Anasayfa

Bahçeli polis intiharları hakkında konuştu

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Bu kapsamda polis intiharlarının es geçmemek gerekir. Uzun mesai saatlerinin yorduğu psikolojik baskının yıprattığı yalnızlaşmanın yükünü taşıyan ve görev yoğunluğunun altında ezilen hiçbir polis kardeşimizi görmezden gelmemiz mümkün değildir." dedi.

Haber Giriş : 2026-04-14T11:38, Son Güncelleme 2026-04-14T13:08

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Ara seçim yok, seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesidir, o iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, polislerin fazla mesai yükü ve yaşam koşullarını grup toplantısının merkezine taşıdı. "Polislerimiz üzerine atılı bulunan fazla mesai sorunu ihmal edilemez" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında polislerin çalışma koşullarını, fazla mesai yükünü ve yaşadığı psikolojik baskı hakkında konuştu. Bahçeli, Türk polisinin ağır bir yük taşıdığını söyledi. Bahçeli, Polis intiharlarının da görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.

Bahçeli, emniyet mensuplarının hayat şartlarına dikkat çekerek şöyle dedi:

"Türk polisi bugün çok ağır bir yük taşımaktadır. Bayramda, afette, terörle mücadelede, seçimde, trafikte her yerde ve her zaman görevde olan polis kardeşlerimiz evlerimizde huzurla uyumamızın üstün bir adanmışlıkla çalışmaktadır. Bu adanmışlık elbette kıymetlidir. Elbette güvenliğimiz riske atılamaz. Ancak güvenliği sağlayan insan unsuru da görev başında yıpratılamaz. Emniyet mensubu kardeşlerimizin hayat şartları görmezden gelinemez. Polislerimiz üzerine atılı bulunan fazla mesai sorunu ihmal edilemez."

"POLİS İNTİHARLARINI ES GEÇMEMEK GEREKİR"

Bahçeli, çalışma saatleri ve nöbet yükünün polislerin omuzlarındaki baskıyı artırdığını belirterek şöyle dedi:

"Karşılığı hissedilemeyen çalışma saatleri sınırı belirsizleşen nöbet görevleri ve sürekli teyakuz halinde polislerimizin omuzlarında çok ağır bir yük bindirmektedir. Bu kapsamda polis intiharlarının es geçmemek gerekir. Uzun mesai saatlerinin yorduğu psikolojik baskının yıprattığı yalnızlaşmanın yükünü taşıyan ve görev yoğunluğunun altında ezilen hiçbir polis kardeşimizi görmezden gelmemiz mümkün değildir. Türk polisi yalnız değildir. Yalnız bırakılmamalıdır."

Bahçeli, Türk Polis Teşkilatı'nın 181. kuruluş yıl dönümünü anarak teşkilatın devlet açısından taşıdığı öneme vurgu yaptı. Bahçeli, polis teşkilatının yalnızca bir güvenlik birimi olmadığını, devletin sokaktaki en doğrudan gücü olduğunu söyledi:

"Milletimizin huzuruna kasteden her tehdidin karşısında dimdik duran irade Türk polisimizin bükülmez bileğinde hayat bulur. Türk polisi asayişin teminatı, kamu düzeninin muhafazası, toplumsal huzurun siperi bayrağın gölgesinde görev yapan cefakar evlatlarımızdır."

Bahçeli, polis teşkilatını devletin işleyişi açısından kritik bir yapı olarak tanımlayarak şöyle dedi:

"Polis sadece bir güvenlik unsuru değil aynı zamanda devletin sokaktaki nabzını tutan krizleri ilk hisseden ve müdahale eden bir erken uyarı mekanizmasıdır. Bu mekanizma zayıflarsa devlet körleşir. Bu mekanizma yıpranırsa devlet ağırlaşır. Bu mekanizma çökerse devlet felç olur."

Konuşmasında Ortadoğu'daki gelişmelere de değinen Bahçeli, bölgede enerji, su, gıda ve lojistik hatları üzerindeki mücadelenin büyüdüğünü söyledi. Türkiye'nin sınırları dışındaki gelişmelerin içeride etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşıyacak girişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bahçeli, bu çerçevede şöyle dedi:

"Bugünü mücadelesi sadece füze ve uçak meselesi değildir. Yarının çatışma sahaları su, gıda, enerji, altyapı ve lojistik hatları üzerinden şekillenecektir. İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir."

FAHİŞ FİYAT FIRSATÇILARI İÇİN 'KAPATMA' ÇAĞRISI

Bahçeli, konuşmasında tarım ve gıda güvenliğini de milli güvenlik başlığı içinde ele aldı. Tarımın ertelenebilecek bir yatırım kalemi olmadığını söyledi.

Bahçeli, tohum, gıda zinciri ve üretim kapasitesinin savaş dönemlerinde belirleyici hale geldiğini savundu.

Bahçel, fahiş fiyat artışları yapan fırsatçıların da ağır cezalar alması kapatılması gerektiğin söyledi:

"Kara toprağa terini katık edip soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ve köylümüzü ezdirmemek de elbette bize düşecektir. Hem çiftçimizin alın terine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazancımıza göz dikenlere de göz açtırmamalıyız. Tarımsal üretim alanında milletin emeği ve alın teri üzerinde haksız kazanç devşirerek kar maksimizasyonunu hedefleyen fırsatçıları tek tek belirlemeli ve nerede gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır. Değerli dava arkadaşlarım, tarım aynı zamanda nesillerimizin beden ve zihin sağlığını ilgilendiren milli bir mesele."

TARIM BAKANLIĞI'NA ÇAĞRI

Bahçeli, Tarım Bakanlığı'na Yerli Malı Haftası'nın yeniden canlandırılması için çağrı da yaptı. Bahçeli, şunları ifade etti:

"Bugün GD'lu gıdalar, denetimsiz üretim biçimleri, tedarik zinciri bozulmuş gıdalar, kimyasal yoğunluk, sağlıksız tüketim kalıpları ve ithalata dayalı beslenme alışkanlıkları Türk evlatlarının bedenine ve ruhuna yönelmiş en büyük tehlikedir. Gıda güvenliği kadar güvenilir gıdaya ulaşma konusu da son derece önemlidir. Güvenilir gıdaya erişim konusu Türk milletinin yarınını hangi bünyeyle hangi dirençle, hangi şuurla taşıyacağının meselesidir. Çocuklarımızın sofrasını korumak geleceğimizi korumaktır. Hatırlar mısınız çocukluğumuzda okullarda düzenlediğimiz yerli malı haftasını evimizde olanı elimizde elimizle bölüp paylaştığımız yerli malı haftaları işte tam bu meselenin muhafızıydı. Belki mütevaziydi belki sade görünürdü. Ancak mesajı açıktı. Varlığı da, yokluğu da, şükrü de, sabrı da bilen çocuklarımız için bir ahlak kazanımıydı. Çocuklarımızın birlikte yedikleri meyveler onlara paylaşmayı da nimetin kıymetini de bilmeyi de öğretirdi. İşte bu anlayışın güncellenmiş, güçlendirilmiş ve çağın ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanmış şekilde Milli Eğitim Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın müşterek çalışmasıyla bugünden yeniden ele alınması gerektiğine inanıyorum. Çocuklarımıza toprağın kıymeti anlatılmalı. Sağlıklı gıdalarla büyümelerini sağlamalıyız. "

"Hürmüz Boğazı'ndan enerji geçişi ve deniz yollarının güvenliği tartışmaya açılmışken Ortadoğu'da su güvenliği de önem kazanmıştır.

Savaş öncesi dönemde de küresel ölçekte en yüksek su sıkıntısı yaşayan coğrafyalardan biri Ortadoğu'dur. İklim değişikliği, kuraklık, talep artışı ve çatışmalar su kaynaklarını yeni bir rekabet cephesine dönüştürmüştür.

Bugünü mücadelesi sadece füze ve uçak meselesi değildir. Yarının çatışma sahaları su, gıda, enerji, altyapı ve lojistik hatları üzerinden şekillenecektir. Sınır ötesi askeri gelişmeler okunurken kaynak güvenliği, ticaret yollarının kontrolü, üretim ağlarının örgüsü ve coğrafyanın medeniyet yapısı birlikte ele alınmalıdır.

Bugün bölgedeki her sarsıntı Türkiye'ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekalet savaşları üzerinden yeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır.

Türkiye'yi içeriden tartışmalı hale getirmek, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşımak terörist Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak sınır dışındaki kirli hesapların içerideki yankısından başka bir şey değildir.

Washington Tel Aviv hattında yaşanan gerilim karşısında bölge devletlerinin etnik, dini ve mezhebi bölücülüğe fırsat vermeyen bir dayanışma çizgisinde kalması hayati meseledir. İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki tüm gelişmeler karşısında terörist Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hal böyleyken bu süreci bahane ederek Milliyetçi Hareket Partisi'nin çizgisini Türk milliyetçiliğinin fikri omurgasını ve yegane kalesini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir.

Oysa ne idrakleri bu meseleyi kavramaya yeter, ne ufukları bu süreci okumaya yeter ne de çapları Milliyetçi Hareket Partisi'ni tartışmaya yeter. Türk milliyetçiliğini Türk milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler önce kendi siyasi aciziyetlerinin ve fikri savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır

Türk milliyetçisi için toprağa düşmana karşı müdafaa etmekle toprağı işlemek arasında mahiyet farkı yoktur. Bunlar aynı milli şuurun iki cephesidir. Bir istiklalin kanla kazanılmış yüzüdür. Diğeri istiklalin alın teriyle inşa edilmiş yüzüdür. Biri hududu muhafaza eder, diğeri o hududun içindeki hayatı ayakta tutar.

Tarım meselesi ertelenebilecek bir yatırım kalemi değildir. Gıda güvenliği tali bir politika başlığı değildir. Savaş bugün sadece cephede çarpışmayla verilmemektedir. Savaş bazen sınır hattında olur, bazen gümrük kapılarında olur, bazen yağmur duasına çıkan ellerde olur. Savaş bazen vatandaşlarımızın kesesine giden yolda bazen evladını karnı tok uyutmak isteyen annenin çabasında olur. Savaş bazen silahla gelir, bazen ambargoyla gelir. Bazen kurşunla gelir, bazen tohumla, gıda zinciriyle, gümrük baskısıyla gelir. Savaş sadece tankla, tüfekle, füzeyle yürütülmez. Savaş bazen tedarik zincirinin kırılması ile bazen boş market raflarıyla bazen kepenk indiren esnafla, bazen kapatılan pazar tezgahı ile olur. Bugün tohumunu kim üretiyorsa savaşın galibi odur. Bugün bir milletin sofrasına gelen aşı kim kaynattıysa savaşın galibi odur.

Bize düşen çiftçiyi yalnız bırakmamaktır. Bize düşen köyü boşaltan değil milletin efendisi olan köylüyü yaşatan politikaları hakim kılmaktır.

Kara toprağa terini katık edip soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ve köylümüzü ezdirmemek de elbette bize düşecektir. Hem çiftçimizin alın terine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazancımıza göz dikenlere de göz açtırmamalıyız.

Tarımsal üretim alanında milletin emeği ve alın teri üzerinde haksız kazanç devşirerek kar maksimizasyonunu hedefleyen fırsatçıları tek tek belirlemeli ve nerede gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır.

