Bugüne kadar yerel mahkemeler "ByLock kullandı, o halde örgüt üyesidir" mantığıyla karar veriyordu. AYM'nin Ramazan Çakır başvurusunda verdiği bu kararla birlikte mahkemeler bundan böyle şu soruları sormak zorunda kalacak:
"Kişi ByLock'u hangi amaçla kullandı? Örgütün suç işleme amacını biliyor muydu? Örgüt hiyerarşisine bilerek ve isteyerek dahil oldu mu? Örgütün varlığına veya faaliyetlerine maddi ya da manevi somut bir katkı sundu mu?"
AYM'nin kararına taşıdığı AİHM değerlendirmesine göre ByLock kullanımı ilk bakışta örgütle bağlantı şüphesi doğurabilir; ancak bu tespit, silahlı terör örgütü üyeliğinin maddi ve manevi unsurlarının yerine geçemez.
AİHM ile AYM arasındaki derin uçurum kapanıyor mu?
Kararın arka planını anlamak için 2018'e kadar gitmek gerekiyor. O yıl bazı hukukçular, ByLock mağduriyetlerinin sona erdirilmesi için Yargıtay'ın silahlı örgüt üyeliği suçunun manevi unsurunu ve sanığın hiyerarşiye dahil olup olmadığını araştırarak karar vermesi gerektiğini savunuyordu.
Yıllar içinde AYM ile AİHM bu konuda neredeyse karşıt kutuplara sürüklendi. AYM Başkanı Zühtü Arslan, ByLock konusunda AİHM'den "farklı" düşündüklerini, Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki kararının "zaten belli" olduğunu açıkça söylemişti. AYM Ferhat Kara kararıyla AİHM ise Yüksel Yalçınkaya kararıyla ByLock konusundaki görüşünü ortaya koydu ve iki mahkeme tamamen zıt yönde karar verdi.
AİHM, Yalçınkaya kararında ByLock kullanımının tek başına silahlı terör örgütü üyeliğinin maddi ve manevi unsurlarının yerine geçemeyeceğini belirtmişti. Kararda, örgüt üyeliği için kişinin örgütün suç işleme amacını bildiğinin, özel kastla hareket ettiğinin ve örgüte somut katkı sunduğunun gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştı.
Yeni AYM kararı tam da bu noktada AİHM içtihadına yaklaşıyor. AYM kararında suçun manevi unsuruna ilişkin şu tespit yer aldı:
"Yargıtay'ın suçun manevi unsurunu doğrudan kasıt ve suç işleme amacı veya hedefi olarak belirlediği, dolayısıyla bir örgüte katılan kişinin örgütün suç işleyen veya suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi ve bu amacın gerçekleşmesi için özel bir niyeti olması gerektiği ifade edildi."
Anayasa Mahkemesi'nin yeni ByLock kararının sonuçları
ByLock'un tek başına ya da belirleyici delil olarak kabul edildiği durumlarda, sanığın bu programı örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda indirdiği ve kullandığı ortaya koyulmalı. Aksi halde TCK 30/1'deki esaslı hata müessesesi ya da şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilebilir.
AYM'nin verdiği ihlal kararları başvurucuların otomatik olarak beraat edecekleri anlamına gelmiyor. Yerel mahkemeler yeniden yapılacak yargılamalarda manevi unsurun nasıl gerçekleştiğini ortaya koymak zorunda kalacak.
Bununla birlikte kararın sembolik ağırlığı büyük. ByLock nedeniyle AİHM'e taşınan ya da taşınmayı bekleyen binlerce dava bulunuyor. AYM'nin bu içtihat dönüşümü, söz konusu davaların önemli bir bölümünü Strasbourg'a taşımadan iç hukukta çözüme kavuşturma imkanı doğurabilir. kararı görmek için tıklayınız.