3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 10'uncu maddesinde Yeminli Mali Müşavirlik sınavının Birlik tarafından yazılı olarak yapılacağı, sınavın adil, tarafsız ve mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı ve sınav komisyonunun kanunda öngörülen usule göre oluşturulacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme, sınav sürecinin yalnızca teknik bir ölçme-değerlendirme faaliyeti değil, aynı zamanda kamu gücü kullanılarak tesis edilen idari bir işlem niteliğinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Yeminli Mali Müşavirlik ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Sınav Yönetmeliği'nin;
-16'ncı maddesinde, sınavda başarılı sayılabilmek için her bir sınav konusundan 100 üzerinden en az 50 puan alınması ve tüm konuların aritmetik ortalamasının en az 65 olması gerektiği,
-17'nci maddesinde, sınav komisyonunun adayların her sorudan aldıkları notları ayrı ayrı değerlendirerek toplam sınav notunu tutanak altına almakla yükümlü olduğu,
-20'nci maddesinde ise sınav sonuçlarına itirazların Birlik tarafından incelenerek karara bağlanacağı ve sonucunun ilgilisine yazılı olarak bildirileceği
hükme bağlanmıştır.
Kamu Denetçiliği Kurumuna intikal eden uyuşmazlıkta (2026/8303), başvurucunun "Gelir Üzerinden Alınan Vergiler" oturumuna ilişkin sınav sonucuna itiraz ettiği, ancak idare tarafından yapılan değerlendirmede yalnızca itirazın incelendiği ve puanın değişmediğinin bildirildiği, buna karşılık başvurucunun ileri sürdüğü iddialara ilişkin herhangi bir gerekçelendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Başvurucu, sınav değerlendirmesinde hatalı veya eksik değerlendirme yapıldığını ileri sürerek cevap kağıdının yeniden incelenmesini talep etmiş; idare ise sınav komisyonu değerlendirmesine atıf yaparak itirazı reddetmiş, ancak bu ret işlemini somut gerekçelerle desteklememiştir.
Kurum değerlendirmesinde, idarenin sınav itirazlarını yalnızca sonuç puanının değişmediği yönündeki tespitle reddetmesinin, gerekçeli karar verme yükümlülüğünü karşılamaya yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Zira idari işlemlerin gerekçeli olması, hem ilgilinin hukuki durumunu anlayabilmesi hem de işlemin yargısal denetime elverişli hale gelmesi açısından hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir unsurudur.
Gerekçenin bulunmadığı durumlarda, ilgilinin hangi sebeplerle hak iddiasının reddedildiğini bilmesi mümkün olmadığı gibi, idarenin işlem ve kararlarının keyfilikten uzak olduğu yönündeki güven de zedelenmektedir. Bu durum aynı zamanda silahların eşitliği, savunma hakkı ve etkili başvuru hakkı bakımından da önem arz etmektedir.
Öte yandan, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ve idari yargı içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, idarelerin başvurulara yalnızca sonuç bildirir nitelikte değil, başvurunun esası hakkında gerekçeli ve açıklayıcı cevap verme yükümlülüğü bulunduğu görülmektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 31 sayılı Kararı da, bireyin hak ve menfaatlerini etkileyen idari işlemlerde gerekçenin açıkça bildirilmesini bir güvence unsuru olarak kabul etmektedir.
Somut olayda ise, idarenin değerlendirmesinde başvurucunun iddialarını karşılayan teknik veya hukuki bir açıklamaya yer verilmediği, yalnızca sınav notunun değişmediğinin bildirildiği, bu haliyle itirazın esastan ve gerekçeli biçimde incelenmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu kapsamda sınav değerlendirme süreçlerinde idarenin yalnızca sonuç bildirmekle yetinmemesi, adayın ileri sürdüğü iddiaları ayrı ayrı değerlendirerek somut gerekçelerle açıklaması gerektiği; aksi uygulamanın idari işlemlerin denetlenebilirliği ve hukuk devleti ilkesi bakımından eksiklik oluşturduğu değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, başvuruya konu sınav itirazının yalnızca puan değişmediği gerekçesiyle reddedilmesinin yeterli olmadığı, idarenin gerekçeli karar verme yükümlülüğü kapsamında başvurucunun iddialarını karşılayan, somut ve denetlenebilir gerekçeler içeren bir değerlendirme yapması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bu doğrultuda, benzer uyuşmazlıklarda idarelerin sınav itirazlarını yalnızca sonuç üzerinden değil, adayın ileri sürdüğü her bir iddiayı ayrı ayrı ele alacak şekilde şeffaf, objektif ve gerekçeli biçimde değerlendirmesi; ayrıca verilen kararların hem hukuki denetime elverişli hem de ilgilinin hak arama özgürlüğünü etkin kullanmasına imkan sağlayacak açıklıkta olması gerektiği değerlendirilmektedir.