Otuz haftalık ikiz gebe acil serviste saatlerce bekletildi, bebeklerden biri ölü doğdu
Olay 24 Kasım 2015'te Sivas'ta yaşandı. Otuz haftalık ikiz bebeğe hamile olan anne, sancı ve bel ağrısıyla saat 17.50 sıralarında Sivas Numune Hastanesi Kadın Doğum Acil Servisine gitti. Eşi de yanındaydı. Kolluğun düzenlediği tutanağa göre çift, saat 19.26'ya kadar hastane koridorunda muayene edilmeden bekledi.
Muayenede bebeklerden birinin ters geldiği, yani ayak kısmından doğmak üzere olduğu anlaşıldı. Anne, saat 20.00 sıralarında ebe eşliğinde ambulansla Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesine sevk edildi. Burada sezaryenle doğum yapıldı. Bebeklerden birinin boynuna bir tam tur kordon dolanmıştı ve bebek ölü doğdu. Diğer bebek ayak geliş yöntemiyle sağ olarak dünyaya geldi. Bu bebek sonraki yıllarda prematüre retinopatisi ve böbrek genişlemesi nedeniyle doktor takibinde kaldı.
Aile Sağlık Bakanlığına başvurdu, sonra Sivas İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtı
Anne ve baba, zararlarının karşılanması için önce Sağlık Bakanlığına başvurdu. İdare, talebi zımnen reddetti. Bunun üzerine çift, 29 Ağustos 2017'de Sivas İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtı. Davada 1.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat istediler.
Sivas İdare Mahkemesi, Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi raporu aldı. ATK raporlarında sağlık çalışanlarının uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin organizasyon hatası bulunmadığı belirtildi. Mahkeme bu raporlara dayanarak maddi tazminat talebini reddetti. Manevi tazminatta ise farklı bir sonuca vardı. Mahkeme, riskli gebelik grubundaki annenin acil serviste iki saatten fazla bekletildiğini kabul etti. Bu nedenle anneye 15.000 TL, babaya 10.000 TL manevi tazminat verilmesine karar verdi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi manevi tazminatı kaldırdı, Danıştay temyiz talebini reddetti
İdarenin istinaf başvurusu üzerine dosya Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesine gitti. Daire, 11 Kasım 2020'de maddi tazminatın reddini onadı. Manevi tazminat yönünden ise davanın reddine kesin olarak karar verdi. Böylece Sivas İdare Mahkemesinin hükmettiği toplam 25.000 TL'lik manevi tazminat kaldırılmış oldu.
Çift, 12 Mart 2021'de temyiz yoluna gitti. Danıştay Onüçüncü Dairesi, dava konusu miktarın parasal temyiz sınırının altında kaldığını belirterek 6 Temmuz 2021'de temyiz talebini kesin olarak reddetti. Çift bu arada nihai kararı 4 Şubat 2021'de öğrenmiş ve 5 Mart 2021'de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştı.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda üç iddiayı inceledi: Makul süre, temyiz hakkı ve maddi manevi varlığın korunması
Başvurucular üç iddia ileri sürdü. Birincisi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiydi. İkincisi, kararın kesin olması yüzünden temyiz yoluna gidememeleri nedeniyle hükmün denetlenmesini isteme hakkının ihlal edildiğiydi. Üçüncüsü ise maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğiydi.
Makul sürede yargılanma iddiası başvuru yolları tüketilmediği için kabul edilmedi
İkinci Bölüm, yargılamanın uzun sürdüğüne ilişkin iddiayı kabul edilemez buldu. Mahkemeye göre bu tür şikayetlerde önce Tazminat Komisyonuna başvurulması gerekiyordu. Başvurucular bu yola gitmeden Anayasa Mahkemesine geldiği için iddia, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedildi.
Hükmün denetlenmesini isteme hakkı iddiası konu bakımından yetkisizlikle reddedildi
Temyiz yoluna gidememe şikayeti de kabul edilmedi. Anayasa Mahkemesi, bu hakkın Anayasa'da güvence altında olduğunu hatırlattı. Ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu protokoller, hukuk yargılamasında ve idari yargıda bu hakka güvence vermiyor. Sözleşme, bu hakkı yalnızca ceza yargılamasında koruyor. Bir bireysel başvurunun incelenebilmesi için ihlal iddia edilen hakkın hem Anayasa'nın hem de Sözleşme'nin ortak koruma alanında olması gerekiyor. Bu nedenle iddia, konu bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez bulundu.
