Anasayfa

Eğitim-Bir-Sen-KIBTES ortak başkanlar kurulu KKTC'de toplandı

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) ile Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası (KIBTES) Ortak Başkanlar Kurulu KKTC Girne'de toplandı. Toplantıda, eğitim, ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmeler yapıldı, eğitim çalışanlarının talepleri, beklentileri, sorunları ve çözüm önerileri görüşüldü.

Haber Giriş : 2026-02-03T16:38, Son Güncelleme 2026-02-03T16:39

Ali Yalçın, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, KKTC'nin eğitimi, geleceği açısından KIBTES'in ne kadar önemli olduğunun, emperyalizme karşı insanlık mücadelesinde KIBTES'le kurdukları kardeşliğin önemine işaret ederek, "KIBTES, Kıbrıs emek hareketinin güçlü sesi olma noktasında hızla ilerliyor. Memur-Sen olarak, bugün olduğu gibi yarınlarda da 1 milyonu aşkın örgütlü gücümüzle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki emek ve sendikal mücadelesinde KIBTES'in yanında olmaya devam edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın." dedi.

Yalçın, kardeş sendika KIBTES ile birlikte düzenlenen Başkanlar Kurulu Toplantısı'nın, tarihin bir dönüm noktasında, özgürlüğün, direncin ve varoluş iradesinin destanının yazıldığı KKTC'de gerçekleştiriliyor olmasının taşıdığı öneme vurgu yaptı.

Dünyanın ağır bir adaletsizlik ve hukuksuzluk döneminden geçtiğini ifade eden Yalçın, "Gazze'de 70 bin kişinin katledildiği, Doğu Türkistan'da korkunç bir asimilasyonun ve baskının yaşandığı,Venezuela'da devlet başkanı ve eşinin ABD tarafından kaçırıldığı, güçlü olanın hiçbir hukuk tanımadığı, BM başta olmak üzere uluslararası toplumun anlamsızlaştığı, güçlünün haklı kabul edildiği, dünyanın yüzde birinin geri kalanın tamamından daha fazla servet topladığı, yüz milyonlarca kişinin açlık ve susuzlukla boğuştuğu, uluslararası hukukun çöp olduğu bir dönemi yaşıyoruz." diye konuştu.

Dünyanın, aylardır Epstein skandalını konuştuğunu, Mehmet Akif'in "tek dişi kalmış canavar" dediği sözde Batı medeniyetinin bütün gerçekliğinin gözler önüne serildiğini kaydeden Yalçın, şu ana kadar 4 milyondan fazla belge yayınlandığını dile getirerek, "Dünyanın her yerinden kaçırılmış küçük çocukları istismar eden, şeytani ritüellerle çocukları katleden, işkenceyle öldürülen çocukların etlerini yiyen devlet yöneticileri, servet sahipleri, siyasetçiler, sözde sanatçılar. Dünyayı bu sapık ve vahşi insanlar yönetiyor. Bütün bu iğrençliklerin arkasında ise siyonistler var. Pisliğe bulaştırdıkları kişilere yaptıkları şantaj ve tehditlerle küresel ekonomiyi ve devletleri kontrol ediyorlar. Dünyanın nasıl kirli bir şebeke tarafından yönetildiğini, ülkelerin nasıl tehdit altında olduğunu, çocuklarımızın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığını, aileye niçin saldırıldığını, gençlerin neden ifsat edildiğini, inanca neden savaş açıldığını, toplumların neden çürütüldüğünü şimdi çok daha iyi anlıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Emperyalizme, sapkın siyonizme karşı tek yürek olmak zorundayız"

Ali Yalçın, emperyalizmin, kısır çekişmelerle, laiklik-irtica, alevi-sünni, Türk-Kürt tartışmalarıyla oyalayıp gücü bölerek ülkenin kaynaklarını sömürdüğünü, Türkiye'nin yıllarca bu tartışmalarla zaman ve enerji kaybettiğini vurguladı.
Toplumu korkutup kamplara ayırdıkları konuların ne kadar boş ve yapay korkular olduğunun sisler dağılınca anlaşıldığını aktaran Yalçın, "Bugün Kıbrıs Türk toplumu da eminim ki bu gerçeği görüyordur, bir yerlerde kurgulanmış yapay tartışmaların arkasında hangi planların işlediğinin farkındadır. Hepimiz bu kısır tartışmaları aşarak, özgürlükleri, hak ve adaleti topraklarımızda tesis ederek birlik ve beraberliğimizi sağlamak, emperyalizme, sapkın siyonizme karşı tek yürek olmak zorundayız." değerlendirmesinde bulundu.

