Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun 5 Eylül 2024 tarihli kararında (B. No: 2016/11319) öğretmenlerin sendika kararı doğrultusunda nöbet görevini yerine getirmemeleri nedeniyle verilen disiplin cezalarının sendika hakkı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği incelenmiştir.
Olayda, sendikalar, öğretmenlerin nöbet görevine karşılık ücret ödenmesi talebiyle yürüttüğü sendikal mücadele kapsamında 2015 yılı itibarıyla nöbet görevlerinin yerine getirilmemesi yönünde karar almıştır. Bu karar üzerine başvurucular, 2015 yılı Nisan-Haziran ayları arasında değişen sürelerde (yaklaşık 7 ila 11 gün) nöbet görevine katılmamıştır.
İdare, söz konusu eylemleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 26. maddesindeki toplu eylem yasağı ve 125. maddesindeki disiplin hükümleri kapsamında değerlendirerek başvuruculara "uyarma" cezası vermiştir. Disiplin cezalarına karşı açılan davalarda idare mahkemeleri, nöbet görevinin kamu hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, sendika kararlarının bu görevi ortadan kaldıramayacağını ve eylemin eğitim hizmetini aksattığını belirterek davaları reddetmiş; bu kararlar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
Başvurucular bireysel başvurularında, sendika kararı doğrultusunda hareket ettiklerini, eylemin toplu sözleşme süreciyle bağlantılı olduğunu ve sendikal faaliyetin cezalandırılmasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bakanlık ise sendikal hakların sınırsız olmadığını, özellikle çocukların eğitim ve güvenlik hakkının söz konusu olduğu durumlarda kamu hizmetinin kesintiye uğratılamayacağını ve verilen disiplin cezasının en hafif yaptırım olması nedeniyle ölçülü olduğunu savunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, öncelikle müdahalenin sendika hakkı kapsamında olduğunu kabul etmiştir. Mahkemeye göre, toplu eylem ve iş bırakma niteliğindeki faaliyetler sendikal hakların yardımcı araçları arasında yer almakta olup, çalışanların ekonomik ve sosyal menfaatlerini koruma amacına hizmet ettiği sürece Anayasa'nın 51. maddesi kapsamında korunmaktadır. Bu nedenle verilen disiplin cezaları sendika hakkına müdahale teşkil etmektedir.
Bununla birlikte Mahkeme, müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi kapsamında hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmiştir. İlk olarak, müdahalenin 657 sayılı Kanun hükümlerine dayandığı ve bu nedenle kanunilik şartını sağladığı kabul edilmiştir. İkinci olarak, kamu hizmetinin düzenli yürütülmesi, kamu düzeninin korunması ve özellikle öğrencilerin güvenliği gibi gerekçelerle müdahalenin meşru amaç taşıdığı belirtilmiştir.
Esas incelemede Mahkeme, sendikal eylem hakkı ile kamu hizmetinin sürekliliği arasında bir denge kurulması gerektiğini vurgulamıştır. Sendikal eylemlerin tamamen yasaklanamayacağı, ancak kamu hizmetini fiilen durma noktasına getiren veya üçüncü kişilerin temel haklarını ciddi biçimde etkileyen eylemlerin demokratik toplum düzeni içinde korunamayacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda nöbet görevinin yalnızca idari bir yükümlülük değil, aynı zamanda öğrencilerin güvenliği, okul düzeni ve eğitim hakkı açısından kritik bir işlev taşıdığı özellikle belirtilmiştir.
Mahkeme ayrıca sendikal talebin niteliğine de dikkat çekmiştir. Somut olayda talebin mevcut bir hakkın ortadan kaldırılmasına değil, yeni bir mali ve sosyal hakkın (nöbet ücretinin) tanınmasına yönelik olduğu; bu tür taleplerin ise esasen müzakere ve toplu sözleşme süreçleriyle çözülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu nedenle sendikal eylemlerin süresiz ve kesintisiz biçimde uygulanmasının kamu hizmetini ciddi şekilde aksatabileceği değerlendirilmiştir.
Eylemin süresi ve tekrarı da Mahkeme tarafından önemli bir unsur olarak görülmüştür. Başvurucuların kısa süreli değil, tekrarlayan biçimde nöbet görevini yerine getirmedikleri ve bunun kamu hizmetinde süreklilik sorununa yol açtığı belirtilmiştir. Özellikle öğrencilerin güvenliği ve eğitim hakkı üzerindeki olası riskler dikkate alındığında, idarenin müdahalesinin zorunlu toplumsal ihtiyaç kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Son olarak Mahkeme, idarenin tutumunu da ölçülülük yönünden değerlendirmiştir. İdarenin doğrudan ağır disiplin cezaları yerine en hafif yaptırım olan uyarma cezasını uyguladığı, ayrıca sendikal taleplerin sonraki toplu sözleşme sürecinde kısmen karşılandığı belirtilmiştir. Bu unsurlar, müdahalenin orantılı olduğu yönünde kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, sendika hakkına bir müdahale bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu müdahalenin kanuni dayanağa sahip olduğu, meşru amaç taşıdığı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu gerekçesiyle Anayasa'nın 51. maddesinin ihlal edilmediğine oyçokluğu karar vermiştir.
Sonuçta karar, Anayasa Mahkemesi'nin sendikal eylem özgürlüğünü mutlak bir koruma alanı olarak değil, kamu hizmetinin sürekliliği ve özellikle eğitim hakkı gibi ağır basan kamusal menfaatlerle dengelenmesi gereken göreli bir özgürlük olarak konumlandırdığını göstermekte; ölçülülük denetimini ise sendikal mücadele ile kamu hizmetinin fiili işleyişi arasındaki çatışmada belirleyici bir anayasal eşik haline getirmektedir.