"ZOR SORU SOR, BENİ ATTIR İÇERİYE"
Tutuklu bulunduğu süreçte 'boş koltuk' yayınlarını sürdüren ve kendisine soruları soran Emre isimli programcıya espri yapan Altaylı, "Nasıl attırdın beni içeriye? 'Fatih Bey bu konuda ne düşünüyorsunuz', Fatih Bey içeri. Zor soru sor, beni attır içeriye. Çok mutluydun bensiz, görüyordum, boş koltuk" ifadelerini kullandı.
CEZAEVİNDEN ÇIKTIKTAN SONRA İLK YAPTIKLARI: "KENDİMİ TOPARLAMAK İSTEDİM"
"Çıktığınızdan beri hastasınız" sorusuna yanıt veren Altaylı, cezaevinden çıktıktan sonra ilk yaptıklarını anlattı:
"Sadece hasta değilim... Haldun Abi'nin cenazesine gittim. 'İlk defa insan içine çıktı' demişler. Yo ilk defa çıkmadım. Cezaevinden çıktıktan sonra normal hayatımı sürdürdüm. Sadece propaganda yapmadık. Yayın yapmadım daha doğrusu. Ama açıkça söyleyeyim eşimi, dostumu, anamı, kardeşimi, ailemi özlemiştim. Onlarla vakit geçirdim. Cezaevine kısıtlı sayıda insan gelebiliyordu. Sağ olsunlar çok gelen giden oldu... Cezaevinde onların gelip gitmesi iyi geliyor insana açık söylemek gerekirse.
Çıktığımda özlem var. Annem 80 küsür yaşında, her hafta gelemiyor, İstanbul dışında yaşıyor. Gelmesi gitmesi bir dert. O birkaç kere gelebildi. Bana geleceği sırada hastalandı. Çıkınca yılbaşının ertesi günü hemen anneme gittim. Bir hafta kadar annemi gördüm. Oradan bir hafta kafamı dinlemek için... Evde de yoğun bir trafik, geçmiş olsuna gelenler... Bir hafta tatil gibi bir kaçtım İstanbul'dan. Cezaevinden çıkar çıkmaz hemen ortalığa mı atacaktım kendimi. Kendimi toparlamak istedim. Sağlıkla ilgili... Kimseyi paniğe sokmak, sevindirmek, üzmek için söylemiyorum ama artık çok genç değilim, 63 yaşındayım. Rutin kontrollerim var. O yüzden çıktım 'Haa ben geldim' falan böyle bir durum yok. Kendimi ortalığa atacak halim yok, o tip bir adam değilim."
GÖZALTINA ALINMA ANLARI: "YAPRAK SARMASI YAPIYORDUM"
Gözaltına alındığı anlarda yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Evde Zeynep'e yaprak sarması yapıyordum. 'Ne yemek yapayım' demiştim, yaprak sarması istemişti. Evde yaprak sarması yaptım. Onu tencereye dizdim, ocağa koydum. O sırada bizde bir yabancı öğrenci kalıyordu. Zaman zaman yurt dışından bize öğrenciler gelip kalırlar. Kimi doktora öğrencisi kimi başka bir şey yapan öğrenciler gelip böyle bazen bir hafta, bazen 15 gün bizim evde kalırlar. Özellikle doktora düzeyde öğrenciler gelince iyi de oluyor. Evde de bir Güney Afrikalı öğrenci vardı. İki gün önce gelmişti. Onunla da akşam yemeği hazırlığı yapıyorduk.
Kapı çaldı. Karşımda 5-6 tane polis. Tam sayılarını hatırlamıyorum. Ondan sonra 'Fatih Bey İyi akşamlar' dediler. Görünce 'Hazırlanayım mı' dedim. 'Evet lütfen' dediler. Dedim ki 'Gidip giyineyim' dedim. Çünkü üstümde beyaz bir pantolon lacivert bir gömlek vardı. Dedi ki 'İçeri giremezsiniz', 'Niye giremiyorum' dedim. Dediler ki 'Hayır'... Peki dedim 'Ya pijamayla olsaydım ne olacaktı', ona bir cevap alamadım açıkçası.
Hande evde yoktu o sırada. O da ablasıyla beraber Bodrum'a gitmişti. Telefonumu getirdiler evde çalışan yardımcımız. Dedim 'Yanıma eşya falan bir şey alayım', 'Yok' dedi 'Fatih Bey böyle geliyorsunuz'. İyi. Evdekiler vedalaşma fırsatım bile olmadı. Hatta telefonumla da eşime arama fırsatım da olmadı. Aşağı indik. Kapının önüne indik. 3 tane ekip arabası vardı. Bir önünde bir arkada bir de ortada. Ortadaki araca beni aldılar. Son derece kibar. Son derece terbiyeli en ufak bir ne diyeyim böyle kötü tavır falan yok. Bindik oraya bir kelepçe falan da takmadılar."