Terörsüz Türkiye aşçını, anasının kazanında kaynatan kadınlarımızdır. Terörsüz Türkiye Ata yurdunu terk etmeyen babalardır. Terörsüz Türkiye huzurun üretime, üretimin refaha dönüşmesidir. Değerli arkadaşlarım, devletimizin kudreti kimi zaman gece yarısı dışarıda yürümekten korkmayan bir gencimizin sükunetinde, kimi zaman trafikte çıkan bir kriz anında kimi zamansa aniden patlak veren bir kargaşa teşebbüsünde suret kazanır. Milletimizin huzuruna kasteden her tehdidin karşısında dimdik duran irade Türk polisimizin bükülmez bileğinde hayat bulur. Türk polisi asayişin teminatı, kamu düzeninin muhafazası, toplumsal huzurun siperi bayrağın gölgesinde görev yapan cefakar evlatlarımızdır. Türk Polis Teşkilatının 181. kuruluş yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu anlamlı zaman diliminde yalnızca bir kurumun tarihsel serüvenini değil devletin sürekliliğini sağlayan hayati bir damarın görünmeyen fakat hissedilen bir kudretin sessiz fakat sarsılmaz bir iradenin varlığını konuşmak mecburiyetindeyiz. Zira polis teşkilatı herhangi bir meslek grubunun ötesinde devletin sokaktaki aklı gecedeki gözü, kriz anındaki refleksi ve toplumla kurduğu en doğrudan temas noktasıdır. Bu teşkilat sadece suçla mücadele eden bir yapı değil, aynı zamanda devletin varlığını günlük hayatın en somut alanında temsil eden canlı bir organizmadır. Tarihe dönüp baktığımızda görürüz ki güçlü devletler yalnızca orduları ile değil iş düzenlerini sağlayan teşkilatlarıyla ayakta kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin en zor dönemlerinde dahi asayişin muhafazası için kurulan Zabdiye Teşkilatları yalnızca güvenliği değil devletin otoritesini ve devamlılığını tecil etmiştir. Çünkü iş düzen çökerse dış tehditlerin önünde duracak hiçbir set kalmaz. İşte Türk Polis Teşkilatı bu tarihsel mirasın bugünkü taşıyıcısıdır. Polis Haftası münasebetiyle yurdumuzun dört bir yanında gecesini gündüzüne katarak görev yapan, kimi zaman canı pahasına, kimi zaman evladıyla geçireceği zaman pahasına, kimi zaman kendi yorgunluğunu içine atarak vatandaşlarımızın güvenliği için vazife başında olan bütün emniyet mensuplarımıza hürmetle selamlıyorum. Şehit olan polislerimize Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum. Gazilerimize minnetlerimi sunuyorum. Görevi başında her bir polis kardeşime de üstün başarılar temenni ediyorum. Türk polisi bugün çok ağır bir yük taşımaktadır. Bayramda, afette, terörle mücadelede, seçimde, trafikte her yerde ve her zaman görevde olan polis kardeşlerimiz evlerimizde huzurla uyumamızın üstün bir adanmışlıkla çalışmaktadır. Bu adanmışlık elbette kıymetlidir. Elbette güvenliğimiz riske atılamaz. Ancak güvenliği sağlayan insan unsuru da görev başında yıpratılamaz. Emniyet mensubu kardeşlerimizin hayat şartları görmezden gelinemez. Polislerimiz üzerine atılı bulunan fazla mesai sorunu ihmal edilemez. Karşılığı hissedilemeyen çalışma saatleri sınırı belirsizleşen nöbet görevleri ve sürekli teyakuz halinde polislerimizin omuzlarında çok ağır bir yük bindirmektedir. Bu kapsamda polis intiharlarının es geçmemek gerekir. Uzun mesai saatlerinin yorduğu psikolojik baskının yıprattığı yalnızlaşmanın yükünü taşıyan ve görev yoğunluğunun altında ezilen hiçbir polis kardeşimizi görmezden gelmemiz mümkün değildir. Türk polisi yalnız değildir. Yalnız bırakılmamalıdır.

Yalnızlaştırılmamalıdır. Polis sadece bir güvenlik unsuru değil aynı zamanda devletin sokaktaki nabzını tutan krizleri ilk hisseden ve müdahale eden bir erken uyarı mekanizmasıdır.

Bu mekanizma zayıflarsa devlet körleşir. Bu mekanizma yıpranırsa devlet ağırlaşır. Bu mekanizma çökerse devlet felç olur. Sözlerime son verirken hareketimizin her döneminde olduğu gibi bugün de birliğimize, beraberliğimize, birlikteliğimize göz dikenlere karşı dimdik duran ülküdaşlarımızı ayrılığı reddeden kardeşliği baş tacı eden coğrafyamızın her bir rengini aynı potada eriten Türk kimliğini yurdun her karşısında karşısında egemen kılan yiğitlerimizi yurdun dört bir yanında tarlasında bereket, fabrikasında üretim, okulunda ilim peşinde koşan tüm kardeşlerimi ve siz kıymetli dava arkadaşlarımı kalbi hürmetle selamlıyorum.

Anadolu Ajansı