Samimi itirafı dışında başkaca delil bulunmayan yargı mensubunun ihracı hukuka aykırı bulundu

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararını hukuka aykırı buldu.

Kaynak : Memurlar.Net
Haber Giriş : 09 Nisan 2026 00:10, Son Güncelleme : 30 Mart 2026 12:58
Samimi itirafı dışında başkaca delil bulunmayan yargı mensubunun ihracı hukuka aykırı bulundu

Danıştay 5. Dairesi kendi beyanını da esas almıştı

Davacının kendi beyanları ile davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversitede örgüte ait yurtta kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,

Davacının, bir kısmı bylock kullanıcısı olan hakkında FETÖ/PDY nedeniyle işlem yapılan çok sayıda adli personel ve emniyet personeli ile irtibatının olduğu yönündeki tespitin davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,

Kendi beyanı dışında başka hukuki delil olmadığını belirten İDDK'nın değerlendirmesi

Davacının lise döneminde eğitim saikıyla üniversite sınavlarına hazırlanmak maksadıyla örgüte müzahir dershaneye gittiği, bu hususa ilişkin olarak davacının samimi beyanı dışında dosyada başkaca bir delilin bulunmamaktadır.

Üniversite birinci sınıfta (2004 yılı) ise, devlet yurdu çıkmaması nedeniyle kalacak yer bulamadığından İstanbul'da yer alan ve örgüte müzahir Atıfbey isimli özel bir yurtta barınma saikiyle 6-7 ay kadar kaldığı, daha sonra bu yurttan çıkarak sınıf arkadaşları ile birlikte tuttukları evde kalmaya başladığı, G.K. isimli tanığın, davacının örgütle irtibatlı olduğu yolundaki 07/12/2016 tarihli beyanlarının, bu kişinin adı geçen yurtta davacı ile birlikte 6-7 ay süreyle birlikte kalmış olmaları olgusuna dayandırılmıştır. Adı geçen yurtta kalma hususunun (G.K. isimli tanığın beyanından daha önceki bir tarihte) CBS'ndaki ifade tutanağında bizzat davacı tarafından beyan edildiği, başka bir ifadeyle, davacının örgüte müzahir bir yurtta kalması hususunun ilk defa G.K. isimli tanığın ifadesi ile ortaya çıkmamıştır.

Bunun dışında gerek üniversite ve hakimlik stajı gerekse meslek hayatı boyunca, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğuna yönelik başkaca bir bilgi-belge ya da beyanın dava dosyasında bulunmadığı, davalı idarece de dosyaya sunulmadığı anlaşıldığından, yukarıda ayrıntısına yer verilen davacı ve tanık beyanları, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delilin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca Kurulumuzun ara kararına verilen cevapta da, davacının anılan örgüte iltisakını veya örgütle irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı anlaşılmıştır.

Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki temyize konu Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

T.C.

DANIŞTAY

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas: 2022/1250

Karar: 2025/290

Tarih: 10.02.2025

İSTEMİN KONUSU:

Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2017/4213, K:2021/3764 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir.

Daire kararının özeti:

Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2017/4213, K:2021/3764 sayılı kararıyla;

Davalı idarenin usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmediği,

"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,

Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;

Davacının, ceza yargılaması sonucunda...Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın (istinaf edilmeden) 05/01/2018 tarihinde kesinleştiği görüşmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,

Davacının kendi beyanları ile davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversitede örgüte ait yurtta kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,

Davacının, bir kısmı bylock kullanıcısı olan hakkında FETÖ/PDY nedeniyle işlem yapılan çok sayıda adli personel ve emniyet personeli ile irtibatının olduğu yönündeki tespitin davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 02/07/2018 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde, dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:

Davacı tarafından, Anayasa ve 2802 sayılı Kanun'da belirlenen usul ve güvenceler dikkate alınmadan, hakkında soruşturma açılıp savunması alınmadan ve herhangi bir kişiselleştirme yapılmadan, iltisak ve irtibat gibi soyut kavramlara dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olduğu, davalı idarece delil olarak sunulan bilgi ve belgelerin dava konusu işlem tesis edildikten sonra elde edildiği, karar verdikten ve kesinleştirdikten sonra delillerin toplanması, usulü işlemlerin ikmalinin hukuki olmadığı, lise döneminde gittiği üniversiteye hazırlık dershanesini ikamet ettiği ilçede daha eski ve eğitim yönünden daha iyi olduğu için tercih ettiği, üniversitede birinci sınıfta devlet yurdu çıkmadığı için, Atıfbey isimli özel bir yurtta 6-7 ay kadar kaldığı ve İstanbul'a alışması üzerine adı geçen yurttan ayrılarak sınıf arkadaşları ile birlikte tuttukları eve çıktığı, dava konusu işlem tarihinden 13-14 sene önce dershaneye gitmesinin ve kısa bir süre özel bir yurtta kalmasının, FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisakına delil olarak kabul edilemeyeceği, hakimlik sınavını ilk girişinde kazandığı ancak mülakattan elendiği, daha sonraki girişlerinde ise ancak 3. mülakattan geçebildiği, bu durumun bile FETÖ ile irtibatı olmadığına açık bir delil olduğu, hakimlik stajında halen görevde olan Y.T. ve Y.Ç. ile birlikte aynı evde kaldıkları, bu kişilerin ceza yargılamasındaki lehe beyanlarının dikkate alınmadığı, tanık G.K.'nın itirafçı sıfatıyla verdiği beyanların hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, aynı kişinin Ceza Mahkemesi kararındaki beyanlarından da anlaşılacağı üzere, bu kişi ile 2004 yılında aynı özel yurtta kalmış olmalarından hareketle hakkında aleyhinde çıkarımlarda bulunduğu, HTS kayıtlarında irtibatı tespit kişilerin adliye ve emniyet personelleri olduğu, görevi nedeniyle bu kişilerle görüşmesinin normal olduğu, kaldı ki görüşme tarihleri itibarıyla bu kişilerin FETÖ'cü olduklarını bilmesinin mümkün olmadığı, kendisi ile iletişimi bulunan pek çok meslektaşının halen görevde oldukları, iletişim kayıtları esas alınırsa bunların da haklarında işlem yapılması gerektiği, hakkında açılan ceza davasında beraat kararı verildiği, bu hususun kararda dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğu, parasal hak talebinin inceleme dışı bırakılmasının hukuka aykırı olduğu, masumiyet karinesi, ölçülülük ilkesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkının ve hakimlik teminatının ihlal edildiği, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:

Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ:

Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hal ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hal, daha sonrasında üçer aylık dönemler halinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.

23/07/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

Öte yandan, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davası neticesinde, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve bu karar (istinaf edilmeden) 05/01/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa'nın 139. maddesinde hakim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar hariç, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hakimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hakim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hali de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

İptal davaları idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır.

Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemi yapmaya sevk eden maddi sebep, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hal ilan edilmiş olması ve yine olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'dir.

667 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.

Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.

Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla; "22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere, davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır.

Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük, şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.

Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen "olağanüstü tedbir" niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.

Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir:

a) Davacının Kendi Beyanı ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları :

Davacının Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/07/2016 tarihli ifade tutanağı şu şekildedir:

"...Lisedeyken üniversite sınavlarına hazırlanmak için sarıkamış ilçesinde bulunan ve orada o dönem yeni açılan sarıkamış dershanesi dışında uzun yıllardır dershane olan Nilay Dershanesine gittim. Nilay dershanesini seçme amacımda sarıkamış dershanesinin yeni açılmış olması ve nilay dershanesinin daha oturmuş bir dershane olmasıydı. Ben eğitim dönemim boyunca lise son sınıfta sarıkamış ilçesinde bulunan şuan ismini hatırlayamadığım bir yurtta köyden ilçeye geliş gidiş yapmam nedeniyle hafta sonları sarıkamışta dershaneye gidebilmek için kaldım. Üniversite birinci sınıfta İstanbul da bulunan Atıfbey isimli özel yurtta 6-7 ay kadar kaldım. Daha sonra İstanbul iline alışmam nedeniyle İstanbul da Üsküdar ilçesinde sınıf arkadaşlarım olan, ancak şu an isimlerini hatırlayamadığım arkadaşlarımla kaldım. Daha sonra üçüncü sınıfın ortalarında Ö.C. ve Y.T. isimli sınıf arkadaşlarımla başka bir eve çıktım. Y.T. şuanda Kandıra ilçesinde hakimdir. Ö.C. ise avukatlık yapmaktadır ve üniversite bitene kadar bu arkadaşlarımla aynı evde kaldım. Üniversite bittikten sonra Kars iline gelerek burada avukatlık stajımı başlattım. Bu süreçtede Sarıkamış ta olan aileminde ikamet ettiği evimizde kaldım. İstanbulda kalmış olduğum Atıfbey isimli yurtta Sarıkamış taki Nilay Dershanesinin önerisi üzerine kaldım. İstanbulda kalmış olduğum yurdun cemaat yurdu olduğunu kalırken öğrendim. Ancak ben istanbul a karstan ilk defa çıkmam nedeniyle tavsiye üzerine bu yurtta kalmıştım. Daha sonra İstanbulu tanıdıktan sonra burada 6-7 ay kaldıktan sonra çıktım. Ben bu yurdun cemaat yurdu olduğunu düşünmemin nedeni idarecilerinin bu tarz kitaplar okuduğunu görmemdi. Ancak idareciler yurtta kalan öğrencilere herhangi bir şekilde herhangi bir örgüt yada cemaatla ilgili baskı yada talebinin olduğunu görmedim. HSYK seçimlerinde Burdur ili bucak ilçesindeydim o dönem kimse bana oyları birilerine vermem için talimatta yada telkinde bulunmadı. Bende kimseye bu konuda herhangi bir talimat yada telkinde bulunmadım. HSYK seçimlerinde oyumu Burdur adliyesinde kullandım. Zaten bütün Burdur ilinde bulunan hakim ve savcılar Burdur adliyesinde oy kullandılar oy kullanma işlemi bittikten sonra sayım işlemi sırasında bende adliyedeydim. Oy sayımı işlemi sırasında kameraya alınıp alınmayacağı ile ilgili tartışma oldu. Bu tartışmayı gördüm ancak kimlerin tartıştığını hatırlamıyorum. Ben herhangi bir şekilde oy sayma işlemini kameraya almaya çalışmadım veya kameraya almaya çalışanlarla birlikte değildim. ..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.K.'ye ait, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli ifade tutanağı şu şekildedir:

"Üniversite hayatımdan tanıdığım ve meslekte olan cemaate mensup kişiler..., ......' dır. ..."

Davacı, kendi beyanı ile ilgili olarak; lise döneminde gitmiş olduğu dershanenin ikamet ettiği ilçedeki tek dershane olduğunu, üniversitede devlet yurdu çıkmadığını, o dönem yasal olan söz konusu özel yurtta 6-7 ay gibi kısa bir süre kaldıktan sonra ayrıldığını, yaklaşık 13-14 sene önce dershaneye gitmesinin ve kısa bir süre yurtta kalmasının FETÖ terör örgütüyle irtibat ve iltisakına delil olarak nitelendirilemeyeceğini beyan etmektedir.

Davacı, tanık ifadesinin etkin pişmanlıktan faydalanmak, suç ve cezadan kurtulmak amacıyla verilmiş duyuma ve yoruma dayalı olduğunu ve hakkında somut bir suç isnadının olmadığını, dava konusu kararların tesis edildiği tarihte hakkındaki tanık ifadesinin mevcut olmadığını beyan etmektedir.

