KDK açıkladı; Mülki idare amirleri polisevlerinden indirimli olarak yararlanabilir mi?
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uyarınca il ve ilçelerde emniyet teşkilatı da dahil olmak üzere genel kolluk kuvvetlerinin amiri konumunda olan Vali ve Kaymakamların emniyet sosyal tesisleri ile polisevlerinden indirimli olarak yararlanabilip yararlanamayacaklarına dair Kamu Denetçiliği Kurumunun (Ombudsmanlık) 11/09/2026 tarih ve 2026/18188-S.26.24791 sayılı kararı.
Kamu Denetçiliği Kurumunun (Ombudsmanlık) 11/09/2026 tarih ve 2026/18188-S.26.24791 sayılı kararında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir.
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, Başvuran: 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uyarınca il ve ilçelerde emniyet teşkilatı da dahil olmak üzere genel kolluk kuvvetlerinin amiri konumunda olan Vali ve Kaymakamların geçmiş yıllarda İçişleri Bakanlığı Genelgesi doğrultusunda polisevlerinden mensup indirimi kapsamında yararlandığını, ancak 2025 ve 2026 yılı Sosyal Tesisler Değerlendirme Komisyonu kararlarıyla mülki idare amirlerinin diğer kamu görevlileri statüsünde ücretlendirilmeye başlandığını, konu hakkında ilgili idareye yapılan başvuru neticesinde Yönetmelik çalışmalarının devam ettiğinin bildirilmesine karşın sürecin uzun süredir sürüncemede bırakıldığını, bizzat amiri oldukları emniyet mensuplarına uygulanan indirimden yararlandırılmamalarının idari hiyerarşiye, mevzuat hükümlerine ve kamu hizmetinin bütünlüğüne aykırı olduğunu gerekçe göstererek Vali ve Kaymakamların emniyet sosyal tesislerinden diğer kamu görevlileri tarifesi üzerinden ücretlendirilmesine ilişkin uygulamanın incelenmesini ve mülki idare amirlerinin yeniden mensup indirimi kapsamına alınması yönünde ilgili idareye tavsiye kararı verilmesini talep etmektedir.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
8. Başvuran, Vali ve kaymakamların 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uyarınca il ve ilçelerde emniyet teşkilatı da dahil olmak üzere genel kolluk kuvvetlerinin amiri konumunda olduğunu, bu bağlamda geçmiş yıllarda mensup indirimi kapsamında polisevlerinden indirimli olarak yararlandıklarını ancak son yıllarda bu uygulamanın yürürlükten kaldırıldığını ifade ederek, Vali ve Kaymakamların polisevlerinden indirimli olarak yararlanmasını talep etmektedir.
11. Kurum kararlarının değerlendirmesi neticesinde: fiilen görevli veya emekli olan bakan, bakan yardımcısı, mülki idare amirleri ve mülkiye müfettişleri ile bunların anne, baba, eş ve çocuklarının 14.03.2024 tarihli kararda indirimli orandan yararlandığı, ancak diğer kurum kararlarında bu indirimin uygulanmadığı, diğer taraftan, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uyarınca il ve ilçelerde emniyet teşkilatı da dahil olmak üzere genel kolluk kuvvetlerinin amiri konumunda olan mülki idare amirlerinin, mensup dışı olarak değerlendirilmesi hususunda İdare'nin makul bir gerekçe de ortaya koymadığı, anlaşılmıştır.