"Kurgulanmış yapay sorunları aşmalı, toplumlarımızı ve ailelerimizi sapkınlardan korumaya odaklanmalıyız"

Bir dönem enerjisini kısır tartışmalarla tüketen bir ülke görünümündeki Türkiye'nin bugün bu tartışmaları geride bırakarak güçlenen ve bölgesinde önemli bir güç merkezi haline geldiğini ifade eden Yalçın, "O yüzden kurgulanmış yapay sorunları aşmalı, toplumlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi, ailelerimizi bu sapkınlardan korumaya odaklanmalıyız." şeklinde konuştu.
Yalçın, şöyle devam etti: "Biz bu nedenle bıkmadan yorulmadan aile diyoruz, medeniyet değerleri diyoruz, inanç özgürlüğü diyoruz. BM kürsüsünden dünyanın beşten büyük olduğunu haykırırken, ülke olarak, parçalanmak istenen Libya'da, Suriye'de, Somali'de, Sudan'da birleştirici bir rol oynuyoruz. Bugün Filistin'de izlediğimiz tablo, dün Kıbrıs'ta sahnelenen senaryonun devamıdır. Bugün Gazze'de soykırım yapan ordulara topraklarını açan Kıbrıs Rum kesimi, dün uyguladığı katliamlar, sürgünler, asimilasyon ve vahşi iskan politikalarıyla Kıbrıs Türkü'nü Ada'da tamamen yok etmeye kalkmıştı. Bazı şeyleri hatırlamak zorundayız. Aliya diyor ki, 'Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.' Enosis hülyası peşinde koşanlar Kıbrıs'ta 'Kanlı Noel' adı verilen katliamda 364 kişiyi şehit etmişti. Ayvasıl, Kumsal, Türkeli, Limasol, Gazimağusa, Geçitkale ve daha nice yerlerde yaptıkları katliamlarda bin 600'den fazla kardeşimize kıydılar. Köyleri zorla boşalttılar. O günler mücahitlerimizin kahramanca direnişi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yaptığı müdahaleyle geride kalmış, Kıbrıs barış ve istikrara kavuşmuş durumda."

"Kıbrıs Türklüğünün davası, Anadolu'nun davasıdır"

Ali Yalçın, tarihin dönüm noktasının yaşandığı zamanlarda, en hayati meselenin, hafızayı diri tutmak olduğunu dile getirerek, "Çünkü hafıza kaybolursa dava da kaybolur. Şuur koparsa özgürlük de bağımsızlık da elimizden gider. Onun için bugün burada yalnızca bir sendikal gündemi değil, bir davanın sürekliliğini konuşuyoruz. Kıbrıs Türklüğünün davası, Anadolu'nun davasıdır. Bu dava bir ada meselesi değildir. Bir sınır tartışması değildir. Bu dava, Anadolu'nun Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da verdiği bağımsızlık mücadelesinin denizdeki uzantısıdır. İşte bu tarihsel yürüyüşün kurumsal adı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bir pazarlık ürünü değil, ilelebet yaşayacak bağımsız bir devlettir." diye konuştu.
Yalçın, "KKTC; Dr. Fazıl Küçük'ün direncinin, Rauf Denktaş'ın kararlılığının, Türk Mukavemet Teşkilatı'nın fedakarlığının devletleşmiş halidir. Ben bu vesileyle bütün kayıplarımızın şahsında, Binbaşı Nihat İlhan'ın katledilen eşi ile üç çocuğunu, Rumlar tarafından işkenceyle öldürülen Cumhuriyet tarihimizin ilk hava harp şehidi Yüzbaşı Cengiz Topel'i, operasyonda şehit düşen 498 askerimizi, kahramanca çarpışıp şehit düşen Türk Mukavemet Teşkilatının yiğit mücahitlerini, katliamlarda hayatını kaybeden Bin 672 Kıbrıslı şehitlerimizi, 74 Barış Harekatı'nın mimarı Necmettin Erbakan hocamızı, ambargolarla boğulmak istenen bir halkın iradesini ayakta tutan Dr. Fazıl Küçük'ü, yok sayılmaya karşı direnen bir halkın siyasi hafızası Rauf Denktaş'ı rahmetle anıyorum." diye konuştu.

