Belediyenin iddiaları
2018 yılında alınan 4 sayılı meclis kararında, iki yıllık meslek yüksekokulu unvanlı personel için tekniker pozisyonunda sözleşme imzalanmasına karar verilmesine rağmen bu unvana uymayan meslek lisesi mezunu davacı ile meclis kararı hilafına sözleşme imzalandığı, 2019 yılında da aynı şekilde karara rağmen sözleşmesinin devam ettirildiği, yapılan usulsüzlüğü gizlemek adına davacının işe giriş bildirgelerinde büro memuru (İdari işler) unvanı ile işe girişinin yapıldığı, davacının bulunduğu metal teknolojileri teknisyeni (Kaynakçılık) ile ilgili olarak belediyede herhangi bir müdürlük veya birimin bulunmadığı, bu meslek unvanlı bir çalışanın hizmetine ihtiyacın olmadığı.
İlk derece mahkemesi ise davayı reddetmişti. İstinaf ise bu kararı aşağıdaki değerlendirmeler ile bozmuştur:
Davacının iddiaları
Davacı tarafından sunulan belgelerin incelenmesi sonucu, tanık ifadelerine ilişkin beyanlarda; davacıya siyasi nedenlerle baskı yapıldığının; ancak, bu şekilde yıldırılamadığının, davacı hakkında farklı tarihlerde sözleşme imzalamadığına dair sahte 3 adet tutanak tutulduğunun, iki personelin sözlü olarak sözleşmeyi imzalamak istemediğini söylediğinin tamamen gerçek dışı olduğunun, Mahkemeyi yanıltmaya yönelik bir hareket olduğunun belirtildiği, davacının bu tutanaklarda imzasının bulunmadığı ve maaşının da düşürülerek sözleşme hazırlandığı hususları da gözönüne alındığında kendi isteğiyle sözleşme imzalamadığı konusunda tereddüt bulunmaktadır.
Düşük ücret teklif edildiği için imzalamamışlar
Dosyada bulunan belgelerin incelenmesi sonucu davacının sözleşme ücretinin sözleşme sonlandırılmadan önce 4.000-TL civarında olduğu, yargı kararından sonra ise daha düşük ücret teklif edildiği gözönüne alındığında, davalı idarenin yeni hizmet sözleşmesinde düşük ücret belirleme eyleminin yargı kararının uygulanmasından, kaçınmak şeklinde olduğu, sonuçta sözleşmenin feshine yönelik açılan davada verilen iptal kararının gereği gibi uygulanmadığı anlaşıldığından davalı idare iddialarına itibar edilmemiştir.
Bu durumda, sözleşmesinin sonlandırılması işleminin yargı kararıyla iptali üzerine, bu kararı uygulaması zorunlu olan ve yargı kararı uyarınca yeniden işe başlatılması için düzenlenen hizmet sözleşmesinde davacının aylık ücretini 3.000-TL olarak belirleyen idarece, işe başlama bildirgesiyle düşük ücret belirlenerek davacı hakkında işe başlatılmaması yönünde tesis edilen dava konusu işlem yargı kararının uygulanmaması suretiyle gerçekleştirildiğinden, işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
NOT: T.C. Danıştay Onikinci Dairesinin Esas No: 2025/3698, Karar No: 2025/4690 kararı da aynıdır.
T.C.
