Uzmanlar okullardaki silahlı saldırıları inceledi: Aidiyetini kaybeden şiddete yöneliyor

Okullarda art arda yaşanan şiddet olayları "çocuk suçluluğu" tartışmasını yeniden alevlendirirken, uzmanlar sorunun yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceğine dikkat çekti. Psikolojik aidiyet eksikliği, dijital şiddet etkisi ve aile-okul bağının zayıflaması öne çıkan başlıklar olurken; hem güvenlik tedbirlerinin artırılması hem de çocukların sosyal ve duygusal olarak desteklenmesi gerektiği vurgulandı.

Kaynak : Türkiye
Haber Giriş : 17 Nisan 2026 07:38, Son Güncelleme : 17 Nisan 2026 07:40
Uzmanlar okullardaki silahlı saldırıları inceledi: Aidiyetini kaybeden şiddete yöneliyor

Okullarda birbiri ardına yaşanan silahlı saldırılar 'çocuk suçlu' tartışmalarını yeniden alevlendirirken gazetemize konuşan uzmanlar konunun çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerektiğini görüşünde.

"BU DURUMU RUHSAL YURTSUZLAŞMA DURUMU OLARAK GÖRÜYORUM"

Uzman Klinik Psikolog Metin Aydın, çocukların şiddetin faili haline gelmesini sadece bir güvenlik zafiyeti olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir aidiyet iflası olarak değerlendirdi. Aydın, "Bu durumu bir ruhsal yurtsuzlaşma hali olarak görüyorum. Bir çocuk; evinde, okulunda veya dijital dünyasında görülmediğini ve ait olmadığını hissettiğinde, varlığını kanıtlamak için en gürültülü ve maalesef en yıkıcı yolu seçer. Şiddet, duyulmayan bir çığlığın en kanlı hali. Çözüm; sadece kapılara metal dedektörü koymak değil, çocukların kalbindeki aidiyet kalesini inşa etmek. Müfredata matematiğin yanı sıra vicdan okuryazarlığı ve çatışma çözme sanatı bir hayat kültürü olarak eklenmeli. Şiddeti bir kahramanlık gibi sunan içeriklere karşı toplumsal bir denetim ve her çocuğun kendini bir eserle ifade edebileceği alanlar açmak en acil adım" diye konuştu.

"ŞİDDET, SAYGINLIK ARACI OLARAK GÖRÜLÜYOR"

Medyanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çeken Aydın, "Medyada zalim kahramanların kutsandığı, gücün silahla eş değer tutulduğu bir kültürde büyüyen çocuk, şiddeti bir saygınlık aracı sanıyor. Dijital dünyanın hissizleştirme etkisiyle ölümü bir 'yeniden başla' tuşu kadar basit gören, empati duygusu körelmiş bir nesil riskiyle karşılaşıyoruz" dedi.

Yaşanan her olayın korku iklimini genişlettiğini ifade eden Aydın, çocukları korurken aynı zamanda gerçeği çarpıtmadan anlatılması gerektiğinin altını çizerek şu açıklamalarda bulundu: "Korku bulaşıcıdır, ancak şefkat ve güven duygusu da en az onun kadar yayılma gücüne sahip. Çocuklarımızı dünyadan koparamayız ama onları bu fırtınaya karşı vicdan zırhıyla donatabiliriz. Bu noktada çocuklara yaklaşırken temel mottomuz; gerçeği çarpıtmadan ama detaya boğmadan güven inşa etmek olmalı. Okullarda sadece güvenlik protokollerinden değil, bir güvenlik kültüründen bahsetmeliyiz; onlara yardım istemenin bir zayıflık değil, toplumu koruyan bir kahramanlık olduğunu hissettirmeliyiz. Küçük yaş gruplarına, teknik detaylara girmeden, duygularını yönetmekte zorlanan insanların yanlış tercihler yapabildiğini ancak yetişkinlerin onları korumak için görevde olduğunu sakin bir dille aktarmalıyız. Ergenlerle ise dijital dünyadaki yapay şiddet ile gerçek hayatın geri dönüşsüz acıları arasındaki farkı deşifre eden tartışmalar açmalıyız."

"OKULLARDA ÜST ARAMA, X-RAY VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ YAYGINLAŞMALI"

Emekli Kriminal Daire Başkanı İrfan Bayar da, okullarda alınması gereken güvenlik tedbirlerine değindi. Bayar, "Kahramanmaraş'ta yaşanan ve hepimizi derinden sarsan okul saldırısı, yalnızca güvenlik zafiyetleriyle açıklanabilecek bir olay değil. Devletin her okula, her eve ya da her iş yerine bir güvenlik görevlisi tahsis etmesi mümkün değil. Ancak bu gerçek, okullarda alınması gereken tedbirlerin ihmal edilebileceği anlamına gelmez. Aksine, eğitim kurumlarında denetimler artırılmalı; giriş-çıkışlar daha kontrollü hale getirilmeli, X-ray cihazları ve gerekli güvenlik sistemleri yaygınlaştırılmalı. Bununla birlikte, bu tür olayların yalnızca polisiye tedbirlerle önlenemeyeceği açıkça görülmekte. Meselenin psikolojik ve sosyolojik boyutları da en az güvenlik önlemleri kadar önemli" ifadelerini kullandı.

"VELİ TOPLANTILARI YENİDEN AKTİFLEŞMELİ"

Son dönemde okullarda veli-öğrenci iletişiminin sınıf whatsapp gruplarından sağlanmasının sağlıksız bir iletişim oluşturduğunu söyleyen Bayar, okul-aile birliği ve veli toplantılarının yitirilen önemine dikkat çekti. Bayar, "Çocukların hangi platformlarda vakit geçirdiği, kimlerle iletişim kurduğu ve ne tür içeriklere maruz kaldığı ebeveynler tarafından yakından takip edilmeli. Eğitim kurumları ile aileler arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesi de bu sürecin önemli bir parçası. Okul aile birliklerinin daha aktif hale getirilmesi, düzenli veli toplantılarının yapılması ve iletişimin yüz yüze, sağlıklı kanallar üzerinden yürütülmesi gerekiyor. Çocukların gelişimi ve yönlendirilmesi, yalnızca dijital mesajlaşma grupları üzerinden sağlanabilecek bir süreç değildir" dedi.

"ÇOCUKLAR SİLAHLARDAN UZAK TUTULMALI"

Bayar sözlerine şöyle devam etti: "Edindiğimiz bilgilere göre saldırıyı gerçekleştiren çocuğun küçük yaşlardan itibaren silahlarla temas ettiği, atış yapmayı öğrendiği, poligona ve ava gittiği anlaşılmakta. Bu durum, bir çocuğun böylesine ağır bir eylemi tek başına ve tesadüfen gerçekleştirmediğini; belirli bir alışkanlık, yönlendirme ve maruziyet sürecinin sonucu olduğunu göstermekte. Bir çocuğun o kadar silahla okula girebilmesi ve bu denli profesyonel bir saldırı gerçekleştirmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken çok yönlü bir soruna işaret etmekte. 40 yıllık bir emniyet uzmanı olarak söylüyorum, silahların içinde olduğunuz bir işiniz var ise çocuklarınızı bu aletlerden uzak tutmalı, kontrolünü sağlamalısınız."


Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber