Kamu çalışanları arasındaki statü farklarından doğan hak kayıpları yeniden gündemde. Devlet Memurları Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Genç Sağlık Sendikası Genel Sekreteri Furkan Ali Çiftçioğlu, 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu üzerine 60 yılda eklenen düzenlemelerle sistemin bugünün gerçekliğinden koptuğunu söyledi. Aynı devlet çatısı altında aynı işi yapan iki çalışandan birinin diğerinin iki katı emeklilik ödemesi alabildiğine dikkat çeken Çiftçioğlu, tabloyu "Kamu personeli rejiminde reform çanları çalıyor" sözleriyle özetledi.
30 YILIN KARŞILIĞINA BİR BAKIŞ
Çiftçioğlu'nun paylaştığı 2026 yılı hesaplamalarına göre, 30 yıllık hizmetle emekli olan bir 4/D temizlik işçisinin kıdem tazminatı yaklaşık 1 milyon 986 bin liraya ulaşıyor. Aynı yıl emekli olan bir valinin ikramiyesi ise 1 milyon 827 bin ile 1 milyon 940 bin lira aralığında kalıyor. Yani ilin en üst mülki amirinin emeklilikte aldığı toplu ödeme, aynı ildeki bir temizlik işçisinin gerisine düşebiliyor.
Sendika yöneticisi, bu karşılaştırmanın işçiye yönelik bir eleştiri olmadığının altını çizdi: İşçinin aldığı emeğinin karşılığı; sorun, memurun sistematik olarak düşük almasında. Nitekim aynı tabloda 30 yıllık öğretmen ve hemşirenin ikramiyesi yaklaşık 1 milyon 488 bin, üniversite mezunu düz memurunki ise 1 milyon 218 bin lira düzeyinde. Çiftçioğlu, bu tutarın bugün İstanbul'da ortalama bir konutun ancak beşte birine yettiğini vurguladı.
Farkın matematiğini de açıklayan Çiftçioğlu, işçinin tazminatının ikramiye ve sosyal yardımlar dahil "giydirilmiş ücret" üzerinden, memurun ikramiyesinin ise çoğu ek ödemenin dışarıda bırakıldığı dar bir kesenek matrahı üzerinden hesaplandığını belirtti. Kamu işçisi toplu iş sözleşmesi sayesinde yılda fiilen 14 maaş düzenine yaklaşırken memurun 12 maaşta kaldığını hatırlatan Çiftçioğlu, reformun ilk adımı olarak tüm ek ödemelerin emekli keseneğine yansıtılmasını ve memura yılda en az iki ikramiye ödenmesini önerdi.
ÖLÜM YARDIMINDA ÜÇ AYRI TARİFE: ACI AYNI, ÖDENEK FARKLI
Çiftçioğlu'nun gündeme taşıdığı bir diğer adaletsizlik ise ölüm yardımı ödeneklerindeki uçurum oldu. Temmuz 2026 itibarıyla güncellenen tutarları paylaşan Çiftçioğlu, yaşanan kaybın aynı olmasına rağmen devletin biçtiği tutarın statüye göre ciddi biçimde değiştiğini söyledi.
Buna göre güncel ölüm yardımı ödenekleri şöyle:
- Statü Ölüm Yardımı Tutarı
- Emekli milletvekili 89.108,75 TL
- 4/D kamu işçisi 80.342,40 TL
- Memur 29.934,73 TL
Çiftçioğlu, farkın burada da bitmediğini ifade etti: Memurun eşi veya çocuğu vefat ettiğinde ödenek yarıya düşerken, 4/D işçilerde eş-çocuk ayrımı yapılmaksızın tam ödeme yapılıyor. Çiftçioğlu, vergi ve kesintiye tabi olmayan, haczedilemeyen ve bekletilmeden ödenen bu ödeneğin, en acı günde bile statü hiyerarşisini çalışanın karşısına çıkardığını, bunun kamudaki eşitsizliğin en çıplak fotoğraflarından biri olduğunu kaydetti.
SAĞLIKTA ALARM: HEKİM BAŞINA YILDA 4 BİN 300 HASTA
Bir sağlık sendikası yönetim kurulu üyesi olarak sağlık çalışanlarının tablosuna özel olarak değinen Çiftçioğlu, Türkiye'de bir hekimin yılda ortalama 4 bin 300 hastaya baktığını, OECD ortalamasının ise bin 500 civarında olduğunu aktardı. OECD'nin "Sağlığa Bir Bakış 2025" raporuna atıf yapan Çiftçioğlu, Türkiye'de bin kişiye 2,9-3,1 hemşire düştüğünü, bu sayının 9,2 olan OECD ortalamasının üçte birinin dahi altında kaldığını; Finlandiya'da aynı oranın 18,9, Almanya ve Japonya'da 12 olduğunu söyledi.
Hekim başına düşen 1,2-1,3 hemşire oranının, OECD'nin "hemşire açığı ve aşırı iş yükü riski" kategorisi için belirlediği kritik eşiğe denk geldiğini belirten Çiftçioğlu, servislerde tek başına 30-40 hastayla nöbet tutan hemşireler için tükenmişliğin meslek hastalığına dönüştüğünü, ücret ve çalışma koşulları iyileştirilmeden ne hemşire sayısının artırılabileceğini ne de yurt dışına göçün durdurulabileceğini vurguladı.