"Kardeş sendika KIBTES ile bağımız, kardeşliğimiz bu acı ve kahramanlıklarla dolu ortak tarihimizden güç alıyor" diyen Yalçın, şunları kaydetti:

"Bu yüzden bu sapkın düzenin mağdurları, mazlumları, yeryüzünün bütün mustazafları olarak güçlerimizi birleştirmek, birlik olmak zorundayız diyoruz. Dün Kıbrıs Türk milleti hedef alındıysa, bugün Filistin'de bombalar yağıyorsa, Irak'ta, Suriye'de, Afrika'da insanlar katledildiyse, yerlerinden yurtlarından edildiyse, sebep de fail de aynıdır: Küresel emperyalizm, kanlı kapitalizm ve sapkın siyonizm. İşte bu yüzden örgütlü yapılar önemlidir, diyoruz. Bu yüzden sendikaların işi sadece ücret mücadelesi değil aynı zamanda insanlık mücadelesidir, diyoruz. İnanç özgürlüğü, emek ve medeniyet mücadelesi önemlidir, diyoruz. Biz, Kıbrıs'ın eğitimi, geleceği açısından KIBTES'in ne kadar önemli olduğunun, emperyalizme karşı insanlık mücadelesinde KIBTES'le kurduğumuz kardeşliğin değerinin farkındayız. Bu bağlamda, aynı geleceğe baktığımız KIBTES'le 2016'dan beri kurduğumuz kardeşlik bağlarını kurumsallaştırdık, kardeşlik sınır tanımaz anlayışıylaMemur-Sen çatısı altında güçlerimizi birleştirdik. KIBTES'in kapasitesi artıyor, her geçen gün daha fazla kurumsallaşıyor, gelişiyor, güçleniyor. Yeni binası ve yaptığı çalışmalarla KIBTES'in Kıbrıs emek hareketinin güçlü sesi olma noktasında hızla ilerlediğine tanık olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Şair, mütefekkir ve aksiyon adamı Mehmet Akif İnan'ın açtığı bu yolda KIBTES'le omuz omuza yürümeyi, aynı değerler ışığında emek mücadelesi vermeyi tarihi bir ittifak ve duruş olarak görüyorum. Bu buluşmayı da bu birlikteliğin perçinlenmesi bakımından çok önemli buluyorum. Bugün olduğu gibi yarınlarda da 1 milyonu aşkın örgütlü gücümüzle Memur-Sen olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki emek ve sendikal mücadelesinde KIBTES'in yanında olmaya devam edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Buradan, büyük insanlık mücadelesinde medeniyet köklerine, inanç değerlerine, aileye ve özgürlüğüne sahip çıkan, geleneklerine bağlı bilge bir nesil için ter akıtan KIBTES'i, onun kıymetli başkanı ve yönetimini tebrik ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. Biliyoruz ki vakit tekil yapılar olarak varlık göstermek zamanı değil, birlikteliği büyütme zamanıdır." ifadelerini kullandı.