Öte yandan; davacı hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davası neticesinde, ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan tanık beyanları şu şekildedir:

"Tanık Y.T. beyanında: ...'ı daha önce birlikte kaldığım ev arkadaşım Ö.C.'nin Sarıkamış'tan arkadaşı olması sebebiyle tanırım. Kendisi ile 2007 yılının Şubat ayı ile tahmini olarak 2008 yılının Mart veya Nisan ayları arasında aynı evde kaldık. ... ile Ö.C. benim bir üst sınıfım oldukları için 2008 yılında okuldan mezun olup memleketleri olan Kars'a dönecek olmaları nedeniyle ben bu evden ayrılarak kendi dönem arkadaşlarım ile başka bir eve çıktık, ...'ın öncesinde fethullah gülen cemaatine müzahir bir yurtta kaldığını biliyorum ancak ne kadar süre ile ve hangi zaman aralığında kaldığını bilmiyorum. Biz Ö.C. ile başka bir eve çıkmaya karar verdiğimizde evin masraflarının fazla olması nedeniyle üçüncü bir kişi olarak onu aldık. Bizim eve gelmeden önce arkadaşları ile başka bir evde kalıyordu. Bu kaldığı evin niteliğini bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla ... Kars'a döndükten sonra avukatlık stajını tamamlayıp bir süre avukatlık yaptı. Bu süre zarfında 2008 Aralıkta yapılan Hakimlik Savcılık sınavını kazanmasına rağmen mülakatta elenmişti. 2009 yılının Aralık sınavında benimle birlikte o da Hakimlik-Savcılık sınavını kazandı ve mülakatı geçerek Kars İli'nde Hakim Savcı stajyeri olarak göreve başladı. Ben stajıma Ankara ili'nde başladığım için burada N.S. isimli şuanda Şanlıurfa Hakimi olarak görev yapan arkadaşım ile bir evde birlikte kalıyorduk. Aynı yıl Türkiye Adalet Akademisi bizi akademiye alınca ve bu sürede akademi yurtlarının tadilatta olması nedeniyle ... beni arayarak kalacak bir yer bulamadığını ve bizim evde kalıp kalamayacağını sordu. Ben de kalabileceğini söyleyince ... bizim evde kalmaya başladı. Ancak ...'in geldiği tarihten bir ay sonra ben ve N.S. 2010 yılının Aralık celbi ile askere gitmek için bu evden ayrıldık. Bu arada ...'dan önce bu evde Y.Ç. isimli hali hazırda Kayseri Hakimi olarak görev yapan arkadaşımızda bizimle birlikte kalmaya başlamışti. Ben ve N. 2011 yılının Mayıs ayında askerden döndüğümüzde ... ilk akademi eğilimini tamamlayarak Kars ili'ne geri dönmüştü. Ben sonra 2011 yılının Temmuz ayında evlendiğim için bu evden ayrıldım. ... son akademi eğitimi esnasında da bu evde ismini zikrettiğim diğer arkadaşlarla birlikte kaldı ve 2012 yılında çekmiş olduğu kura ile Burdur İli Buçak İlçesi'ne hakim olarak atandı. Birlikte kaldığımız süre boyunca ...'ın fetö/pdy terör örgülüne müzahir olduğuna dair veya kendisinin bu örgüt içerisinde yer aldığına dair herhangi bir düşüncem oluşmamıştır. ... ile ilgili bütün bilgim ve görgüm bundan ibarettir demiştir."