12.1. İdari işlemlerin hukuk kuralları ile baştan emredici bir biçimde saptanmadığı durumlarda, takdir yetkisinin varlığı kabul edilmektedir. (Gözübüyük, Şeref ve Turgut Tan, İdari Yargılama Hukuku, 6. baskı, C. 2, Ankara: Turhan Kitabevi, 2013.) Takdir yetkisi, idareye, yapacağı işlem hakkında seçim yapmak imkanı vermekle birlikte işlem yapmak ya da yapmamak konusunda da hareket serbestisi kazandırmaktadır. Ancak İdarenin, takdir yetkisini kullanırken hukuk kurallarına uygun olarak işlem tesis etmesi gerekmekte olduğu,
12.2. Nitekim, idare hukukunun temel ilkeleri uyarınca idarenin sahip olduğu bu takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız bir keyfilik alanı olarak yorumlanamayacağı, İdare, kendisine tanınan bu hareket serbestisini kullanırken her zaman "kamu yararı" ve "hizmet gerekleri" sınırları içinde kalmak zorundadır. Bu bağlamda, idarenin alacağı kararların; objektif, somut ve makul gerekçelere dayanmasının mecburi olduğu, makul bir gerekçeden yoksun, sübjektif saiklerle veya salt keyfi olarak tesis edilen işlemlerin, işlemin sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılık teşkil edeceği,
12.3. Somut olay değerlendirildiğinde; idarenin kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, tesis ettiği idari işlemin hukuki ve fiili dayanaklarını (sebep unsurunu) somut, inandırıcı ve makul bir gerekçe ile destekleyemediği,
12.4. İdarenin takdir yetkisi kapsamında indirim oranlarını belirleme hakkı bulunmakla birlikte, bu yetkinin kullanımı sırasında mensup dışı hangi kamu görevlilerinin veya kişilerin indirimden yararlanacağının belirlenmesinde hiçbir nesnel ve kalıcı ölçütün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 2024 yılında fiilen görevli veya emekli olan bakan, bakan yardımcısı, mülki idare amirleri ve mülkiye müfettişleri ile bunların anne, baba, eş ve çocuklarının dahil edildiği bir istisna grubunun, 2025 ve 2026 yıllarında tamamen farklılaştırılarak milletvekillerini kapsayacak şekilde değiştirilmesinin, idarenin hak sahipliği belirlemesinde makul, somut ve istikrarlı bir kurala dayanmadığını göstermekte olduğu,
12.5. Benzer statüdeki veya teşkilat dışı farklı unvanlardaki grupların komisyon kararlarıyla yıldan yıla kapsama alınıp çıkarılması, idari işlemlerde bulunması gereken "sebep" ve "maksat" unsurları yönünden hukuki bir öngörülebilirlik sağlamamaktadır. 14.03.2024 tarihli kararla, fiilen görevli veya emekli olan bakan, bakan yardımcısı, mülki idare amirleri ve mülkiye müfettişleri ile bunların anne, baba, eş ve çocukları lehine tesis edilen uygulamanın, üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden 2025 yılı kararıyla ortadan kaldırılmasını haklı kılacak somut bir yasal zorunluluk veya makul bir gerekçenin idarece ortaya konulamadığı,
12.6. Sonuç olarak; idarenin indirim uygulanacak kesimleri belirlerken nesnel ve kalıcı kriterler yerine yıldan yıla değişkenlik gösteren kararlar alması, idare hukukunun temelini oluşturan tutarlılık ve belirlilik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla, fiilen görevli veya emekli olan bakan, bakan yardımcısı, mülki idare amirleri ve mülkiye müfettişleri ile bunların anne, baba, eş ve çocuklarının indirim kapsamından çıkarılmasına ilişkin uygulamanın, takdir yetkisinin makul ve tutarlı kullanım sınırlarını aştığı,
12.7. İdarenin cevabi yazısında uyuşmazlık konusu hususa ilişkin düzenleme çalışmalarının devam ettiği ifade edilmiş olsa da, idare hukukunun ve iyi yönetim ilkelerinin en temel unsurlarından biri olan "idari işlemlerin makul sürede tesisi" ilkesi göz ardı edilmemelidir. İdarenin, uhdesindeki yasal ve idari süreçleri sürüncemede bırakmadan, öngörülebilir ve makul bir takvim içerisinde neticelendirmesi esastır. Başvuruya konu düzenleme çalışmalarının uzun süredir sonuçlandırılamaması, muhatapları nezdinde hukuki belirsizliğe yol açmakta ve idari işlemlerde aranan "hukuki güvenlik" ilkesini zedelemektedir. Unutulmamalıdır ki, idari sorunların çözümünde sürecin makul süreyi aşacak şekilde uzaması ve hakkın tespitindeki gecikme, yalnızca idari işleyişi aksatmakla kalmaz; aynı zamanda kamu vicdanında ve ilgililer nezdinde adalette zayıflama yaratır. Bu itibarla, idarenin beyan ettiği çalışmaları ivedilikle tamamlayarak bu belirsizliği makul bir süre içerisinde sonlandırması hukuk devleti olmanın ayrılmaz bir gereği olduğu,
12.8. Diğer taraftan, kamu yönetiminin temel esasları ve idari hiyerarşi ilkeleri göz önüne alındığında mevcut uygulamanın ciddi çelişkiler barındırdığı görülmektedir. Bilindiği üzere, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun amir hükümleri gereğince; vali ve kaymakamlar gibi mülki idare amirleri, görev yaptıkları il ve ilçe sınırları dahilinde huzur ve güvenliğin sağlanmasından bizzat sorumlu olup, bölgede faaliyet gösteren genel ve özel tüm kolluk kuvvetleri ile teşkilatlarının en üst amiri sıfatını taşıdığı,
12.8.1. Hal böyleyken, söz konusu mülki idare amirlerinin, kendi yönettikleri kolluk teşkilatının hiyerarşik yapısı dışında bırakılarak komisyon nezdinde 'mensup dışı' (teşkilat harici) bir unsur olarak değerlendirilmesi, hukuki ve idari gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Mülki idare amiri, kolluk sisteminin dışında bir aktör değil, bizzat bu sevk ve idare zincirinin en tepesindeki yasal karar mercii olduğu,
12.8.2. Mezkur komisyonlar; idari teşkilatlanmada doğrudan doğruya mülki amirin emri altında çalışan, yani kanunen onun 'astı' konumunda bulunan kamu görevlilerinden oluşmaktadır. İdare hukukunun ve devlet disiplininin en temel kaidesi olan ast-üst ilişkisine (hiyerarşi prensibine) göre; astın üstü denetlemesi, sicil/disiplin yönünden incelemesi veya onun idari konumu hakkında yönlendirici bir değerlendirmede bulunması usul ve yasaya temelden aykırı olduğu,
12.8.3. Sonuç itibarıyla; kanunen bütün kolluk kuvvetlerinin başı ve en üst amiri konumunda olan mülki idare amirlerinin, kendi emirleri altındaki personelden teşekkül eden bir komisyon tarafından 'mensup dışı' kabul edilerek değerlendirmeye tabi tutulması, idari otoriteyi zafiyete uğratacak ve 5442 sayılı Kanun'un ruhuna açıkça ters düşecek bir uygulama olduğundan hukuken yerinde olmadığı,
12.9. Tüm bu açıklamalar göz önünde bulundurularak yapılan değerlendirmede, idarenin aldığı komisyon kararlarında hukuka ve hakkaniyete uyarlılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
VII. KARAR
-Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜNE,
-Mülki idare amirlerinin Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı sosyal tesislerden indirimli teşkilat mensubu kapsamında yararlanması hususunda işlem tesisi için EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
-6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu'nun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; ilgili idare tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
-Kararın BAŞVURANA ve EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğine,
-Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Bu bilgiler haricinde hukuki gerekçeler ve mevzuat yönünden konuyu detaylı olarak inceleyen Kamu Denetçiliği Kurumunun (Ombudsmanlık) 11/09/2026 tarih ve 2026/18188-S.26.24791 sayılı kararını bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.
Ahmet KANDEMİR