Anasayfa

1875'te bir tahvil vurgunu: Nazırlar sattı, Abdülaziz satmadı

Hukuk profesörü Ekrem Buğra Ekinci, 1875 iflas ilanı öncesi nazırların tahvillerini sattığını hatırlattı. Ekinc, tüm nazırların ellerindeki tahvilleri satmasına rağmen Sultan Abdülaziz'in satmadığını ve büyük servet kaybettiğini belirtti.

Haber Giriş : 2026-11-09T01:20, Son Güncelleme 2026-11-09T01:21

Osmanlı Devleti'nin dış borç ödemelerini yarıya indirdiği 1875 kararı öncesinde, kararı bilen devlet adamlarının ellerindeki tahvilleri sattığı aktarılıyor. Hukuk profesörü Ekrem Buğra Ekinci sosyal medya hesabından bu olayı hatırlattı. Tarihçi Yılmaz Öztuna da aynı olayı isim vererek anlatıyor. Olay, bugünkü fon soruşturması tartışmalarıyla birlikte yeniden gündeme geldi.

Ekinci: "Dürüstlük timsali Sultan Aziz satmadı"

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci olayı şöyle özetledi:

"Osmanlı hükümeti 1875'de dış borçlarını ödemekte aczini ilan etti. Devlet tahvilleri dibe vurdu, çok kişi zarar etti. Bunu bilen bürokratların hepsi -Midhat Paşa dahil- ellerindeki tahvilleri evvelden sattı. Dürüstlük timsali Sultan Aziz satmadı ve bir servet kaybetti."

Ekinci, aynı olayı 2018 tarihli "Şu Osmanlı Borçları Meselesi" başlıklı yazısında da anlatmıştı.

Ramazan Kararnamesi: Faizler tek taraflı yarıya indirildi

Olayın arka planında Osmanlı maliyesinin çöküşü var.

Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, 6 Ramazan Kararnamesi'ni yayımladı. Kararnameyle istikraz faizlerinin yarı yarıya indirildiği tek taraflı olarak ilan edildi. Borç veren devletler İngiltere ile Fransa'nın muvafakati alınmamıştı.

Yılmaz Öztuna'nın aktardığına göre 1876 yılında dış borçlar 200 milyon altını bulmuştu. Bu rakam 1861'de 25 milyon altındı. Her yıl bütçeden 14 milyon altın dış borçlara ayrılıyor, yetmiyordu. Bütçede 5 milyon altın açık vardı.

İngiltere ve Fransa kararnameyi protesto etti. Ertesi gün tahvillerin değerleri yarı yarıya düştü ve tahvil alan Osmanlı tebaası zarar gördü.

Öztuna dört ismi sayıyor

Yılmaz Öztuna, "Osmanlı Devleti Tarihi" adlı eserinde satış yaptığı öne sürülen isimleri tek tek yazıyor.

Öztuna'nın ifadesi şöyle: "Mahmüd Nedim Paşa, adliye nazırı olarak kabinede bulunan Midhat Paşa, ticaret nazırı Damad Mahmüd Celaleddin Paşa, Kont İgnatiev, ellerindeki tahvilleri bir gün önce satarak büyük kazanç sağladılar. Böyle bir şeye tenezzül etmiyen Sultan Aziz, 3 milyon altın zarara uğradı."

Öztuna aynı sayfada, faiz indirimi için Rusya'nın İstanbul büyükelçisi Orgeneral Kont İgnatiev'in sadrazamı teşvik ettiğini "rivayete göre" kaydıyla aktarıyor.

İki anlatım arasında farklar var

Ekinci ile Öztuna'nın anlatımları ana hatlarıyla örtüşüyor, ayrıntılarda ayrışıyor.

Satış zamanı konusunda Öztuna "bir gün önce" diyor. Ekinci ise 2018 tarihli yazısında "o gece, sarraflarıyla anlaşıp elindeki konsolidi külliyen satmış; 2 saat sonra iflas kararı ilan olunduğunda bir servet kazanmışlardır" ifadesini kullanıyor.

Sultan Abdülaziz'in zararı konusunda da fark var. Öztuna 3 milyon altın, Ekinci ise 2 milyon lira yazıyor.

Midhat Paşa'nın rolü de farklı aktarılıyor. Öztuna onu satış yapanlar arasında sayıyor. Ekinci ise kararın alınmasında "Adliye Nazırı Midhat Paşa'nın teşvikiyle" ifadesini kullanıyor ve satışı "Midhat Paşa ve ekibi" olarak anlatıyor.

"Türkiye borsa tarihinin ilk içeriden öğrenen ticareti" denebilir mi?

Olay sosyal medyada bazen "Türk borsa tarihinin ilk insider trading vakası" olarak anılıyor.

Osmanlı'daki ilk borsa 1866'da Dersaadet Tahvilat Borsası adıyla kuruldu. Borsanın nizamnameyle resmi kimlik kazanması kaynaklara göre 1871 veya 1873'te gerçekleşti. Yani 1875 olayı, organize bir borsanın kuruluşundan yaklaşık dokuz yıl sonra yaşandı.

Buna karşılık 1866-1875 arasında benzer işlemlerin yaşanıp yaşanmadığına ilişkin bir çalışmaya ulaşılamadı. "İlk" nitelemesi bu nedenle bir tespit değil, henüz test edilmemiş bir iddia olarak değerlendirilmeli.

Bu fiil Türk hukukuna 1992'de suç olarak girdi

Olayın hukuki boyutunda belirleyici olan bir tarih var.

İçeriden öğrenilen bilgiyle işlem yapmak, Türk hukukuna ilk kez 1992 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda yapılan değişiklikle suç olarak girdi. O dönemde suçun adı "içeriden öğrenenlerin ticareti" idi.

Yürürlükteki 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda ise fiil 106. maddede "bilgi suistimali" adıyla düzenleniyor.

Bu da 1875'teki olayın, gerçekleştiği dönemde bu fiili yasaklayan bir ceza hükmünün bulunmadığı anlamına geliyor. Dönemin tartışması hukuki değil, ahlaki bir tartışmaydı.

Bugünkü fon soruşturmasıyla kurulan bağ

Olayın yeniden gündeme gelmesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasıyla aynı döneme denk geldi.

Soruşturmada üst düzey finans bürokrasisine uzanan bir yapı iddiası bulunuyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturmaya ilişkin açıklamasında "Parayı kontrol eden mekanizmanın içindeki isimler, rüşvet çarkını kurarak üzerlerindeki denetim mekanizmalarını etkisiz hale getirmişlerdir" demişti.

Bakanın verdiği sayılara göre soruşturmada 433 şüpheli bulunuyor, 112 kişi tutuklu. İki olay arasında hukuki bir bağ bulunmuyor; benzerlik, kamu görevini elinde tutanların piyasa bilgisine erişimi tartışmasında kuruluyor.

Memurlar.Net - Özel