"Tanık Y.Ç. beyanında: Tanıklık yapacağım husus tarafıma anlatıldı ve anladım, ...'ı 2010 yılı Hakim adaylığı sürecinin Adalet Akademisi bölümünde ev arkadaşım Y.T. vesilesi ile tanıdım, şöyle ki ilk dönem Türkiye Adalet Akademisi ilanında erkek bölümünün tadilatı olması nedeniyle akademiye girecek olan erkek hakim adaylarından kendilerinin dışarıda kalacağı ilan edilmişti, ... de Kars Adayı olması sebebiyle Ankara'ya geldiğinde kalacak yeri olmaması nedeniyle Y.nin isteği üzerine ilk akademi sürecindeki dört ay süre ile bizim evde kaldı. ..., Y.nin Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşı olması nedeniyle tanıştıklarını biliyorum, 4 aylık süre içerisinde aynı evde kaldığımız süreç içerisinde kendisinden FETÖ PDY Silahlı Terör Örgütü ile alakalı hiçbir söz duymadım ve bu dönemde ... sadece benimle ve Y.' ile ve N.S. isimli arkadaşları ile arkadaşlık yapıyordu. İlk akademinin bitimi sonrasında Kars Adayı olması nedeniyle tekrar Kars'a döndü, tekrar ...'e ikinci adalet akademisi stajı aşamasında tekrar bizim evde kalması nedeniyle kendisiyle görüştü, akademi süresince bütün zamanlarımız birlikle geçmekte idi, bu dönemde de kendisinden örgüt ile alakalı herhangi bir söz duymadım, 2012 yılında atamamız yapıldıktan sonra kendisi Burdur ili Bucak Adliyesine kura ile atanmıştı, ben de Iğdır Aralık adliyesinde atandım, Kars ilinde düğünü olması sebebiyle ve görev yaptığım yer de yakın olması nedeniyle düğününe katıldım, düğünde benim haricimde başkaca herhangi bir hakim arkadaş mevcut değildi, atamamız yapıldıktan sonra da kendisiyle sürekli telefonda iletişim halinde idik, bu süreç içerişinde dahi bu yapı ile ilgili herhangi bir söz duymadım, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 2014 üyelik seçim sürecinde de kendisiyle görüşüyor idik, bu dönemde benden herhangi bir oy vermem için yönlendirmesi olmadı, ayrıca başkasından oy istediğini de duymadım, başka kişiler yanında da bu yapıya ilişkin konuşma yaptığına şahit olmadım, belirttiğim gibi kendisinin Ankara'daki Staj dönemine ilişkin zamanlarda kalacak yeri olmaması nedeniyle bizim evde kalmıştı, bizimle birlikle Cuma Namazlarına gitmekte idi, bizim dönemde ihraç olan arkadaşlardan Cuma Namazına gitmemesine rağmen ...'in böyle bir çekincesi yoktu, tanıdığım sürece kendisinin görüş olarak orta halli muhafazakar bir görüşe sahipti, ayrıca...'in eşi Türk Telekom'da çalışırdı, hali hazırda da çalışmaya devam etmektedir, üniversite dönemi hakkında bir bilgim yoktur, bilgim ve görgüm bundan ibarettir, demiştir."

"Tanık G.K. beyanında: Ben ...'ı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden tanırım. Kendisiyle aynı dönemde fakülteyi kazandık. 2004-2005 öğretim yılında İstanbul ... mahallesinde bulunan Atıf bey isimli cemaate ait yurtla kendisiyle 7-8 ay civarında birlikle kaldığımızı hatırlıyorum. Ben daha sonra yine cemaate ait olan Hz. Ömer ve Hasan Basri isimli yurtlarda kalmıştım. Bu yurtlarda onun kalıp kalmadığını hatırlamıyorum. Onunla cemaatin irtibatlı olduğunu düşündüğüm tek husus buydu. sonra eğitim hayatında nerede kaldığını bilmiyorum. Mesleğe girdiğinde de cemaate bağlı olup olmadığını bilmiyorum, daha önce ifademde belirttiğim gibi kendisini üniversite hayatımdan yukarıda anlattığım gibi biliyorum, başka da bir husus hatırlamıyorum, tanıklık ücreti istemiyorum, demiştir."

G.K. isimli şahıs tarafından, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli ifade tutanağında, üniversite ve meslek hayatından tanıdığı ve cemaate mensup olduğunu bildiği kişiler arasında davacının ismine de yer verilmişse de; adı geçen şahıs tarafından, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda yer alan tanık beyanında; davacı ile 2004-2005 öğretim yılında İstanbul ili ... mahallesinde bulunan Atıf bey isimli cemaate ait yurtta 7-8 ay kadar birlikle kaldıkları ve davacının cemaatle irtibatlı olduğunu düşündüğü tek hususun da bu olduğu beyan edilmiştir.

