Bakırhan'dan Bakan Gürlek'e çağrı: Bu savcı ve hakim kimse derhal görevden el çektirilmeli!
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ağrı'da halay çektikleri için anne ve kızının tutuklanmasına tepki göstererek "Bu bir provokasyondur; bu savcı ve hakim kimse derhal görevden el çektirilmeli ve haklarında soruşturma açılmalıdır." ifadesini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Başkanvekili ve DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ile birlikte Bitlis'te düzenlenen halk buluşmasına katıldı.
Bir düğün salonunda yapılan etkinlikte konuşan Bakırhan, "Biraz sizinle süreci paylaşacağız. Bu süreci bizim dışımızda herkes anlatıyor. Ama yanlış anlatıyorlar. Doğru anlatmıyorlar. Bizim Rojava'da olup bitenleri hem Meclis komisyonundaki çalışmalarımızı size anlatacağız. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde Kürt halkının, Türkiye demokrasisinin ne kazanacağını, elimize neyin geçeceğini sizlerle tek tek paylaşacağız. Onun için bu toplantı önemlidir. İnşallah bu mübarek ramazan ayı iyi şeylere vesile olur. Bizim umudumuz, beklentimiz, mücadelemiz iyi olsun. Barış olsun. Kimliksiz, statüsüz Kürtlerin kimliği olsun. Onların eşit yurttaşlar olarak yaşayacakları bir hukuka kavuşsunlar diyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz" diye konuştu.
"Kürt kentlerinin aslında statüsü tanındı"
Suriye'deki gelişmelere ilişkin açıklamara bulunan Bakırhan, Kürt kentlerinin statüsünün tanındığını söyledi ve şunları kaydetti:
"18 Ocak'ta Kürtlere Suriye'de bir teslimiyet dayatılıyordu. Aradan geçen 12 günlük süreçte sizin ortaya koymuş olduğunuz onurlu duruştan dolayı 30 Ocak anlaşması imzalandı. Tabii ki hiçbir şey beklediğimiz gibi bazen olmuyor. Ama hiç önemsiz değil. Bakın Kürt kentlerinin aslında statüsü tanındı. Kürtler kendi doğal sınırları içerisine çekildi. Afrin'deki işgal sona erecek, Serekaniye'de, işte bugün kimi paramiliter güçlerin elinde olan Kürt kentleri inşallah yakın zamanda boşaltılarak Kürtler kendi evlerine dönecek. Evlerine dönecek ama bir hukukları olacak. Kendi güvenliklerini kendileri sağlayacak. İnşallah ana dilleriyle eğitim yapacaklar. Ana dilleri Arapçanın yanında resmi dil statüsüne kavuşacak. Mücadele edersek, Rojava'yı yalnız bırakmazsak, Rojava kendi belediye başkanlarını, yerel yönetimlerini kendilerini seçecek. Kendi seçtikleri valiler onları yönetecek. Yani Suriye devleti Rojava'da Kürtlerin yaşamış oldukları yerlerde kamu kurumlarında temsili olarak bulunacak."
"Münih Konferansı'nda terörist dedikleri Kürtlerin temsilcilerini bütün dünya kabul etti"
Münih Konferansı'nda dünyanın bir çok ülke yöneticisinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile görüşmeler yaptığına dikkat çeken Bakırhan, şöyle devam etti:
"Merak etmeyin. Suriye'de Rojava inşallah garantide olacak. Münih Konferansı'nda terörist dedikleri Kürtlerin temsilcilerini bütün dünya kabul etti. Amerika Dışişleri Bakanlığı'ndan Suudi Arabistan'a, Fransa'ya, Almanya'ya Münih Konferansı'na katılan neredeyse bütün ülkelerin temsilcileri Sayın Mazlum Abdi ile İlhan Ahmed ile görüştü. Henüz ülkemizde onlara başka tanımlamalar yapılıyorsa da 'Günaydın' diyoruz. Dünya artık Kürtleri kabul etti. Rojava'da Kürtlerin statüsünü kabul etti. Kürtlerin geleceğini kabul edin. Kimse Kürtlere bir şey bahşetmedi. Kürtler kendi emekleriyle, mücadeleleriyle, çabalarıyla çok önemli bir merhaleye geldiler. Biz hiçbir zaman halkımızdan ne bir şeyi kaçırır ne de onları yanıltan bilgiler veririz. Ama bir şeye ihtiyaç var. Uluslararası zemin kaypak bir zemindir. Bazen anlaşmalar oluyor, altına imza atılıyor. Ama Kürt düşmanı rejimler bir anda çark edip bu anlaşmaya uymuyorlar. Onun için 30 Ocak anlaşmasının takipçisi olacağız."
