Devlet Su İşleri'nde Örgütlenme Girişimi Reddedildi
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası, 2010 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenme faaliyeti yürütmüş ve kurumda özel güvenlik hizmeti veren bazı çalışanlar sendikaya üye olmuştu. Ancak DSİ 10. Bölge Müdürlüğü, 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamındaki özel güvenlik çalışanlarının sendikaya üye olamayacağı gerekçesiyle üyelikleri kabul etmemiş ve aidatları sendikaya aktarmamıştı.
Sendikanın bu işlemin iptali istemiyle açtığı dava, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Mahkeme, 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun o dönemde yürürlükte olan 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendini gerekçe gösterdi; bu düzenleme kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personelinin sendikaya üye olamayacağını öngörüyordu. Kararın temyizi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi de mahkemenin ret kararını onadı. Sendika, nihai kararı 4/5/2021 tarihinde öğrenerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.
Sendika Kurma Hakkına Yönelik Müdahalenin Kanunilik Denetimi
Anayasa Mahkemesi, özel güvenlik personelinin üyelik başvurusunun reddedilmesini sendika hakkına yönelik bir müdahale olarak kabul etti ve bu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde aranan kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütlerini taşıyıp taşımadığını inceledi. Yüksek Mahkeme, dava tarihinde yürürlükte olan 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin şekli anlamda bir kanun hükmü olduğunu, ancak kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeline yönelik sendika yasağının mutlak nitelikte olması nedeniyle erişilebilirlik ve öngörülebilirlik bakımından kanunilik ölçütünü karşılamadığı sonucuna vardı.
Kategorik Yasaklamanın Ölçülülük İlkesine Aykırılığı
Kararda, müdahalenin kamu düzeninin korunmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığı kabul edilmekle birlikte, sendika hakkının kategorik biçimde ortadan kaldırılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bulunmadığı vurgulandı. Anayasa Mahkemesi, daha önce E.2023/92, K.2023/156 sayılı norm denetimi kararına atıfla, kamu görevlilerinin sendikal hak ve özgürlüklere tam olarak sahip olması gerektiğini, bazı görevlilerin bu haktan kategorik olarak mahrum bırakılmasının demokratik toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamayacağını yineledi. Kamuda çalışan özel güvenlik personelinin de diğer çalışanlar gibi çalışma koşulları ve ekonomik taleplerini örgütlü biçimde dile getirebilmesi gerektiği, nitekim sonraki dönemde 6289 sayılı Kanun'la bu yasağın kaldırıldığı da kararda hatırlatıldı. Mahkeme, mutlak yasaklama biçimindeki müdahale için herhangi bir telafi edici mekanizma öngörülmemiş olmasını da orantısızlık göstergesi olarak değerlendirdi.
Manevi Tazminat ve Yeniden Yargılama Kararı
Anayasa Mahkemesi oy birliğiyle Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine hükmetti. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir örneği, yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine gönderildi; bu yönde Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan ve üye Yusuf Şevki Hakyemez karşı oy kullandı. Başvurucuya ayrıca oy birliğiyle net 50.000 TL manevi tazminat ile 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verildi. Buna karşılık makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle oy birliğiyle kabul edilemez bulundu.
Karşı Oylarda Giderim Yöntemi Tartışması
Karara iki üye giderim yöntemi bakımından karşı oy yazdı. Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, ihlale yol açan kuralın mülga hale gelmiş olsa da yeniden yargılama yerine Anayasa Mahkemesi Bölümünün Anayasa'nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması gerektiği görüşünü savundu. Üye Yusuf Şevki Hakyemez ise daha kapsamlı bir gerekçeyle, ihlalin doğrudan kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin yasama organına çağrıda bulunma veya derece mahkemelerini itiraz yoluna yönlendirme pratiğinin bugüne kadar sınırlı sonuç verdiğini, bu nedenle Mahkemenin kendisinin Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesinin daha isabetli olacağını belirtti. Kararı görmek için tıklayınız.