"Emeğin küresel dayanışması için mücadele ediyoruz"

Ali Yalçın, bu anlayışla Memur-Sen'in kuruluşuna öncülük ettiği ve 26 ülke, 36 konfederasyon ve 30 milyonu aşkın üyeyle yoluna devam eden Uluslararası Emek Konfederasyonu (ILC) ile sınırları aşan bir mücadele yürüttüklerini kaydederek, şöyle konuştu:

"Bu bağlamda Memur-Sen'in üyesi, ülkesi ve yerküre için sergilediği bu duruş tarihi bir duruştur. Eğitim Bir-Sen ise Memur-Sen'in kurucu öznesi, özü olarak bu mücadelenin çelik çekirdeğidir. Biz, emeğe karşı mesuliyetimizin gereği olarak eğitim emekçilerinin sorunlarını çözmek, yeni kazanımlar elde etmek için örgütlü gücümüzle mücadele ediyoruz. Milletimize karşı mesuliyetimizin gereği olarak, bu topraklara değer katmak için çalışıyoruz. Küresel sapkın lobilere karşı aileyi, kapitalist sömürü sistemine karşı emeği, emperyalizme karşı küresel özgürlük ve adaleti savunmak için ter döküyoruz. İnsanlığa karşı mesuliyetimizin gereği olarak insanlık ortak paydasında emeğin küresel dayanışması için mücadele ediyoruz. Mazlumların, mağdurların yardımına koşuyor, Doğu Türkistan'dan Gazze'ye dünyanın bütün mazlumlarının sesi, nefesi oluyoruz. Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor, bunun için mücadele ediyor, tavrımızla tarihin doğru yerinde duruyoruz. Çünkü biz Eğitim-Bir-Sen'iz. Gücümüzü örgütlülüğümüzden, medeniyet değerlerimizden ve haklılığımızdan alıyoruz. Emeği aziz biliyor, alın terinin gücüne ve kardeşliğine inanıyoruz. Emeğin dayanışması için sınırları aşıyor, öncülük ettiğimiz ILC ile emperyalizme, kapitalizme, siyonizme karşı insanı ve insanlığın ortak değeri olan emeği savunuyoruz."

"Refah payı verilmesiyle 6 buçuk milyonluk kitle bu cendereden çıkarılmalı"

Gelir dağılımında adaleti, adil bir dünyayı savunduklarını, adil paylaşımı, ücret adaletini sağlamak için çalıştıklarını vurgulayan Yalçın, toplu sözleşme, KPDK, kurum idari kurulları gibi sosyal diyalog mekanizmalarını emeğin değerini bulması için işlettiklerini söyledi.
Bugün yaşanan enflasyonist ortamda emekçinin alım gücünü koruma mücadelelerinin de bunun için olduğunu ifade eden Yalçın, bu bağlamda Türkiye'de ekonomik toparlanma ve büyüme eğilimi sürerken bu olumlu gidişatın sabit gelirlilerin bordrosuna yansıması için mücadele ettiklerini vurguladı.

8. Dönem Toplu Sözleşme'de memurun gerçeklerini görmeyen, piyasa şartlarını görmezden gelen işverenin ve hakem kurulunun ücret politikası nedeniyle kamuda ücret çarpıklığı yaşandığını, bunun da iş barışını bozduğunu, memuru itibarsızlaştırdığını belirten Yalçın, gerek bütçe görüşmeleri sırasında gerekse 15 Ocak'ta 2026 yılının ilk maaş gününde Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde ve bütün illerde yaptıkları eylemlerle bu konuda seslerini yükselttiklerini, hükümete gerçekleri haykırdıklarını aktardı.

Yalçın, şunları kaydetti:

"İtirazlarımız net. Ben bir kez daha buradan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden, Girne'den hükümetimize seslenmek istiyorum. Mevcut maaşlar memurun hak ettiği ücreti alamadığının işaretidir. Onun için mutabakat sağlayamıyoruz. Kamu işvereninin ve hakem kurulunun reva gördüğü zam oranları sadra şifa değil. Enflasyon karşısında bordrolular eziliyor, insan onuruna yaraşır bir hayat sürdüremiyor, zorunlu ihtiyaç kalemleri, özellikle en büyük gider kalemleri olan mutfak masrafları ve kiralardaki artışlar sabit gelirliyi yoksullaştırıyor, kamudaki ücret çarpıklığı çalışma barışını bozuyor, seyyanen zam yansıtılmadığı için emekli küstüren ekonomi bürokrasisi, kamuda memur aleyhine açılan makastan dolayı şimdi de memuru küstürüyor. Yapılması gereken ise belli. Emekliliğe yansıyacak şekilde ek ödemeyle, bir refah payı verilmesiyle 6,5 milyonluk kitle bu cendereden çıkarılmalı, kamudaki ücret çarpıklığı giderilmeli, sabit gelirli vergi yükünden kurtarılmalı, gelir vergisi yüzde 15'e sabitlenmelidir. Emeklilerin haykırışı görülmeli, 8.077 TL seyyanen ödemenin bugünkü karşılığı olan 21.150 TL emeklilere de verilmelidir. Emekli aylığı ile görev aylığı arasındaki uçurum kapatılmalı, bütün gelir kalemleri emekliliğe esas sayılmalı."

"Biz, sorunlu alanlarda tepinenlerden değiliz. Olumlu, çözüm odaklı sendikacılıkla kazandıran bir sendikayız." diyen Yalçın, Başkanlar Kurulu'nda istişare edecekleri konu başlıklarından bazılarını şöyle sıraladı:

"Birinci dereceye yükselen memurlara 3600 ek gösterge verilmesi, ek ders birim ücretlerinin artırılması, akademisyen, mühendis, müfettiş, şube müdürü gibi mesleklerde/görevlerde ünvan-yetki-sorumluluk boyutuyla ortaya çıkan ücret dengesizliklerinin ortadan kaldırılması, yardımcı hizmetler sınıfının kaldırılarak bu sınıftaki personelin genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesi, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nda evrensel normları içerecek şekilde değişiklik yapılması, görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavlarının periyodik olarak yapılması, gelişmişlik seviyesi düşük olan yerleşim yerlerinde tecrübeli öğretmenlerin istihdamına yönelik teşviklerin sunulması, norm kadro fazlası öğretmenlerin zorunlu yer değişikliğine/atamaya tabi tutulmaması, şube müdürlerine uzman/başöğretmenlik haklarının veya mali imkanlarının tanınması, üniversite idari personelinin yer değişikliğinin yasal düzenleme konusu edilmesi, üniversite idari personelinin yükseköğretim tazminatından, döner sermaye payından, geliştirme ödeneğinden faydalandırılması, akademik personelin daha fazla bilimsel çalışma yürütebilmesi için ücretlerinde artış yapılması, akademisyenlerin iş güvencesine kavuşturulması, öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliğiyle yönetici görevlendirme yönetmeliğinin sorunlu alanları."

Ali Yalçın, "Mühendislik Meslek Kanunu çıkarılması, kariyer meslekleri de kapsayacak şekilde kamuda ücret adaletini sağlayacak, dağınıklığı giderecek kapsayıcı ve reformist, köklü bir çalışmaya ihtiyaç var. Çalışmamız, gayretimiz, mücadelemiz bunun içindir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde reforme edilmesi, ILO standartlarına kavuşturulması içindir." değerlendirmesinde bulundu.

Tekçam, KKTC'deki eğitim sistemine ilişkin bir sunum yaptı

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Mithat Tekçam ise, KKTC'deki eğitim sistemine ilişkin bir sunum yaptı. Tekçam, KKTC eğitim yapısının Türkiye ile benzerlikler taşıdığını belirterek, ülkede ana sınıfından lise son sınıfa kadar 60 bine yakın, üniversitelerde ise 100 bin öğrencinin bulunduğunu ifade etti.

Tekçam, KKTC'deki ikinci ilahiyat kolejine ilişkin sürecin Anayasa Mahkemesi kararının ardından belirleneceğini söyledi.

Tekçam, KKTC'de 23 üniversite bulunduğunu, bunlardan 19'unun Türkiye'deki merkezi sınav sistemiyle öğrenci aldığını aktardı. Türkiye'nin KKTC eğitim sistemine öğretmen görevlendirmeleriyle destek verdiğini belirten Tekçam, bu kapsamda 354 öğretmenin görev yaptığını sözlerine ekledi.