DANIŞTAY
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No: 2025/3548
Karar No: 2025/4691
İSTEMİN KONUSU:
... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem:
Belediye Başkanlığında 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesine istinaden ... olarak görev yapan davacının, sözleşmesinin sonlandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı aylıklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine ve 10.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının, teklif edilen hizmet sözleşme ücretinin bir önceki yıllara ait sözleşme ücretinden daha düşük bir ücret olarak belirlenmesi sebebiyle imzadan imtina ettiğini beyan etmiş olduğu, sözleşmesiz personel çalıştırılamaması, davanın konusunun sözleşme ücretinin belirlenmesi ve sözleşmenin sonlandırılmasına ilişkin meclis kararı olmadığı, davacının yargı kararı gereği sigorta girişi yapılarak işe başlatılması sonrasında hizmet sözleşmesini imzalamaması nedeniyle davalı idarece davacının sözleşmesiz çalıştırılamayacağı açık olduğundan ve hizmetinden davacının fiili nedeniyle yararlanılamadığı hususu dikkate alınarak işinin sonlandırılmasına ilişkin işlemde mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:
... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, Danıştay Onikinci Dairesinin 16/10/2024 tarih ve E:2024/2787, K:2024/4269 sayılı bozma kararına uyularak; uyuşmazlıkla, davalı idarece hizmetin gerektirdiği pozisyona ihtiyaç kalmadığının somut olarak ortaya konulamadığı, dosyaya istinaf aşamasında davacı tarafından sunulan belgelerin incelenmesi sonucu, tanık ifadelerine ilişkin beyanlarda; davacıya siyasi nedenlerle baskı yapıldığının; ancak, bu şekilde yıldırılamadığının, davacı hakkında farklı tarihlerde sözleşme imzalamadığına dair sahte 3 adet tutanak tutulduğunun, iki personelin sözlü olarak sözleşmeyi imzalamak istemediğini söylediğinin tamamen gerçek dışı olduğunun, Mahkemeyi yanıltmaya yönelik bir hareket olduğunun belirtildiği, davacının bu tutanaklarda imzasının bulunmadığı ve maaşının da düşürülerek sözleşme hazırlandığı hususları da gözönüne alındığında kendi isteğiyle sözleşme imzalamadığı konusunda tereddüt bulunduğu, davacının sözleşmesinin sonlandırılmasına ilişkin 10/01/2020 tarihli belediye meclis kararının iptali sonrasında, yargı kararının uygulanması kapsamında, önce işe giriş bildirgesinin düzenlendiği, sonrasında ise, davacının imza atmaktan imtina ettiğinden bahisle, henüz sözleşme imzalanmadan önce tutulan ve davacıların sözleşme imzalamayı reddettiklerine dair tutanaklara dayanılarak "davacının işinin sonlandırılmasına" şeklinde dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmakta ise de, idarece sözleşme imzalanmama nedeni olarak tutulan tutanaklara dayanıldığı, davacının ise sözleşmesinin sonlandırılmasından önce aldığı ücret yüksek olduğu için sözleşme imzalanmadığının öne sürüldüğü görülmekte olup, her iki tarafın da beyanlarında çelişki olduğu; ancak, dosyada bulunan belgelerin incelenmesi sonucu davacının sözleşme ücretinin sözleşme sonlandırılmadan önce 4.000-TL civarında olduğu, yargı kararından sonra ise daha düşük ücret teklif edildiği gözönüne alındığında, davalı idarenin yeni hizmet sözleşmesinde düşük ücret belirleme eyleminin yargı kararının uygulanmasından, kaçınmak şeklinde olduğu, sonuçta sözleşmenin feshine yönelik açılan davada verilen iptal kararının gereği gibi uygulanmadığı anlaşıldığından davalı idare iddialarına itibar edilmediği; bu durumda, sözleşmesinin sonlandırılması işleminin yargı kararıyla iptali üzerine, bu kararı uygulaması zorunlu olan ve yargı kararı uyarınca yeniden işe başlatılması için düzenlenen hizmet sözleşmesinde davacının aylık ücretini 3.000-TL olarak belirleyen idarece, işe başlama bildirgesiyle düşük ücret belirlenerek davacı hakkında işe başlatılmaması yönünde tesis edilen dava konusu işlem yargı kararının uygulanmaması suretiyle gerçekleştirildiğinden, işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, öte yandan; Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca, hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm parasal ve özlük haklarının da tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği, davacının manevi tazminat talebi incelendiğinde; manevi tazminat, belli bir zarar karşılığı olmayan, yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşıyan bir tazminat çeşidi olup, bir idari işlemin mevzuata aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her aykırılığın tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı idare hukukunun bilinen ilkelerinden olup idari işlemlerin iptalini gerektiren nedenler ile hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bir bağlılık ve özdeşlik bulunmadığı, buna göre bir idari işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olmasının, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmeyeceği, bir başka ifadeyle işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlığı ve aykırılığı, kendiliğinden hizmet kusuru olarak niteleme olanağı bulunmadığı, idari bir işlemin yapılması ve uygulanmasından dolayı hizmet kusurunun varlığından ve tazmin sorumluluğundan bahsedebilmek için, saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerektiği, uyuşmazlık konusu olayda ise, dava konusu işlem iptal edilerek, davacının yoksun kaldığı parasal hakların ödenmesine karar verildiği, ayrıca manevi tazminatın ödenmesini gerektirecek nitelikte davalı idarece ağır hizmet kusurunun bulunmadığı, bu nedenle manevi tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:
Davacının önceki dönem belediye başkanı ile olan yakınlığı sebebiyle hukuka aykırı olarak kendisiyle sözleşme imzalandığı, 2018 yılında alınan 4 sayılı meclis kararında, iki yıllık meslek yüksekokulu unvanlı personel için tekniker pozisyonunda sözleşme imzalanmasına karar verilmesine rağmen bu unvana uymayan meslek lisesi mezunu davacı ile meclis kararı hilafına sözleşme imzalandığı, 2019 yılında da aynı şekilde karara rağmen sözleşmesinin devam ettirildiği, yapılan usulsüzlüğü gizlemek adına davacının işe giriş bildirgelerinde büro memuru (İdari işler) unvanı ile işe girişinin yapıldığı, davacının bulunduğu metal teknolojileri teknisyeni (Kaynakçılık) ile ilgili olarak belediyede herhangi bir müdürlük veya birimin bulunmadığı, bu meslek unvanlı bir çalışanın hizmetine ihtiyacın olmadığı, ... yılında alınan ... sayılı meclis kararı ile teknisyen kadrolarının belediye meclisince oybirliğiyle iptal edildiği, davacıya üç ayrı tarihte teklif edilmesine rağmen imtina ettiği için imzalanmış bir sözleşmenin bulunmadığı, davacıya ödenecek ücretin kanuna ve diğer tüm mevzuata uygun olarak belirlendiği, buna rağmen davacı tarafından bu meclis kararına karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:
Temyize konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı idarenin duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu kararın, "işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine" ilişkin kısmı incelendiğinde;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değişik "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştayın kararı düzelterek onayacağı kuralına yer verilmiştir.
