... tarafından muayenesinin yapıldığı, konjonktivit teşhis edildiği, çocuk ve göz doktoru polikinliğine başvurmalarını önerdiği, çocuğun sabah saat 09:45'de bilinç bulanıklığı, vücudunda yaygın ekimoz, gözünde şişlik şikayetiyle aynı hastaneye getirildiği, trombositopeni tespit edilip acilen sevk edildiği dikkate alındığında; Dr. ...'un tıbbi belgelere göre sistemik muayene yaptığının kayıtları bulunmadığı (vital bulguları, menengial irritasyon bulguları, döküntü olup olmadığı vb.) ateş etyolojisi araştırmadan çocuk hastalıkları ve göz hastalıkları konsültasyonları istemeden ateş düşürücü uygulamasının ardından taburcu ettiği cihetle kusurlu olduğu, çocuğun klinik durumu ve ölümüne neden olan hastalığın çok hızlı seyirli olması dikkate alındığında ise Dr. ...'un kusurlu eylemi olmaması (çocuk hastalıkları konsültasyonu istenilerek tanı konulup, yatış yapılarak uygun takip ve tedavisinin başarılması) durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı cihetle; hekimlerin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı" yönünde görüş bildirilmiştir. Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığınca "taksirle ölüme neden olma" suçundan açılan kamu davasında alınan ... tarih ve ... karar numaralı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulu raporunda, "Dr. ...'un tıbbi belgelere göre sistemik muayene yaptığının kayıtları bulunmadığı (vital bulguları, menengial irritasyon bulguları, döküntü olup olmadığı vb.), ateş etyolojisi araştırmadan çocuk hastalıkları ve göz hastalıkları konsültasyonları istemeden ateş düşürücü uygulamasının ardından taburcu ettiği, dolayısıyla; Dr. ...'un uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığı, çocuğun klinik durumu ve ölümüne neden olan hastalığın çok hızlı seyirli olması dikkate alındığında; Dr. ...'un eksik eylemi olmaması (çocuk hastalıkları konsültasyonu istenilerek tanı konulup, yatış yapılarak uygun takip ve tedavisinin başlanılması) durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı" belirtilmiştir. Öte yandan, müdahil doktor ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan açılan davada, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla müdahil doktorun beraatine karar verilmiş; bu karar, ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla kaldırılmış, müdahil doktorun görevi ihmal suçunu işlediğinin sübuta erdiği gerekçesiyle mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 01/08/1998 tarih ve 23420 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin "Tıbbi Özen Gösterilmesi" başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde "Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir." hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle illiyet (nedensellik) bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır. Öte yandan, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 14. maddesinde de ifade edildiği üzere; insanların bedensel ve ruhi varlıklarına tıbbi zorunluluklara dayalı olarak müdahalede bulunma yetkileri bulunan sağlık personelinin, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni göstermesi ve yapılan tıbbi müdahalenin haklı, gerekli ve yeterli kılacak tanı ve teşhise dayandırılması gerekmektedir. Bu belirlemeler ışığında dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacıların müşterek çocukları olan ...'ın 19/01/2017 günü öğle saatlerinde yüksek ateş şikayetiyle ... No'lu Aile Sağlığı Merkezine götürüldüğü, burada aile hekimince yapılan muayene sonucunda çocuğa akut bronşit ve allerjik rinit teşhisi konularak ilaç tedavisine başlandığı; çocuğun 20/01/2017 günü 00.36'da (aile hekimince yapılan muayeneden yaklaşık 12 saat sonra) ateş ve gözde şişlik şikayetleriyle bu defa Ödemiş Devlet Hastanesi acil servisine götürüldüğü, buradaki muayenesinde orofarenks hiperemik, genel durum iyi, sağ göz hiperemik (konjektivit), ek patolojik bulgu görülmediği değerlendirmesi ile 1/3 novalgine yapıldığı ve göz ve çocuk poliklinik kontrolü önerilerek saat 01.10'da çocuğun taburcu edildiği; ertesi gün saat 09.45'te çocuğun tekrar aynı Hastanenin acil servisine getirildiği, yapılan muayenesinde sağ gözde şişlik, sağ kolda yaygın ekimotik alanlar görüldüğü ve akut ITP intrakranial kanama düşünülerek beyin cerrahisinden konsültasyon istenildiği, yapılan değerlendime sonucunda Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kliniğine sevk edildiği, çocuk yoğun bakım ünitesi gereksinimi olması nedeniyle buradan da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edildiği ve çocuk yoğun bakım ünitesinde yapılan müdahale ve tıbbi girişimlere karşın 21/01/2017 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan 15/11/2017 tarihli rapor ile bu rapora yapılan itiraz üzerine 8. İhtisas Dairesinden alınan 19/02/2020 tarihli mütalaada, ilgili acil hekiminin tıbbi belgelerde sistemik muayene yaptığının kayıtlarının bulunmaması, bu kapsamda tanıya dönük eksik uygulamalar yapması, ateşin kaynağını araştırmaması ve çocuk ve göz uzmanlarından konsültasyon istememesi nedenleriyle tıp kurallarına uygun davranmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, bahsi geçen raporlarda, çocuğun klinik durumu ve ölüme neden olan hastalığın hızlı seyirli olması dikkate alındığında ilgili acil hekiminin eksik eylemi olmaması durumunda ölüm neticesinden kurtulmasının kesin olmadığı hususu ifade edilmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan her iki raporda da, acil hekimine atfedilen eksik uygulamalar ile maddi zarar istemine neden olan ölüm arasında kesin, mutlak bu sonucu doğuracak elverişlikte bir illiyet bağının kurulamayacağı yönünde görüş belirtilmişse de, yaklaşık 12 saatlik zaman diliminde iki defa sağlık kuruluşlarına götürülmüş olmasına rağmen çocuğun bu kuruluşlarda sistemik bir muayeneye tabi tutulduğuna dair kayıt bulunmadığı, ateşin kaynağının araştırılması yönünde bir tahlil ve konsültasyon istenmediği ve buna göre çocuğun doğru teşhis ve tedaviye ulaşabilmesini temin edecek tıbbi özenin gösterilmediği açıktır. Bu duruma göre, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve davalı idarenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı yanında müdahil, anılan kararı yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz etmekte ise de, Kurulumuzun bozma kararı üzerine yeniden bir karar verileceğinden, bu aşamada yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, Davanın kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen kabulü, kararının maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılması, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA, Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/11/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
Memurlar.Net