İŞ DÜNYASININ FEDAKARLIKLARI BÜYÜK
Türkiye'de faaliyet gösteren yaklaşık 2,2 milyon şirket, 25 milyona yakın kişiye doğrudan veya dolaylı istihdam sağlıyor. İşletmeler yalnızca maaş ödemekle kalmıyor; SGK primleri, Kurumlar Vergisi, KDV, stopaj ve çok sayıda mali yükümlülüğü de yerine getiriyor. Finansmana erişimin zorlaştığı, kredi maliyetlerinin tarihi seviyelere ulaştığı dönemde şirketler üretim faaliyetlerini sürdürmek için önemli fedakarlık gösteriyor. Vergi yükü yalnızca üretimden elde edilen gelirlerle sınırlı değil. Şirketlerin faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiği döviz işlemlerinden doğan gelirleri de ticari kazanç kapsamında değerlendirilerek Kurumlar Vergisi kapsamına alınıyor. Şirketlere ait 78,5 milyar dolar seviyesindeki döviz mevduatından elde edilen kur farkı gelirleri de vergi matrahına dahil ediliyor.
DÖVİZ SABİTKEN BEYANNAME VERMEYE GEREK KALMAMIŞTI
AK Parti iktidara geldiğinde 1 dolar 1 lira 54 kuruştu. Mevcut seviye uzun yıllar korundu hatta 2008'e gelindiğinde 1 dolar 1 lira 29 kuruşa kadar geriledi. Doların TL karşısındaki değeri artmak bir yana, düştüğü için o yıllarda kayda değer bir döviz kazancı oluşmadı. Bilakis yatırımını dolarda tutanlar zarar etti. Hal böyle olunca döviz kazancı sebebiyle kimse beyanname vermek zorunda kalmadı. Gezi kalkışmasıyla başlayan ve 15 Temmuz ihanetiyle devam eden süreçte doların TL karşısındaki değeri yükselmeye başladı. 2016 yılının ilk yarısında 3 TL'ye kadar çıkan dolar kuru, Ağustos 2018'deki kur saldırısıyla 5 lira sınırına dayandı. Aralık 2021'de 10 liraya yükselen dolar, Kur Korumalı Mevduat uygulamasının devreye alındığı 21 Aralık 2021'de 17 liraya kadar çıkarak zirve yaptı. AK Parti iktidarının ilk yıllarında stabil olduğu için kazanç elde edemeyen döviz yatırımcısının vergi beyannamesi vermesine gerek kalmadı. Ancak daha sonra döviz kurları yıldan yıla katlansa da beyanname vermemek genel geçer bir uygulama halini aldı. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın ses çıkarmadığı vergisiz döviz düzeni, Türkiye'nin yıllardır enflasyon-faiz-kur sarmalında kalmasına neden oldu.
SPEKÜLATİF KAZANÇ AVANTAJLI HALE GELMEMELİ
Şirketlerin döviz kazançları vergilendirilirken, bireysel yatırımcıların yüksek
hacimli döviz alım satımından sağladığı gelirleri herhangi bir işleme tabi tutulmuyor.
Bireylerin bankalarda tuttuğu yabancı para miktarı şirketlerin döviz varlığının
yaklaşık iki katını yani 160 milyar doları aşmış durumda. Üstelik mevcut tasarrufların
önemli kısmı üretim, yatırım ya da istihdam amacı taşımıyor. Kur hareketlerinden
gelir elde etmeye yönelik işlemler, herhangi bir istihdam oluşturmadan yüksek
kazanç sağlayabiliyor.
6 AYDIR %37'DE SABİT TUTUYOR
Reel sektörün yüksek finansman maliyetleri nedeniyle indirim beklentilerinin
güçlendiği bir dönemde Merkez Bankası döviz artar korkusuyla faiz oranını yine
yüzde 37'de sabit bıraktı. En son 22 Ocak 2026'da indirilen faiz oranı 6 aydır
değişmedi. Merkez Bankası'nın kararında, ekonominin enflasyon-kur-faiz sarmalından
henüz kurtulamaması etkili oldu. Para Politikası Kurulu (PPK), gecelik borç
verme faizini yüzde 40'ta tutarken, gecelik borçlanma faizini de yüzde 35,5
seviyesinde korudu. Enflasyonun ana eğiliminin haziranda sınırlı bir miktar
gerilediği tespitine yer verilen açıklamada, "Öncü veriler ana eğilimin
temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir" denildi. Duyuruda,
jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının
yeniden yükselme eğilimine girdiği vurgulandı.
MERKEZ BANKASI'NIN ELİNİ ZAYITLATIYOR
Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadelede en önemli hedeflerinden biri fiyatlama davranışlarını kalıcı şekilde normalleştirmek. Ancak kur üzerinde sürekli baskı oluşması, enflasyon beklentilerinin istenilen hızda gerilemesini engelliyor. Beklentilerin yüksek kalması da politika faizinde daha hızlı gevşeme alanını daraltıyor. Reel sektör temsilcileri, yalnızca faiz politikasına odaklanan yaklaşımın yeterli olmayacağını, finansal piyasalardaki vergisel dengesizliklerin de para politikasını zorlaştırdığını savunuyor.
MALİYE: BİREYSELİN DÖVİZ KAZANCINDAN VERGİ ALINIR
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 17 Şubat 2016 tarihli bir özelgesinde bireysellerin
döviz kazancından vergi alınması gerektiği şöyle anlatılıyor: "Döviz alım
satım faaliyetlerinden doğan kazançların Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 80'inci
maddesi kapsamında, değer artışı kazancı olarak vergiye tabi tutulması söz konusu
olmamakla beraber, söz konusu faaliyetin ticari organizasyon içerisinde devamlılık
arz edecek şekilde yapılması durumunda ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi
ve bu faaliyetlerden elde edilen kazancın, Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazançlara
ilişkin hükümleri çerçevesinde vergilendirilmesi gerekmektedir."
ENFLASYON ÜZERİNDEKİ BASKININ ANA KAYNAĞI
Kur piyasasında oluşan en küçük hareket dahi birçok sektörde fiyatlama davranışını
doğrudan etkiliyor. Dövizde yaşanabilecek olası yükseliş beklentisi, maliyet
oluşmadan fiyatlara zam yapılmasına neden olabiliyor. İthal girdi kullanan sektörlerde
risk primi daha yüksek hesaplanırken, yerli üretim yapan işletmeler bile ileride
oluşabilecek kur artışını öngörerek fiyatlarını yukarı çekebiliyor. Ekonomi
uzmanları, spekülatif döviz talebinin kur oynaklığını artırmasının enflasyon
beklentilerini bozduğunu söylüyor. Beklentilerdeki bozulma ise para politikasının
etkinliğini zayıflatıyor.
ÜRETİM EKONOMİSİNE DÖNÜŞ ÇAĞRISI
Üretim yapan, istihdam oluşturan ve vergi yükünü taşıyan işletmelerin desteklenmesi, finansal spekülasyonun ise kayıt altına alınarak adil şekilde vergilendirilmesi gerekiyor. Ekonomi yönetiminin üretim lehine atacağı vergi adımlarının yalnızca kamu gelirlerini artırmakla sınırlı kalmayacağı; yatırım iştahını güçlendireceği, kaynak dağılımını daha verimli hale getireceği, enflasyonla mücadeleye katkı sunacağı ve para politikasının hareket alanını genişleteceği değerlendirmesi yapılıyor. Üretim odaklı büyüme modelinin güçlenmesiyle faizlerin gerileyeceği ve ekonomik istikrarın kalıcı hale geleceği öngörülüyor.
Cabir Turğut