Yazar Aslan Değirmenci üzerinden 19 yıl geçen 27 Nisan e-muhtırası sürecindeki kayıt dışı siyasete dikkat çeken bir değerlendirme kaleme aldı. İşte Aslan Değirmenci'nin analizi:
"27 Nisan süreci, yalnızca bir askeri açıklamayla sınırlı değildi. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yürütülen tartışmalar, 367 krizi, sokak mobilizasyonları ve kurumsal baskılar; siyasetin doğal akışını kesintiye uğratmaya dönük geniş bir "kayıt dışı siyaset" zeminine işaret ediyordu. Bu zeminde asıl hedef, milletin iradesini dolaylı yollarla etkisizleştirmek, hatta bir anlamda rehin almaktı. Özellikle "laiklik" kavramı etrafında yürütülen tartışmaların, toplumun inanç değerlerini baskı altına alma ve siyasal tercihleri daraltma aracına dönüştürülmek istendiği açıkça görüldü.
Ancak bu kez denklem değişti. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sergilediği kararlı ve onurlu duruş, bu müdahaleye klasik reflekslerle değil; sivil siyasetin güçlü bir karşı hamlesiyle cevap verilmesini sağladı. Geri adım atmayan, adayını değiştirmeyen ve nihai sözü yeniden millete bırakan yaklaşım, adeta bir "sivil manifesto" niteliği taşıyordu. Bu tavır, sadece bir krizi yönetmek değil; vesayet düzenine karşı yeni bir siyasal hattın inşa edildiğini ilan etmek anlamına geliyordu.
Burada kritik olan nokta şudur.
Vesayet mekanizmaları, doğrudan yönetime el koymadan da etkili olabileceklerini düşündüler. Ancak karşılarında, meşruiyetini milletten alan ve bu meşruiyeti tartışmaya açmayan bir irade buldular. Bu irade, süreci sandığa taşıyarak hem baskıyı boşa çıkardı hem de daha güçlü bir toplumsal destekle yoluna devam etti.
27 Nisan e-muhtırası, bu yönüyle sadece bir müdahale girişimi değil; aynı zamanda Türkiye'de özgürlükler ile vesayet arasındaki mücadelenin dönüm noktalarından biridir. O gece verilen cevap, milletin tercihinin, inançlarının ve yön tayin etme hakkının hiçbir gerekçeyle askıya alınamayacağını net biçimde ortaya koymuştur.
Bugün gelinen noktada bu sürecin en önemli dersi açıktır.
Kayıt dışı siyasetle, dolaylı müdahalelerle ya da kavramlar üzerinden baskı kurarak millet iradesi sınırlandırılamaz. Türkiye, yönünü belirleme hakkını yalnızca millete ait gören bir çizgide ilerlemektedir. 27 Nisan'a verilen sivil ve kararlı cevap da bu çizginin en net ilanlarından biri olarak tarihteki yerini korumaktadır."