Yukarıda yer verilen tanık ve davacı beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının lise döneminde eğitim saikıyla üniversite sınavlarına hazırlanmak maksadıyla örgüte müzahir dershaneye gittiği, bu hususa ilişkin olarak davacının samimi beyanı dışında dosyada başkaca bir delilin bulunmadığı; üniversite birinci sınıfta (2004 yılı) ise, devlet yurdu çıkmaması nedeniyle kalacak yer bulamadığından İstanbul'da yer alan ve örgüte müzahir Atıfbey isimli özel bir yurtta barınma saikiyle 6-7 ay kadar kaldığı, daha sonra bu yurttan çıkarak sınıf arkadaşları ile birlikte tuttukları evde kalmaya başladığı, G.K. isimli tanığın, davacının örgütle irtibatlı olduğu yolundaki 07/12/2016 tarihli beyanlarının, bu kişinin adı geçen yurtta davacı ile birlikte 6-7 ay süreyle birlikte kalmış olmaları olgusuna dayandığı, adı geçen yurtta kalma hususunun (G.K. isimli tanığın beyanından daha önceki bir tarihte) Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/07/2016 tarihli ifade tutanağında bizzat davacı tarafından beyan edildiği, başka bir ifadeyle, davacının örgüte müzahir bir yurtta kalması hususunun ilk defa G.K. isimli tanığın ifadesi ile ortaya çıkmadığı; bunun dışında gerek üniversite ve hakimlik stajı gerekse meslek hayatı boyunca, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğuna yönelik başkaca bir bilgi-belge ya da beyanın dava dosyasında bulunmadığı, davalı idarece de dosyaya sunulmadığı anlaşıldığından, yukarıda ayrıntısına yer verilen davacı ve tanık beyanları, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

b) HTS Kayıtları :

Davalı idare tarafından dosyasına sunulan, ... Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:... sayılı İddianamesinde; "... Şüphelinin kullanmış olduğu GSM hattına ait görüşme kayıtlarına istinaden düzenlenen analiz raporuna göre, hakkında FETÖ/PDY nedeniyle işlem yapılan çok sayıda kişi ile iletişim içerisinde olduğunun anlaşıldığı, yine bu kişilerin çoğunluğunun adli personel ve emniyet personeli olduğu, bunlardan bir kısmının FETÖ/PDY terör örgütünün gizli ve şifreli haberleşmede kullandığı BYLOCK isimli programı kullandıklarının anlaşıldığı, ..." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Davalı idare tarafından, davacının kullanmakta olduğu GSM hattına ilişkin HTS kayıtlarının incelenmesi sonucu davacının, hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında soruşturma yapılan çok sayıda kişiyle yoğun görüşmelerinin olduğu, bu tespitin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.

Davacı tarafından ise; HTS kayıtlarına göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerin adliye ve emniyet personelleri olduğu, görevi nedeniyle bu kişilerle iletişim kurmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, görüşme tarihleri itibarıyla bu kişilerin FETÖ ile irtibatlı oldukları ya da Bylock kullandıklarını bilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülerek anılan raporun aleyhine delil olarak kabul edilmemesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Kurulumuzun 09/10/2024 tarih ve E:2022/1250 sayılı ara kararı üzerine dosyaya sunulan 24/04/2017 tarihli HTS Analiz Raporunun incelenmesinden; anılan raporda, davacının iletişim kurduğu kişilerden haklarında FETÖ/PDY terör örgütüne üyelik suçlamasıyla işlem yapılanlar ile bu kişilerden Bylock kullanılan cihazlara ait abonelik bilgisi bulunanların ayrı ayrı listelendiği, anılan listelerde yer alan kişilerin neredeyse tamamına yakın bir kısmının adliye ve emniyet personeli olduğu, bu kayıtlara yönelik belirli bir periyot veya yoğunluk tespitinin yapılmadığı ve iletişim tarihlerine ilişkin herhangi bir bilgiye de yer verilmediği anlaşılmıştır.

Buna göre, bahse konu HTS Analiz Raporunda yer alan tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakına delil olarak kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak

Dosyada bulunan diğer tüm bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delilin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca Kurulumuzun 09/10/2024 tarihli ara kararına verilen cevapta da, davacının anılan örgüte iltisakını veya örgütle irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı anlaşılmıştır.

Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.

Bu itibarla, davanın reddi yolundaki temyize konu Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

Davacının temyiz isteminin kabulüne;

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 16/11/2021 tarih ve E:2017/4213, K:2021/3764 sayılı kararının BOZULMASINA,

Kullanılmayan...-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,

Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,

Kesin olarak, 10/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber