AYM: Ostim'deki Gaz Tüpü Patlamasında Devletin Denetim Eksikliği Yaşam Hakkını İhlal Etti
Olay: Ostim ve İvedik OSB'de İki Ayrı Patlama, 20 Ölü
3 Şubat 2011 tarihinde Ankara Yenimahalle ilçesi Ostim Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan Ö. Hidrolik İmalat San. Tic. Ltd. Şti.'ne ait binada saat 11.00 sıralarında ilk patlama meydana geldi. Aynı gün saat 19.20'de ise başvurucunun çalıştığı Ankara İvedik Organize Sanayi Bölgesi'ndeki M. Otomotiv Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne ait işyerinde ikinci bir patlama ve yangın yaşandı. İki patlamada toplam 20 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı; başvurucu da bu yaralılar arasındaydı.
Soruşturma kapsamında görevlendirilen bilirkişi heyetinin hazırladığı 29 Haziran 2011 tarihli rapora göre patlamalar; E. ve A. firmaları tarafından daha önce doğal gaz dolumu yapılmış tüplerin boşaltılmadan aynı tüplere oksijen doldurulması sonucunda meydana geldi. Raporda ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinin gerekli iş güvenliği denetimlerini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın da piyasa denetim ve gözetim görevini tam olarak yerine getirmediği tespit edildi.
Ocak 2014 tarihli İş Başmüfettişliği raporunda ise M. ve E. Şirketlerine ait işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin denetimlerin en son 2007 yılında yapıldığı ortaya konuldu. Bu tarihten patlamaya kadar geçen dört yıllık sürede ilgili işyerlerinde hiçbir denetim gerçekleştirilmemişti.
Ceza Yargılaması: Yedi Sanığa Hapis Cezası
Başsavcılıkça yürütülen soruşturma sürecinde E. Şirketi yetkilileri, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Yenimahalle İlçe Belediyesi ile İvedik ve Ostim Organize Sanayi Bölgesi yöneticileri ve yetkilileri şüpheli sıfatıyla değerlendirildi. Davalar farklı yargı süreçlerine tabi oldu; kamu görevlileri hakkındaki dosya Memur Suçları Bürosuna gönderildi.
Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Ocak 2023 tarihli kararıyla E. ve A. Şirketlerinin yetkilisi veya çalışanı olan yedi sanığı 6 yıl 3 ay ile 18 yıl 9 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı. Temyiz incelemesi süreci devam etmekteydi.
Tazminat Davaları: Uzun ve Sancılı Bir Yargı Süreci
Başvurucu, 3 Şubat 2012 tarihinde Ankara 3. İş Mahkemesi'nde tazminat davası açtı. Davanın açılmasından esas incelemeye başlanmasına kadar geçen süre 6 yıl 4 ay oldu. Yargı yolundaki usul sorunları defalarca yaşandı; görevli mahkeme tartışması nedeniyle dava idari yargı ile adli yargı arasında gidip geldi.
Mahkeme, Yargılamayı Uzatan Usul İşlemlerine de Dikkat Çekti
Anayasa Mahkemesi kararının 81. paragrafında, İdare Mahkemesinin yargılama sürecindeki bazı usul işlemlerine ilişkin çarpıcı bir tespite yer verildi. Mahkeme, dava dosyasında zaten aynı konuda aynı davacı tarafından açılmış ve davalı konumunda bulunan OSB yönetiminin, İdare Mahkemesi tarafından neden resen ve tekrar hasım olarak tayin edildiğinin anlaşılamadığını vurguladı. Bu işlemin usul sürecini gereksiz yere uzattığı açıkça belirtildi.
Kararda dikkat çekilen bir diğer önemli husus ise Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kesin nitelikte verdiği karara karşın İdare Mahkemesinin tüm davalılar yönünden görevsizlik kararı vermesiyle yargılamanın bir kez daha çıkmaza girmesiydi. Uyuşmazlık Mahkemesi, OSB Başkanlığı yönünden davanın adli yargıda, diğer idareler yönünden ise idari yargıda görülmesi gerektiğini kesin biçimde ortaya koymuştu. Buna karşın İdare Mahkemesinin bu kesin karara rağmen tüm davalılar bakımından görevsizlik kararı vermesi, başvurucunun aleyhine olacak şekilde yargılamanın daha da uzamasına yol açmıştı.
Ankara 7. İdare Mahkemesi 7 Ocak 2019 tarihinde davayı esastan reddetti. Ret kararı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13 Haziran 2019 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti. Başvurucu, bu kararın 9 Temmuz 2019'da tebliğinin ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.
- İdare Mahkemesi: Davalı idarelerin görev ve sorumluluklarını yerine getirmeme biçimindeki hizmet kusurları yok
İdare Mahkemesi ret gerekçesinde patlamanın asıl kusurunun E. Şirketine ait olduğunu, davalı idarelerin görev ve sorumluluklarını yerine getirmeme biçimindeki hizmet kusurlarının bulunduğu iddiasının ise doğrulanamadığını belirtti. Öte yandan İş Mahkemesinde E. Şirketi aleyhine açılan tazminat davasında 4 Şubat 2025 tarihinde başvurucuya 28.000 TL manevi ve 142.008,15 TL maddi tazminat ödenmesine hükmedildiği tespit edildi.
Anayasa Mahkemesi Ne Dedi? Yaşam Hakkı İhlali Tespit Edildi
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Başkan Basri Bağcı başkanlığında 23 Aralık 2025 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi.
Mahkeme öncelikle oksijen tüplerinin patlaması suretiyle 11 kişinin hayatını kaybettiği ve başvurucunun da aralarında yer aldığı çok sayıda kişinin yaralandığı bu olayın öldürücü niteliği tartışmasız olduğundan yaşam hakkına ilişkin ilkelerin başvuruya uygulanabileceğini saptadı.
Mahkeme, yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin değerlendirmesinde şu tespitlere yer verdi:
Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü yalnızca ölüme doğrudan yol açacak eylemlerden kaçınmayı değil, aynı zamanda tehlikeli sınai faaliyetler de dahil olmak üzere yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından etkili bir yasal ve idari çerçeve oluşturmayı, bu çerçevenin uygulanmasını sağlamayı ve ihlallerin durdurulup cezalandırılmasına yönelik etkili bir yargısal sistem kurmayı kapsamaktadır.
Somut olayda İdare Mahkemesinin dayanmış olduğu bilirkişi raporlarındaki eksikliklerin yanı sıra bu raporların başvurucuya tebliğ edilmediği de anlaşılmıştı. M. Şirketi ile E. Şirketinin faaliyetleriyle ilgili izin, ruhsat ve denetim raporlarının İdare Mahkemesi dosyasında yer almadığı görüldü. Olaydan önce yapılan en son iş sağlığı ve güvenliği denetiminin 2007 yılında gerçekleştirildiği, bu tarihten patlamaya kadar söz konusu işyerinde herhangi bir denetim yapılmadığı belgelerden anlaşılmaktaydı.
Mahkeme; İdare Mahkemesinin hükmünü esas alırken Ağır Ceza Mahkemesi ile İş Mahkemesi yargılamaları kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarında davalı idarelerin denetim yetkilerinin kapsamının açıklanmadığını, patlamadan sonra E. Şirketine ait işyerinde belirlenen vahim nitelikteki eksikliklerin olaydan önce yapılacak olağan denetimlerle tespit edilip edilemeyeceğine ilişkin yeterli açıklamaya yer verilmediğini tespit etti. Bu iki kritik konunun aydınlatılamaması nedeniyle sağlıklı bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığına hükmedildi.
Davanın açılmasından esasının incelenmeye başlanmasına kadar geçen 6 yıl 4 aylık sürenin, başvurucunun kusurlu eylemi bulunmayan bir süreçte makul ya da olayın niteliği gereği kabul edilebilir olmadığı da ayrıca vurgulandı. Nitekim davanın esasının incelenmeye başlanmasından yedi ay sonra karar verilmiş, bundan altı ay sonra ise karar onanarak kesinleşmişti.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında tehlikeli bir sınai faaliyetin icrası sırasında meydana gelen yaralanma olayında devletin, daha sonra ortaya çıkma ihtimali bulunan benzer hadiselerin önlenmesinde makul bir şekilde ivedilik ve özenle hareket etmediği sonucuna varıldı. Mahkeme bu gerekçeyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmetti.
Yeniden Yargılama ve Tazminat
Anayasa Mahkemesi, ihlal kararının sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğunu belirterek dosyanın Ankara 7. İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Mahkeme ayrıca başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine, 40.364,60 TL yargılama giderinin de başvurucuya verilmesine hükmetti.
Kararı görmek için tıklayınız.