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı: Devletin sağlık hizmetinde pozitif yükümlülüğü
Mahkeme, esas incelemeyi yalnızca Anayasa'nın 17. maddesi üzerinden yaptı. Ölü doğan bebeğe ilişkin şikayet de bu madde kapsamında, anne ve babanın maddi ve manevi varlığı çerçevesinde değerlendirildi.
Anayasa Mahkemesi önce bu hakkın kapsamını anlattı. Devlet, kişilerin maddi ve manevi varlığına keyfi biçimde müdahale etmemekle yükümlü. Ama bu yeterli değil. Devletin ayrıca sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamını ve maddi ve manevi varlığını koruyacak şekilde düzenlemesi gerekiyor. Buna pozitif yükümlülük deniyor. Bu yükümlülük, hizmeti kamu hastanesi de verse özel hastane de verse geçerli.
Mahkeme, tazminat davalarında yargı mercilerinin de bu hakkı korumak için derin ve özenli bir inceleme yapması gerektiğini vurguladı. Ancak Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin tıbbi sonuçlarının doğru olup olmadığını tartışmadığını da belirtti. Yani Mahkeme, olayda tıbbi ihmal bulunup bulunmadığına karar vermedi. Baktığı konu, yargı mercilerinin iddiaları yeterince araştırıp araştırmadığıydı.
ATK raporları ile tanık beyanları arasındaki çelişki giderilmedi, hemşire ifadeleri değerlendirilmedi
Mahkeme, derece mahkemelerinin bu özeni göstermediği sonucuna vardı. Kararda en dikkat çeken kısım, ATK raporları ile dosyadaki diğer deliller arasındaki çelişkiydi.
ATK raporlarında, üniversite hastanesindeki muayene kayıtlarında 2 cm açıklık ve yüzde 50 silinme yazdığı, bu yüzden annenin ilk hastaneden sevk edilene kadar aktif doğumda olmadığı belirtilmişti. Oysa ilk hastanedeki hemşireler ceza yargılamasında yeminli ifade vermişti. Bir hemşire, 7-8 cm açıklık bulunduğunu söylemişti. Diğer hemşire, bebeklerin ayak geliş olduğunu gördüğünü anlatmıştı. Üniversite hastanesinde doğumu yapan doktor da annenin sevk edilmemesi gerektiğini düşündüğünü belirtmişti. Ayrıca doktorlar arasındaki telefon görüşmesinin ses kaydı vardı.
Anayasa Mahkemesi, başvuruculara ait bu itirazların ATK raporlarında cevaplanmadığını tespit etti. Yargı mercileri de görüşme kayıtlarını getirtmedi. Hemşirelerin beyanlarını alıp ilk hastanede doğumun ne kadar ilerlediğini araştırmadı. Ceza yargılamasındaki tanık ifadelerini de değerlendirmedi. Mahkemeye göre bu çelişkinin yargılama sırasında giderilmesi gerekiyordu.
Mahkeme ayrıca, ikiz bebek beklentisiyle acil servise giden ailenin uzun süre bekletilmesi ve doktorların sevk konusundaki uyarıları gibi iddiaların tüm açıklığıyla incelenmesi gerektiğini belirtti. Bir bebeğin ölü doğması, diğerinin oksijen cihazı kullanmak zorunda kalması, prematüre retinopatisi ve böbrek genişlemesi nedeniyle takip edilmesi gibi sonuçlar da Daire tarafından gözetilmemişti.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının olaydaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaştı ve Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.
Tazminat talebi reddedildi, çözüm yeniden yargılama: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi dosyayı yeniden görecek
Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılmasının yanında 110.000 TL manevi tazminat da talep etti. Anayasa Mahkemesi tazminat isteğini kabul etmedi. Mahkemeye göre yeniden yargılama yapılması, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeterli bir giderim sağlıyor.
Karar gereği dosya yeniden görülecek. Kararın bir örneği, yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesine (E.2020/1636, K.2020/2321) iletilmek üzere Sivas İdare Mahkemesine (E.2017/802, K.2020/153) gönderilecek. Yeniden yargılamayı yapacak mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği ilke ve gerekçelere uygun hareket edecek.
Mahkeme ayrıca 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine hükmetti. Ödeme, kararın tebliğinden sonra başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvurusundan itibaren dört ay içinde yapılacak. Gecikme olursa bu sürenin bitiminden ödeme tarihine kadar yasal faiz uygulanacak. Kararın bir örneği de Adalet Bakanlığına gönderilecek. Karar, oybirliğiyle alındı. Kararı görmek için tıklayınız.