Kanun Güncellendi, Uyum Bekleniyor Sözleşmeli Personel Esasları Halen Düzenlenmedi!
19/01/2023 tarihli ve 7433 sayılı Kanun ile kamu personel rejiminde önemli değişiklikler yapılmış; özellikle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/B maddesi kapsamında istihdam edilen sözleşmeli personelin statüsüne yeni hükümler getirilmiştir. Bu hükümlerin en temel olanı, sözleşmeli personel olarak görev yapanlardan aynı kurumda üç yıllık çalışma süresini tamamlayanların talepleri doğrultusunda memur kadrosuna geçebilmelerine imkan tanınmasıdır.
Ayrıca, uygulamada "yasaklılık" olarak ifade edilen ve belirli sebeplere dayanan sözleşmenin feshi durumlarında, ilgili personelin bir yıl süreyle kamu kurumlarının sözleşmeli personel pozisyonlarında yeniden istihdam edilememesine yol açan hallere "sözleşmenin yenilenmemesi" durumu da eklenmiştir. Bunun yanı sıra sözleşmeli personele disiplin hükümleri getirilmiş; "Devlet memurlarının tabi olduğu hükümler uygulanır" denilmek suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na açıkça atıf yapılmıştır.
Bununla birlikte, 7433 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesine göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na eklenen Geçici 49'uncu maddeyle yapılan değişikliklere uyum sağlanabilmesi amacıyla gerekli düzenlemelerin altı ay içinde yürürlüğe konulması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, kanun ile getirilen yeniliklerin uygulamada yeknesak biçimde hayata geçirilebilmesi için ikincil mevzuatın da süratle güncellenmesini zorunlu kılmaktadır.
Ancak uygulamada görüldüğü üzere söz konusu kanuni düzenlemeler kısa sürede 657 sayılı Kanun metnine işlenmiş olmasına rağmen sözleşmeli personel istihdamının temel çerçevesini belirleyen "Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar"da gerekli güncellemeler yapılmamıştır. Bu durum, normlar hiyerarşisi bakımından kanun hükümlerinin bağlayıcılığını ortadan kaldırmamakla birlikte uygulayıcılar arasında farklı yorum ve uygulamaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Nitekim, örneğin sözleşmenin yenilenmemesi hali kanun düzeyinde açıkça bir yıllık yasaklılık sebepleri arasında sayılmış olmasına rağmen bu hususun Esaslar'ın Ek Madde 1'ine henüz yansıtılmamış olması, mevzuatı ağırlıklı olarak ikincil düzenlemeler üzerinden takip eden uygulayıcılar bakımından bu durumun göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Bu durum aynı konuda farklı idari işlemlerin tesis edilmesi riskini beraberinde getirmektedir. Her ne kadar kanun hükümleri üst norm olarak doğrudan uygulanabilir nitelikte olsa da kanun ile ikincil mevzuat arasındaki bu uyumsuzluk uygulamada tereddüt ve farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Öte yandan, 7433 sayılı Kanun'dan önce ya da sonra yapılan diğer değişiklik ve eklemelerin Esaslar'a süratle yansıtılmış olmasına rağmen söz konusu Kanun hükümlerinin işlenmemiş olması da dikkat çekicidir. Bu durum, ikincil mevzuatın güncellenmesi sürecinde daha bütüncül ve tutarlı bir yaklaşımın benimsenmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak kanunla getirilen düzenlemelerin uygulamada etkin, tutarlı ve yeknesak biçimde hayata geçirilebilmesi için ikincil mevzuatın gecikmeksizin ve kapsamlı bir şekilde güncellenmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.