"Bizi hala terör parantezine sıkıştıran yaklaşımla aynı düşünmüyoruz"
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun kimi kararlar verdiğini belirten Bakırhan, şunları söyledi:
"Meclis komisyonunun vermiş olduğu şeyler kati ve sonsuz şeyler değil. Meclis komisyonu aslında Meclis'in kimi yasalar çıkarması için kapıyı araladı. Zaten meclis komisyonu 100 yılın Kürt meselesini çözecek bir iradeye, bir güce sahip değil. Meclis komisyonunun bir görevi vardı. İşte bu çatışmalı süreci sonlandıracak hukuki ve yasal zemini oluşturacak bir altyapı oluşturup ilgili ihtisas komisyon önerilerini sunmaktır. Birçok şeyleri siz zaten beraber takip ettiniz. Birçok şeyleri gördünüz. Meclis'te bulunan arkadaşlarımız Meclis komisyonunun hazırlamış olduğu bazı şeylere katıldığını belirtti. Bazı maddelere de şerh koydu. O itirazlarımızı ortaya koyduk. Çünkü biz bazı şeylere aynı bakmıyoruz. Yani bizi yok sayan, bizi hala terör parantezine sıkıştıran, 100 yıllık bir siyasi ve tarihi meseleyi getirip terör ve güvenlik parantezine alan bir yaklaşımla aynı düşünmüyoruz. Kürt sorunu bir terör sorunu değil, demokrasi sorunudur. Bir özgürlükler sorunudur. Bir dil sorunudur. Bir kimlik sorunudur. Dolayısıyla bu konuda Meclis raporunun altına biz çekincelerimizi ortaya koyduk."
"Kardeşlik hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz"
Kürtlerin bu ülkenin asli unsurları olduğunu, bin yıldır Türklerle dayanışma içerisinde bulunduğunu ve beraber yaşadığını ifade eden Bakırhan, "100 yıl önce bu ülkenin kurtuluşunda hep birlikte yer almadık mı? Şimdi kuruluşunda, kurtuluşunda Kürdü kardeş gören ama kurulduktan, kurtulduktan sonra Kürdü önceki gören, 100 yıl sonra terör parantezi, güvenlik parantezi içerisine alan bu aklı biz tanımıyoruz. Bu akıl yanlıştır. Bu akıl doğru yolda gitmiyor. Kurtuluşunda, kuruluşunda yer alan Kürdün cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık dilininin, kimliğinin tanınması gerekiyor. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Kardeşlik hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Madem kardeşsek bizim farklı bir dilimiz var. O dilimizi yaşatmamız, o dilimizde eğitim görmemiz, kültürümüzü geliştirmemiz, çoluk çocuğumuzun, gelecek nesillerimizin kendi dilini öğrenmesi ve dilinde eğitim görmesi gerekiyor. Kardeşlik budur" diye konuştu.
"Artık Kürdün diline, kimliğine bir hukuk gerekiyor"
Partisinin iyi niyetli ve barıştan yana olduğunu söyleyen Bakırhan, "İyi niyetli olmayanlar hala Kürt meselesini terör parantezine almaya çalışanlardır. Biz buna itiraz ediyoruz. Buna itiraz edeceğiz. Raporda olduğu gibi bunun altına şerh düşeceğiz. Kimi iyi niyetli sözler söyleniyor ama artık iyi niyeti aşacak bir durumdayız. Artık Kürdün diline, kimliğine bir hukuk gerekiyor. Dilinin, kimliğinin yasal, anayasal olarak tanınması gerekiyor. 21. yüzyılda hala 'Herkes Türk'tür' diye tanımlanan bir vatandaşlık tanımı var. Dünyanın hiçbir yerinde vatandaşlık tanımı bir etnik kimlikle tanımlanmıyor. Ama bizim ülkemizde ısrarla ve zorla, işte Türk, herkes bilmem ne bağı ile bağlı olan herkes Türktür diyor. Biz buna itiraz ediyoruz" dedi.
Ağrı'da bir düğünde sarı-kırmızı-yeşil renklerle halay çektikleri için "örgüt propagandası" suçlaması yöneltilen Mihriban Dal ve annesi Güneş Yaşmin'in tutuklanmasını eleştiren Bakırhan, şunları söyledi:
"Bakın daha dün Ağrı'da İl Gençlik Meclis Üyemiz Mihriban Mihriban Dal ve annesi Güneş Yaşmin tutuklandı. Niye? Sarı, kırmızı, yeşil mendillerle halay çekmişler. 21. yüzyılda bu bir ayıptır. Ve o savcılar ve hakimler de tutuklama kararı veriyor. Şimdi soruyorum Ankara'daki o parmak sallayan, kızan bürokratlara; böyle mi barış sağlayacağız? Böyle mi kardeş olacağız? Hala Kürdün elindeki renklere tutuklama veren, hala Kürdün halayını yasaklayan bu yargıyla mı barış sağlayacağız? Buradan Bitlis'ten bir çağrı yapmak istiyorum. Başta Adalet Bakanı olmak üzere ülkeyi yöneten yetkililer, bu provokasyonu yapan savcılar ve hakimler hakkında soruşturma başlatmalıdır. Bu bir provokasyondur. Ne demek halayı çekmeyeceğiz, istediğimiz renkleri taşımayacağız? Kürt hangi renkleri seveceğini sana mı soracak? Bu savcı ve hakim kimse derhal görevden el çektirilmelidir, soruşturma açılmalıdır. Bunların kime ve neye hizmet ettikleri açığa çıkmalıdır. Bunu kabul etmiyoruz. Reddediyoruz, kınıyoruz. Bu bir provokasyondur diyoruz ve demeye devam edeceğiz."
"Bizim başlattığımız süreç Kürdün kendisini inkar edeceği bir süreç değil"
Türkiye'de güvenlikçi bir aklın olduğunu ve bu aklın değişmeden yol alınamayacağını dile getiren Bakırhan, şöyle konuştu:
"Kürdün halayını tutuklatan bir akıl bu barışı sağlayabilir mi? Türkiye'yi yönetenler bu akıl karşısında bence bir çift laf etsin. Yani bizim başlattığımız süreç Kürdün kendisini inkar edeceği bir süreç değil. Böyle bir süreç başlamadı. Öcalan, böyle bir süreç başlamadı. Biz 100 yıldır inkar edilen Kürt'ün dilinin, kimliğinin kabul edilmesinin mücadelesini verdik ve bir diyalog müzakere zemini başladı. Şimdi İmralı'da görüşme olacak. Meclis'te bir komisyon kurulacak. Ama ayrıca savcı ve hakimler bir seçilmiş il genel meclis üyesi ve yaşlı bir annesini halay çektikleri için tutuklayacaklar. Böyle olmaz. Biz bunu kabul etmeyiz. Bu sürece daha hassas bir şekilde yaklaşılması gerektiğini belirtmek istiyoruz."
"Türkiye'nin bütün renklerine uygun bir yurttaşlık tanımı olmalı"
Yurttaşlık tanımı değişmesi gerektiğini bildiren Bakırhan, "Türkiye'nin bütün renklerine uygun bir yurttaşlık tanımı olmalı. Hepimiz Türkiyeliyiz ama içinde Kürt de var, Türk de var, Arap da var, Alevi de var, farklı inançtan ve kimlikten halklar da var. Buna uygun bir tanımlama olmalı. Bu adımlar Kürtleri sahici bir biçimde cumhuriyete bağlar. Kürtlerin sahici, gerçek anlamda bu cumhuriyetin vatandaşları olmaları isteniyorsa bir an önce biraz önce saydığımız adımların atılması gerekiyor. Yarım asırdır hepimiz büyük acılar çektik. Bu coğrafyada kan aktı. Şiddet oldu. Artık bunları sonlandırabileceğimiz, bu ağır bedelleri ödediğimiz, bu süreçleri bir daha yaşamayacağımız bir dönemi hep birlikte karşılayabiliriz. mücadele bitmedi. Daha yeni başlıyoruz. O diğeri de çok önemli bir mücadeleydi. Ama şimdi hak alma aşamasına geldik. Geçmişte sahada mücadele ettik. Şimdi daha salonları doldurmamız, il içi örgütlerimize sahip çıkmamız, partimize sahip çıkmamız, Rojava'da Kürtlerin hukuku içerisinde yasal bir güvenceye hakların kavuşmasının mücadelesini vermemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.