Turgut: Bu toplantı 'yalnız olmadığımız' anlamına gelmektedir

Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası (KIBTES) Genel Başkanı Himmet Turgut, sadece bir toplantı için bir araya gelmediklerini, bir duruşu, bir kardeşliği, ortak bir geleceği konuşmak için toplandıklarını belirterek, "Biz Kıbrıs Türkleri için Türkiye Cumhuriyeti sadece bir ülke, bir devlet değildir, bizim için Türkiye zor zamanlarda arkamızda hissettiğimiz güçtür aynı zamanda. Yalnız bırakıldığımızı düşündüğümüzde varlığını hissettiğimiz ana vatanımızdır." dedi.

1571'den bu yana bu topraklarda çok badirelerin atlatıldığını kaydeden Turgut, şöyle devam etti:

"Ana vatan ile yavru vatan arasında gönülden kurulan köprüler hiçbir zaman yıkılmamış, bundan sonra da yıkılmayacak. Çünkü biz bu bağı emekle, acıyla ve duayla kurduk. Biz burada Ada'dayız, fakat gözümüz kulağımız, yüreğimiz kalbimiz Türkiye ile beraber. Türkiye'yi yakından takip ediyoruz, Türkiye'de yapılan her çalışmayı görüyor, atılan her adımı hissediyoruz. Türkiye, büyük sorunlarla mücadele ederken bile dünyada mazlumun yanında durabilen ender ülkelerden biri olma hasletini göstermektedir. Bu duruş kolay bir duruş değil, bedeli olan bir duruştur; gözlerimizin önünde bedelleri ödenen bir duruştur. Ama doğru olan bir duruş."

Bugün dünyanın ciddi bir vicdan kaybı yaşadığının altını çizen Turgut, şöyle konuştu:

"Yıllarca bize demokrasi, insan hakları, çocuk hakları diye ders verenlerin, iş kendi çıkarlarına gelince bu değerleri nasıl bir kenara bıraktıklarına hep birlikte şahit oluyoruz. Gazze'de yaşananlar bunun en acı örneğidir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden on binlerce masum insan katledildi. İnsanlar açlıkla, susuzlukla, kuşatmayla ölüme terk edildi. Bu sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın yarasıdır. Bütün bu yaşananlara rağmen adamızda İsrail ve emperyal ülkelere karşı gerekli tedbirlerin geç ve eksik alınması, bizleri derin bir endişeye sevk etmektedir. Hem Türk tarafında hem Rum tarafında, tehlikeli bir sürecin sessizce ilerlediğini görüyoruz. Eğer gereken hassasiyet gösterilmezse, korkarım ki çocuklarımıza güvenle emanet edeceğimiz bir vatanı konuşmakta zorlanabiliriz. Bu kaygı bugün yalnızca bizim değil, adanın her iki tarafının da ortak kaygısıdır."

Bugün dünyada insani değerleri açık ve net şekilde savunan ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini vurgulayan Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mazlumdan yana duruşunu, adalet arayışını ve insanı merkeze alan tavrını takdir ediyor, biz de gücümüz yettiğince bu duruşun yanında olmaya çalışıyoruz. Biz inanıyoruz ki dünyayı bu karanlıktan çıkaracak olan şey, insanı yücelten bir eğitim anlayışıdır. İşte bu inançla, 2017 yılında kurulan Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası olarak 'biz de varız' dedik. Zor olanı seçtik ama doğru olanı bu seçimdi. Fedakarlıkla, sabırla ve inançla bu yolda yürümeye söz verdik. Bu yürüyüşte Eğitim-Bir-Sen'i her zaman yanımızda bulduk. Tecrübesiyle, desteğiyle ve en önemlisi kardeşlik duygusuyla bizleri hiç yalnız bırakmadınız. Bunun için, sendikamız adına, geleceğimiz olan çocuklarımız adına ve Kıbrıs Türk halkı adına yürekten teşekkür ediyorum. Sayın Ali Yalçın Başkan'ın vizyonu ve duruşu sayesinde, Eğitim-Bir-Sen ile Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası arasındaki bu kardeşlik bağı inşallah uzun yıllar devam edecek, çok güzel işlere vesile olacaktır."
Toplantının, 'yalnız olmadığımız', 'aynı yolda yürüdüğümüz' anlamına geldiğini söyleyen Turgut, emeği geçen herkese teşekkür ederek sözlerini tamamladı.

Memurlar.Net