Aynı İşe Farklı Hak! Kamu Personelinde Sessiz Eşitsizlik
Kamu kurum ve kuruluşlarında idari iş ve işlemler, büyük ölçüde memur ile sözleşmeli personel eliyle yürütülmektedir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında idari iş ve işlemler, büyük ölçüde memur ile sözleşmeli
personel eliyle yürütülmektedir. Memurlar doğrudan 657 sayılı Kanun hükümlerine
tabi iken; sözleşmeli personelin çalışma usul ve esasları, Sözleşmeli Personel
Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar çerçevesinde düzenlenmektedir.
Bununla birlikte, aynı veya benzer görevleri ifa eden söz konusu iki personel
statüsünün farklı düzenlemelere tabi olması, uygulamada çeşitli eşitsizliklerin
ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu durum, yalnızca bireysel hak ve yükümlülükler
bakımından değil; aynı zamanda kurum içi denge, çalışan motivasyonu ve iş barışı
açısından da önemli sorunlar doğurmaktadır.
Bu farklılıkların en somut örneklerinden biri refakat izni ilişkin düzenlemelerde
göze çarpmaktadır. Şöyle ki; 657 sayılı Kanun'un 105'inci maddesi uyarınca memura
bakmakla yükümlü olduğu veya refakat etmediği takdirde hayati tehlike doğacak
derecede yakınlarının ağır kaza geçirmesi yahut uzun süreli hastalığı hallerinde,
sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi şartıyla üç aya kadar verilen ve
gerekli hallerde bir katına kadar uzatılarak toplamda altı aya tamamlanabilen
aylıklı refakat izin hakkı; sözleşmeli personel için Esaslar'ın 9'uncu maddesinde
düzenlenmiş olup izin süresi en fazla üç ay ile sınırlı tutulmuştur. Dahası
657 sayılı Kanun'un 108'inci maddesinin (A) fıkrası uyarınca memura aylıklı
refakat izin süresinin bitiminden itibaren on sekiz aya kadar verilebilen aylıksız
refakat izin hakkı; yine Esaslar'da düzenlenmediği için sözleşmeli personel
tarafından kullanılamamaktadır.
Benzer bir durumda doğum sonrası çalışma rejimine ilişkin düzenlemelerde ortaya
çıkmaktadır. 657 sayılı Kanun'un 104'üncü maddesine (F) fıkrası uyarınca memurlara;
analık izni süresinin bitiminden itibaren başlamak üzere doğum sayısına bağlı
olarak iki, dört veya altı ay süreyle tanınan yarım gün çalışma hakkı, Esaslar'a
yansıtılmadığından sözleşmeli personel için uygulanamamaktadır.
Aynı nitelikte kamu hizmeti sunan çalışanlar arasındaki bu hak dengesizliği;
iş barışını bozulmasına ve motivasyon kaybına yol açmasının yanı sıra, doğrudan
aile yaşamına yansıyan ciddi mağduriyetlere de zemin hazırlamaktadır. Kamu istihdam
politikalarında son dönemde sözleşmeli personel modeline ağırlık verildiği dikkate
alındığında, bu mağduriyetlerin etkisinin her geçen gün daha da derinleşeceği
kaçınılmaz bir gerçektir. Bu çerçevede, farklı statüler arasında ortaya çıkan
hak dengesizliklerinin giderilmesi, yalnızca bireysel hakların korunması açısından
değil, aynı zamanda idarenin ve ailenin bütünlüğü ile hizmetin sürekliliği ilkeleri
bakımından da önem arz etmektedir.
Sonuç itibarıyla, aynı veya benzer görevleri yerine getiren memur ve sözleşmeli
personel arasında sosyal ve özlük hakları bakımından ortaya çıkan farklılıkların
giderilmesine yönelik düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda,
özellikle izin hakları başta olmak üzere ilgili mevzuatta uyumlaştırmaya gidilmesi;
eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde kamu personel rejiminin bütüncül
bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmesi, çalışma barışının tesisine ve kamu
hizmetlerinin etkinliğinin artırılmasına katkı sağlayacaktır.