Anasayfa

Doktora İntibakında 'Meslek Şartı' Eşitsizliği

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümlerine, kamu personelinin doktora intibakında meslek şartı eşitsizliği yaşanmaktadır.

Haber Giriş : 2026-04-30T14:00, Son Güncelleme 2026-04-27T16:17

Memurların yükseköğrenim sonrası tıpta uzmanlık veya doktora yapmalarına bağlı olarak intibak işlemleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 36/A-9 maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre; memurluğa girmeden önce veya memuriyetleri sırasında yükseköğrenim üstü tıpta uzmanlık belgesi alanlar ile meslekleri ile ilgili öğrenim dallarında doktora yapanlara bir derece yükselmesi uygulanmaktadır. Ayrıca, yüksek lisans (master) derecesi alarak bir kademe ilerlemesinden yararlanan memurun daha sonra mesleği ile ilgili öğrenim dalında doktora yapması halinde iki kademe ilerlemesi uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Kamu personel rejiminde lisansüstü eğitime verilen önem çerçevesinde, memurlara yükseköğrenim sonrası elde ettikleri akademik kazanımlara bağlı olarak derece ve kademe ilerlemesi verilmesi, hem bireysel gelişimi teşvik eden hem de kamu hizmetinin niteliğini artırmayı hedefleyen önemli bir düzenlemedir. Ancak mevcut düzenlemede yer alan "meslekleriyle ilgili öğrenim dallarında" ibaresi, uygulamada ciddi sınırlamalara ve farklı yorumlardan kaynaklanan eşitsizliklere neden olmaktadır.

Günümüz kamu yönetimi anlayışı, klasik görev tanımlarının ötesine geçerek çok disiplinli bilgiye dayalı bir yapıya dönüşmüştür. Özellikle dijitalleşme, kurumsal yönetim, stratejik planlama, insan kaynakları yönetimi, veri analitiği, hukuk, ekonomi, eğitim yönetimi ve sosyal politika gibi alanlar, kamu hizmetinin bütününü etkileyen yatay disiplinler haline gelmiştir. Bu nedenle memurların yalnızca mevcut ünvan ve görev alanlarıyla birebir örtüşen alanlarda değil, farklı disiplinlerde de lisansüstü eğitim almaları hem kişisel gelişim hem de kurumsal kapasite açısından son derece değerlidir.

Buna karşın mevcut düzenleme, doktora eğitimlerinin yalnızca "meslekle ilgili olması" şartına bağlanması nedeniyle dar ve sınırlayıcı bir yorum alanı oluşturmaktadır. "Meslekle ilgili olma" kıstasına ilişkin objektif ve açık bir tanımın bulunmaması, aynı nitelikteki lisansüstü programların farklı kurumlar tarafından farklı şekilde değerlendirilmesine yol açmakta; bu durum uygulama birliğini zedelemekte ve idari işlemlerde öngörülebilirliği azaltmaktadır.

Söz konusu belirsizlik, teknik hizmetler, sağlık hizmetleri, avukatlık hizmetleri gibi mesleğe dayalı kadro ünvanı bulunan sınıflarda nispeten daha kolay ayırt edilebilir bir yapı arz etmekle birlikte, genel idare hizmetleri sınıfında görev yapan personel açısından ciddi sorunlar doğurmaktadır. Bu sınıfta görev yapan personelin görev alanlarının daha genel nitelikte olması nedeniyle yapılan doktora eğitimlerinin mesleki uygunluk kapsamında değerlendirilmesi kurumlar tarafından çoğu zaman net olarak yapılamamakta; bu durum öğrenim intibak işlemlerinde farklı uygulamalara yol açmaktadır.

Bu çerçevede ortaya çıkan yorum farklılıkları, aynı nitelikteki doktora programlarının bazı kurumlarda intibaka esas kabul edilmesine karşın bazı kurumlarda kabul edilmemesi sonucunu doğurmakta; bu durum ise personel açısından mağduriyetlere neden olmaktadır. Neticede benzer durumda olan personel arasında farklı uygulamaların ortaya çıkması, eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurmakta ve idareye olan güveni zedelemektedir.

Öte yandan, kamu personelinin görev alanı dışında gerçekleştirdiği lisansüstü eğitimlerin de kurumsal kapasiteye önemli katkılar sağladığı açıktır. Yönetim, hukuk, ekonomi, bilgi teknolojileri ve sosyal bilimler gibi alanlarda yapılan doktora çalışmaları, doğrudan görev alanıyla örtüşmese dahi analitik düşünme, karar alma süreçlerinin niteliği ve kurumsal vizyon açısından kamu hizmetine dolaylı katkı sağlamaktadır. Bu nedenle doktora eğitimini yalnızca dar mesleki alanla sınırlandırmak, kamu yönetiminde ihtiyaç duyulan çok yönlü insan kaynağının gelişimini de sınırlamaktadır.

Ayrıca mevcut düzenleme, personelin kariyer planlaması üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Memurlar, yalnızca kadro ünvanına uygun alanlarda eğitim alma zorunluluğu nedeniyle akademik tercihlerini sınırlandırmakta; bu durum hem bireysel akademik özgürlüğü daraltmakta hem de yükseköğretime katılım motivasyonunu azaltmaktadır. Oysa kamu personelinin farklı alanlarda lisansüstü eğitimlere yönlendirilmesi, kamu yönetiminde yenilikçi yaklaşımların gelişmesini de teşvik edecektir.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, 657 sayılı Kanun'un 36/A-9 maddesinde yer alan "meslekleriyle ilgili öğrenim dallarında" ibaresinin mevcut düzenlemeden çıkarılması; doktora eğitimi yapan tüm memurlara, alan ayrımı yapılmaksızın derece ve kademe ilerlemesi verilmesinin önünü açacaktır. Böyle bir değişiklik, hem uygulama birliğini sağlayacak hem de idareler nezdinde daha objektif değerlendirmeler yapılabilmesine ve denetlenebilir bir sistem oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.

Bu düzenleme ile birlikte;

 Aynı nitelikteki doktora eğitimlerinin farklı kurumlarda farklı değerlendirilmesinden kaynaklanan eşitsizlikler ortadan kalkacak,

 İdari işlemlerde subjektif yorumlara dayalı farklı uygulamalar engellenecek,

 Kamu personelinin akademik gelişimi daha geniş bir çerçevede teşvik edilecek,

 Disiplinler arası bilgi birikiminin kamu hizmetine olan katkısı daha etkin bir şekilde yansıyacaktır.

Sonuç olarak, söz konusu ibarenin mevzuattan çıkarılması; hem eşitlik, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından hem de kamu hizmetinin kalitesinin artırılması açısından gerekli ve yerinde bir düzenleme olacaktır.

Memurlar.Net