"AYNI KORİDORDA ÜÇ AYRI BORDRO"
Çiftçioğlu, aynı kamu binasında aynı temizliği yapan üç kişinin bugün üç ayrı statüde çalışabildiğine işaret etti: kadrolu işçi, yardımcı hizmetler sınıfı memuru ve sözleşmeli personel. Üçünün de fiilen aynı işi yaptığını ancak bordrolarının, sosyal haklarının ve üye olabildikleri sendikaların tamamen ayrıştığını belirten Çiftçioğlu, işe alım tarafında da çifte standart bulunduğunu söyledi: Bir kurum KPSS şartı dahi aramadan yalnızca sözlü sınavla işçi alırken, bir başka kurum aynı hizmet için hiç mülakat yapmadan salt KPSS puanıyla sözleşmeli personel istihdam edebiliyor. Çiftçioğlu, aynı yemekhanede yemek yiyip aynı iş yükünü paylaşan insanların ay sonunda çok farklı rakamlar görmesinin kurum içindeki adalet duygusunu her gün yeniden zedelediğini, bu ortamda aidiyetin de verimin de gelişemeyeceğini dile getirdi.
"GREV HAKKI OLMAYAN SENDİKANIN DERNEKTEN FARKI YOK"
Toplu sözleşme düzenini de eleştiren Çiftçioğlu, 2010 Anayasa değişikliğiyle memurlara tanınan toplu sözleşme hakkının grev hakkından yoksun kurgulandığını, uyuşmazlık halinde son sözü söyleyen Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nun bileşiminin ağırlıkla kamu tarafınca belirlendiğini hatırlattı. 7. ve 8. dönem toplu sözleşme süreçlerinin uzlaşmazlıkla hakem kuruluna gittiğini ve kurulun kamu işvereni teklifine yakın kararlar verdiğini belirten Çiftçioğlu, masada bir tarafın eli kolu bağlıysa ortaya çıkan metnin sözleşme değil tebliğ niteliği taşıyacağını, Türkiye'nin tarafı olduğu ILO sözleşmeleri ile AİHM içtihatlarının da grev hakkını sendika özgürlüğünün ayrılmaz parçası saydığını ifade etti.
Çiftçioğlu, memurların sendika üyelik ve istifa işlemlerinin 2026 Türkiye'sinde hala üç nüsha ıslak imzalı formla yürütülmesini de eleştirdi. Bir vatandaşın e-Devlet'ten siyasi partiye üye olabildiğini, işçilerin 2013'ten bu yana sendika işlemlerini e-Devlet'ten yapabildiğini hatırlatan Çiftçioğlu, memur için istifa dilekçesini kurum amirine elden verme zorunluluğunun sendikal baskıya kapı araladığını, 2020'de üst düzeyde duyurulan e-Devlet entegrasyonu sözünün aradan geçen altı yılda tutulmadığını, maliyeti sıfıra yakın bu adımın reformun en kolay ve en sembolik başlangıcı olabileceğini söyledi.
3600 EK GÖSTERGE
2018 seçimleri öncesinde polis, öğretmen, hemşire ve din görevlileri için verilen 3600 ek gösterge sözünü de hatırlatan Çiftçioğlu, 2022'de yapılan düzenlemenin beklentinin gerisinde kaldığını ve pek çok unvanın kapsam dışında bırakıldığını, 2023 seçimleri öncesinde dile getirilen ve yaklaşık 500 bin memuru ilgilendiren "birinci dereceye yükselen tüm memurlara 3600" vaadinin ise halen beklemede olduğunu kaydetti. Ek göstergenin yalnızca teknik bir katsayı olmadığını, otuz yıllık emeğin emeklilikteki karşılığını belirleyen temel parametre olduğunu vurgulayan Çiftçioğlu, tekrarlanan ancak tutulmayan sözlerin memurun devlete güvenini her toplu sözleşme döneminde biraz daha aşındırdığını, reformun meşruiyetinin önce verilmiş sözlerin tutulmasından geçtiğini belirtti.
REFORM İÇİN YOL HARİTASI
Çiftçioğlu'na göre kapsamlı reformun başlangıç noktası, onlarca kalemden oluşan ve kimsenin tam çözemediği ücret mimarisinin sıfırdan kurulması. Sendika yöneticisinin sıraladığı adımlar şöyle: Çalışırken alınan her ödemenin emekli keseneğine dahil edilmesi, memurun yıl ortasında üst vergi dilimine girerek fiilen zam kaybı yaşamasına yol açan vergi adaletsizliğinin giderilmesi, kadrolu-sözleşmeli-vekil-ücretli biçiminde parçalanmış statülerin tek güvenceli statüde birleştirilmesi ve görevde yükselme sınavlarının düzenli takvime bağlanarak mülakat keyfiliğinden arındırılması.
Sendikalaşma özgürlüğünün bu yapının demokratik güvencesi olarak reforma eşlik etmesi gerektiğini belirten Çiftçioğlu, kamu hizmetinin kalitesinin o hizmeti üreten insanın onurundan bağımsız düşünülemeyeceğini de sözlerine ekledi.