Milli İstihbarat Akademisi (MİA), "Jeopolitik Rekabetin Dönüşümü, Yeni Meydan Okumalar ve Türkiye" başlıklı kapsamlı bir rapor yayımladı. Küresel sistemde artan belirsizlik ve sertleşen devletler arası rekabet ortamında, Türkiye'nin konumunu mercek altına alan raporda, Ankara'nın geniş bir coğrafyada krizleri şekillendirme ve yönetme kapasitesine sahip olduğu vurgulandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı, Asya-Pasifik hattı, Tayvan gerilimi ve İran-İsrail eksenindeki risklerin küresel denklemi daha kırılgan hale getirdiği belirtilen raporda, Türkiye'nin Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Orta Doğu'dan Balkanlara ve Afrika'ya kadar uzanan stratejik bir etki alanına sahip olduğu ifade edildi.
HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Türkiye Gazetesinden Emrah Özcan'ın haberine göre; Raporda, Türkiye'nin jeopolitik konumunun hem avantaj hem de risk barındırdığının altı çizildi. Ankara'nın diplomatik manevra kabiliyeti ve sahadaki etkinliğiyle bölgesel krizlerde inisiyatif alabilen bir aktör olduğunu ve bu sayede aranan arabulucu konumuna geldiği belirtildi. Ancak aynı coğrafi konumun, Türkiye'yi eş zamanlı krizlerin doğrudan etkilerine açık hale getirdiği uyarısı da yapıldı. En dikkati çeken başlıklardan biri, çok cepheli ve yüksek yoğunluklu bir çatışma ihtimalinde, "Uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerinde seri üretim ihtiyacı, 5. nesil taktik askeri havacılık kabiliyetinin henüz envantere girmemiş olması, uzay alanında Avrupa ile benzer bağımlılıkların sürmesi" stratejik eksiklikler arasında gösterildi.
Uzay ve ileri teknoloji alanındaki kapasite artışının, önümüzdeki dönemde Türkiye açısından hayati önem taşıdığı vurgulandı.
GÜÇ REKABETİNİN MERKEZİNDEYİZ
Tehdit başlıkları arasında çevre kuşaklarda aynı anda birden fazla krizin ortaya çıkma ihtimali öne çıktı.
Raporda özellikle şu riskler belirtildi: Terör tehdidinin hibrit nitelik kazanması. Büyük güç rekabetinin Karadeniz-Doğu Akdeniz-Orta Doğu üçgeninde yoğunlaşması.
Çevre ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıkların ekonomik ve güvenlik riskleri. Müttefikler arası stratejik uyumsuzluk potansiyeli.
Orta Doğu'da İran merkezli kontrolden çıkacak muhtemel bir savaşın Türkiye'yi doğrudan hedef alan devasa bir göç dalgası üretme ihtimalinin ise en büyük risklerden biri olduğu ifade edildi.
Yine, bu çatışma neticesinde hidrokarbon piyasası üzerinden küresel seviyede bir ekonomik krize sebep olabileceği kaydedildi.