Haftalarca süren ders programları, çözülen binlerce soru, ertelenen sosyal
hayat ve ailesiyle geçirilemeyen zamanlar... Tüm bunlar tek bir gün için; YKS
için göze alındı. Sınav sabahı geldi, geçti. Kalemler bırakıldı. Ve ardından
gelen his, pek çok genç için beklenenin tam tersi oldu: Mutluluk değil, boşluk.
"Bu kadar beklediğim şey oldu, neden iyi hissetmiyorum?" sorusu şu
günlerde binlerce YKS adayının zihninde yankılanıyor. Psikolog Dr. Elgiz Henden'e
göre bu soru, aslında son derece meşru ve açıklanabilir bir psikolojik duruma
işaret ediyor.
Beyin Alarm Modundan Bir Anda Çıkamıyor
Sınava hazırlık süreci boyunca öğrencilerin sinir sistemi kronik bir stres
ve yüksek alarm halinde çalışıyor. "Çalışmalıyım, eksiklerimi kapatmalıyım,
rakiplerim daha fazla soru çözüyor" düşüncesi beynin arka planında aylarca,
hatta yıllarca aktif kalıyor. Günlük rutinler, uyku düzeni, sosyal ilişkiler
ve aile içi dinamikler bile bu tek hedefe göre şekilleniyor.
Sınavın bitmesiyle birlikte bu yoğun zihinsel baskı bir anda ortadan kalkıyor.
Ancak Henden'e göre sorun tam da burada başlıyor: Sinir sistemi, üzerine binen
yükün kalktığını hemen algılayamıyor. Beyin, yıllarca sürdürdüğü alarm modundan
anında çıkamıyor ve bu geçiş dönemi kendine özgü belirtiler üretiyor: Halsizlik,
aşırı uyku ihtiyacı, motivasyon kaybı, hiçbir şey yapmak istememe ve açıklanamayan
bir iç sıkıntısı bunların başında geliyor.
Henden bu tabloyu şöyle özetledi: "Öğrencilerin sınav sonrası yaşadığı
bu haller tembellik ya da nankörlük değildir. Beynin uzun süre maruz kaldığı
bilişsel yükün ardından kendisini yeniden düzenleme çabasıdır. Tıpkı uzun bir
maratonun ardından bacaklarınızın hala titremesi gibi."
Dalgıç Metaforu: Zihinsel Dekompresyon
Dr. Henden, yaşanan psikolojik süreci tanımlamak için tıpta kullanılan bir
kavrama başvuruyor: Dekompresyon. Denizaltı dalgıçlarında görülen dekompresyon
hastalığında, yüksek basınçlı su altı ortamından aniden yüzeye çıkan dalgıçlar
ciddi fizyolojik sorunlar yaşıyor. Bunun önüne geçmek için dalgıçların yükseliş
hızlarını yavaşlatmaları ve belirli derinliklerde bekleme yapmaları gerekiyor.
"Sınava hazırlanan öğrencilerin zihinleri de aylar boyunca yüksek basınç
altında çalışıyor. Sınavın bitmesi bu baskının bir anda sıfırlanması anlamına
geliyor. Tıpkı dalgıçlar gibi, zihin de bu ani basınç değişimine hemen uyum
sağlayamıyor. Yaşanan boşluk, huzursuzluk ve yönsüzlük hissi işte bu zihinsel
dekompresyon sürecinin doğal belirtileridir" diyen Henden, bu nedenle sınav
sonrası dönemin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi.
İki Dünya Arasında Kalmak: Kimlik Krizi
Sınav sonrası dönemin zorluğu yalnızca biyolojik ya da nörolojik değil; aynı
zamanda kimliksel. Henden'e göre bu süreçte gençlerin yaşadığı en derin ancak
en az konuşulan sorun, kimlik geçişidir.
Yıllarca kendini "YKS öğrencisi" olarak tanımlayan bir genç, sınav
sonrasında bu kimliği yitiriyor. Hangi bölümü kazanacağını, hangi şehirde okuyacağını,
nasıl bir hayat süreceğini henüz bilmiyor. Üniversite öğrencisi olmaya da hazır
değil. Sonuçlar açıklanana kadar iki hayat evresi arasında askıda kalıyor.
Psikolojide bu durum "eşik alan" ya da "liminal dönem" kavramıyla
açıklanıyor. Ne eskisi ne yenisi olan bu belirsizlik alanı, kimlik duygusunu
zayıflatabiliyor ve gençlerin kendilerini anlamsız, yersiz ve kararsız hissetmelerine
zemin hazırlıyor.
Henden, "Toplum sınav sonrasında yalnızca netlere ve sonuçlara odaklanıyor.
Oysa gençlerin büyük bölümü çok daha derin bir psikolojik süreçten geçiyor.
Ortadan kalkan sadece sınav değil; yıllarca sürdürülen bir yaşam düzeni, bir
kimlik ve bir hedef bütünüdür. Bu kaybın yas tutulması bile gerekebilir"
dedi.
Sonuç Kaygısının Arkasındaki Asıl Korku
Sınav sonuçlarının açıklanmasını beklemek elbette başlı başına bir kaygı kaynağı.
Ancak Henden'e göre bu kaygının altında çoğunlukla çok daha köklü bir korku
yatıyor: Yıllarca emek verilen bir sürecin "yeterli" olmama ihtimali.
"Gençler sadece puan kaygısı yaşamıyor. Aynı zamanda 'Tüm bu emek boşa
mı gitti?', 'Ailem hayal kırıklığına uğrar mı?', 'Arkadaşlarım ne düşünür?'
sorularının baskısıyla da baş başa kalıyor. Bu sorular, sonuçlar açıklanana
kadar yanıtsız kaldığı için kaygı katlanarak büyüyebiliyor" diyen Henden,
bu dönemde aile ve çevrenin tutumunun kritik önem taşıdığını vurguladı.
Zorla Mutlu Olmaya Çalışmayın
Dr. Henden'in bu döneme ilişkin en güçlü uyarılarından biri, gençlere ve ailelerine
yönelik: Bu süreçte sürekli neşeli, enerjik ve planlarla dolu olmak zorunda
değilsiniz.
"Bazen sadece dinlenmek, uyumak, hiçbir şey yapmamak bile iyileşmenin bir
parçasıdır. Zihin ve beden yoğun bir maratonun ardından kendisini yeniden dengeliyor.
Bu dengelenme sürecine izin vermek, onu zorla kesmekten çok daha sağlıklı sonuçlar
doğurur" diyen Henden, ailelerin de bu dönemde gençleri "ne yapacaksın,
ne okuyacaksın, planın ne" sorularıyla bunaltmaması gerektiğini hatırlattı.
Henden'e göre bu süreçte gençlere en çok ihtiyaçları olan şeyi vermek gerekiyor:
Yargılanmadan dinlenmek için alan.
"Bu Boşluk Geçecek"
Dr. Elgiz Henden, sözlerini YKS'yi yeni bitiren gençlere doğrudan seslenerek
noktaladı:
"Şu an hissettiğiniz boşluk, yönsüzlük ya da yorgunluk bir sorun değil;
büyük bir geçişin doğal sonucudur. Uzun zamandır taşıdığınız yükü bıraktınız
ve zihniniz yeni döneme uyum sağlamaya çalışıyor. Kendinize zaman tanıyın, kendinizi
zorlamayın. Çünkü bu süreç, kaybolduğunuz değil, yeniden şekillendiğiniz bir
dönemdir. Sınav sona erdi. Şimdi sıra yeni hayatınıza hazırlanmakta."