Anasayfa

Eğitim sendikalarının iş bırakma eylemi doğru muydu?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okul saldırıları sonrası eğitim sendikalarının ilan ettiği iş bırakma eylemi, hükümet yetkilileri, akademisyenler ve sendikacılar arasında çok boyutlu bir tartışma başlattı. Peki bu eylem hukuken ne ifade ediyor? Avrupa'da benzer olaylarda ne yapıldı? Tartışmanın asıl gündemi ne olmalı?

Haber Giriş : 2026-04-20T00:56, Son Güncelleme 2026-04-20T01:12

Şanlıurfa'da bir öğrencinin öğretmenini, Kahramanmaraş'ta ise bir öğrencinin bir öğretmeni ve 9 öğrenciyi katletmesinin ardından Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen başta olmak üzere çeşitli eğitim sendikaları iş bırakma eylemi ilan etti. Bu karar, İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan'ın sert eleştirileri, akademisyen Prof. Dr. Ulvi Saran'ın hukuki itirazları ve farklı sendika konfederasyonlarının açıklamalarıyla birleşince, ülke gündeminde geniş yer buldu.

Bu tartışma yalnızca bir iş bırakma eyleminin ötesine geçiyor: Kamu görevlilerinin grev hakkı, okul güvenliği politikaları ve sendikal eylemlerin zamanlaması gibi köklü sorular gün yüzüne çıkıyor.

İçişleri Bakan Yardımcısı Turan: 'Cenaze Varken Okula Gitmeme Vicdanlarda Yara Açtı'

Bakan Yardımcısı Bülent Turan, eylemin anayasal bir hak olduğunu kabul etmekle birlikte zamanlamasını sert bir dille eleştirdi. 'O gün bırakın okula gitmemeyi, hasta olan öğretmenin de, izinli olanın da okula sahip çıkması gereken bir gündü' diyen Turan, polisin karakola saldırı sonrası göreve gitmemesiyle eğitimcilerin iş bırakmasını kıyasladı.

Turan'ın eleştirisi iki ayrı iddiayı kapsıyor: Birincisi, trajedinin hemen ertesinde iş bırakmanın farkındalık yaratmak yerine kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturduğu; ikincisi ise milli bayram olan 23 Nisan kutlamalarının iptalini savunan siyasi tutumların kabul edilemez olduğu.

Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: 'Polis Teşbihi Abes, Odaklanın Asıl Soruna'

Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan, Bakan Yardımcısı'nın polis teşbihine doğrudan itiraz etti: 'Öğretmen kolluk görevlisi midir?' diye soran Geylan, son 10 yılda görevi başında kaç öğretmenin hayatını kaybettiğini sorguladı.

Geylan'ın yanıtının özü şu: Eylemin amacı farkındalık oluşturmaktır; okul güvenliğinin yetersizliğine dikkat çekmek isteyen öğretmenler, mesleğini karalayan değil aksine destekleyen bir tutum sergilemiştir. Ona göre asıl tehlike, bu haklı çığlığı 'toplumda mahküm etmeye çalışmak'tır.

Memur-Sen / Eğitim Bir-Sen Başkanı Ali Yalçın: 'Odak Saptırıldı, Maksat Hasıl Oldu'

Hükümet yanlısı konfederasyon Memur-Sen'in başkanı Ali Yalçın ise farklı bir çizgide durdu. Yalçın'a göre iş bırakma eyleminin özündeki amaç okul güvenliği ve dijital tehlikeler konusundaki farkındalığı artırmaktı; ancak bazı sendikalar bu meşru çerçeveyi siyasi zemine taşıdı.
Sapla samanı karıştırıp üzüm yeme değil bağcı dövmeye yelteniyorlar. Derdi derdimiz olmayanlardan uzağız biz.

Yalçın'ın dikkat çektiği çarpıcı çelişki şu: Bir ay önce 'Okullar karakol değildir' diyen bir sendika, bir ay sonra 'Okullarda neden polis yok?' diye soruyorsa, bu tutarsızlığın hesabı verilmeli.

Prof. Dr. Ulvi Saran: 'Güvenceli Memurun Grev Hakkı Sendikacılığın Temel Mantığına Aykırı'

Tartışmanın teorik boyutuna en sert müdahaleyi akademisyen ve eski Vali Prof. Dr. Ulvi Saran yaptı. Saran'ın tezi net: İş güvencesi olan, 65 yaşına kadar çalışması garanti altındaki bir kamu görevlisinin iş bırakma hakkı kullanması, sendikacılığın temel mantığıyla çelişir.

Saran bu argümanı şu çerçeveye oturtuyor: Grev hakkı, esasen işverenin işçiyi işten çıkarma gücüne karşı bir denge mekanizmasıdır. Bu güç asimetri olmadan anlamsız kalır. Kamu görevlisine grev hakkı tanınacaksa karşılığında devlete de 'performans düşüklüğü ya da fazlalık' gerekçesiyle personel çıkarma hakkı verilmelidir.

Bu görüş, Türkiye'nin henüz tam olarak benimsemediği ama dünyada örnekleri olan bir modele işaret ediyor. Saran'ın argümanı Alman anayasa mahkemesinin 2018 tarihli kararıyla örtüşüyor: Mahkeme, kamu görevlilerinin (Beamte) grev hakkının anayasal olarak yasaklandığına ve bunun 'kamu yönetiminin felç edilemeyeceği' ilkesine dayandığına hükmetti.

Dünya Örnekleri: Bu Tartışma Avrupa'da Nasıl Yaşanıyor?

Okul şiddeti ve öğretmen eylemleri meselesi Türkiye'ye özgü değil. Avrupa'da da son yıllarda bu iki sorun iç içe geçiyor.

Almanya: Kamu görevlisi statüsündeki öğretmenler anayasal olarak grev yapamaz. Öğretmenlerin yaklaşık dörtte üçü bu statüde. Okul şiddetine tepki genellikle meclis gündemine taşıma, sosyal destek paketi açıklama ve sosyal medya erişimine kısıtlama tartışmaları biçiminde şekilleniyor.
Fransa: 2024-25 döneminde bir okul gözetmeninin 14 yaşındaki bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürülmesi Fransa'yı sarstı. Fransız hükümetinin tepkisi iş bırakmaları kriminalize etmek değil; okullarda telefon yasağı getirmek, rehberlik hizmetlerini genişletmek ve sosyal medya platformlarını yasal düzenlemeye tabi tutmak oldu. Fransız öğretmenler yasal grev hakkına sahip ancak bildirim zorunluluğu var.
İngiltere: Öğretmenlerin grev hakkı yasal çerçevede tanınmış durumda. Okul güvenliği sorunlarına çözüm olarak 1996 Dunblane trajedisinin ardından güvenlik kameraları ve kontrollü giriş sistemleri yaygınlaştırıldı. Son dönemde ise okullarda telefon yasağı gündemin ön sıralarında.

Bu üç ülkenin ortak paydası dikkat çekici: Hükümetler, öğretmen eylemlerini suçlamak yerine somut güvenlik tedbirlerine yöneldi ve dijital ortamın şiddeti besleyen boyutunu gündemin merkezine taşıdı.

Memurlar.Net - Özel