Bir idari işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalarda, uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak; idareye başvuru varsa başvuru tarihinin, başvuru yoksa davanın açıldığı tarihin esas alınması gerektiği hususu, Danıştay içtihatlarıyla istikrar kazanmıştır.
Bu durumda, davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarına uygulanacak "yasal faizin başlangıç tarihi"nin, dava açma tarihi olan 25/01/2021 tarihi esas alınarak, bu tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken; "işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine" şeklinde hüküm kurulmasında hukuka ve Danıştay içtihatlarına uygunluk bulunmamakta ise de; bu yanlışlık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan eksiklik ve yanlışlık kapsamında olduğundan, Bölge İdare Mahkemesi kararının, "işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının dava açma tarihi olan 25/01/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü İdare Mahkemesi kararının kaldırılması, dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi, manevi tazminat isteminin ise reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Kullanılmayan ...-TL yürütmenin durdurulması harcının davalı idareye iadesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, kesin olarak, 23/10/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, belediyelerin; anılan maddede sayılan ve hizmetine ihtiyaç duyulan unvanlarda, yıllık sözleşme ile personel çalıştırabilmesi mümkündür.
Bu kapsamda çalıştırılan sözleşmeli personelin sözleşmesinin takip eden yıllarda yenilenmesi, hizmetine duyulan ihtiyacın devam etmesine bağlı olduğundan; belediyelerin, ihtiyacı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, sözleşmeli personelin sözleşmesini yenileyip yenilememe konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Belediyede 2011 yılından itibaren sözleşmeli teknisyen olarak görev yapan davacının, 31/12/2019 tarihinde sona eren sözleşmesinin Çelebi Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararı ile yenilenmemesi üzerine açılan davada, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, iptal kararı üzerine davacının işe giriş bildirgesi 30/12/2020 tarihinde düzenlendiği ve sözleşme imzalamak üzere 30/11/2020, 03/12/2020, 11/12/2020 tarihlerinde davet edildiği ancak davacının, düşük ücretle sözleşme imzalandığı gerekçesiyle imzadan imtina ettiği, bu durumun aynı tarihli tutanaklarla kayıt altına alındığı, sözleşme imzalanamaması üzerine davacının işinin sonlandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, sözleşmeli personel olan davacının sözleşmesinin yenilenmemesine ilişkin işlemin yargı kararı ile iptali sonrasında imzalanacak sözleşmenin 01/01/2020-31/12/2020 dönemi için olduğu, idarece üç kez sözleşme imzalamak üzere davet edildiği ancak davacının sözleşmeyi imzalamaktan imtina ettiği, bu durumda yargı kararının uygulanmadığından söz edilmesinin hukuken mümkün olmadığı; öte yandan her ne kadar davacı tarafından düşük sözleşme ücreti teklif edilmemesi nedeniyle sözleşme imzalamaktan imtina edildiği ileri sürülse de bu hususun sözleşme imzalandıktan sonra yargı kararının gereği gibi uygulanmadığından bahisle ayrıca dava konusu edilebileceği anlaşıldığından, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılması, dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının tahakkuk tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ödenmesi, manevi tazminat isteminin reddi yolundaki temyize konu kararın bozulması gerektiği görüşüyle, çoğunluk kararına katılmıyorum.