İttihatçılar Osmanlı'yı kumar masasında mı yedi? Wangenheim belgesi tartışması

1915 tarihli Wangenheim telegramı, Cavid Bey ve Hüseyin Cahit'in kumarla etki altına alındığı iddiasını yeniden gündeme taşıdı. Tarihçi İsmail Küçükkılınç'tan sert yanıt.

Kaynak : Memurlar.Net
Haber Giriş : 07 Ağustos 2026 18:21, Son Güncelleme : 07 Ağustos 2026 18:23
İttihatçılar Osmanlı'yı kumar masasında mı yedi? Wangenheim belgesi tartışması

1915 tarihli bir Alman diplomatik telegramının Türkçe çevirisi sosyal medyada paylaşılarak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) kumar masalarında etki altına alındığı iddiasını yeniden gündeme taşıdı. Belgeyi ilk paylaşan yazar Mustafa Ekin'in değerlendirmesine tarihçi İsmail Küçükkılınç sert bir yanıt verdi.

Mustafa Ekin'in paylaşımı ne diyor?

Yazar Mustafa Ekin, Alman İstanbul Büyükelçisi Wangenheim'ın 30 Mart 1915 tarihinde Berlin'e gönderdiği telegramı paylaştı. Belgede, Alman finansör Wassermann'ın kumar masalarında kurduğu ilişkiler sayesinde dönemin Maliye Nazırı Cavid Bey, Hüseyin Cahit ve muhalefetten başka isimlerin güvenini kazandığı, bu sayede perde arkası gelişmelerden haberdar olabildiği anlatılıyor. Ekin bu belgeyi, "İttihat Terakki devletinin kumar masalarında yendiği" şeklinde yorumladı ve Wassermann'ı Deutsche Bank ve Rothschild çevresiyle ilişkilendirdi.

Yusuf Kaplan'dan destekleyici yorum

Ekin'in paylaşımını alıntılayan yazar Yusuf Kaplan, belgeyi İTC'nin devleti kumar masasında bitirdiğinin kanıtı olarak nitelendirdi ve dönemin yöneticilerini Almanya ve İngiltere'nin etkisi altında tanımlayan bir değerlendirme yaptı.

Tarihçi İsmail Küçükkılınç: Belge aleyhte yorumlanacak nitelikte değil

"Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihadçılık" kitabının yazarı, tarihçi İsmail Küçükkılınç, bu yorumlara Yusuf Kaplan'a yazdığı bir metinle karşılık verdi. Küçükkılınç, sosyal medyada paylaşılan her belgeye aynı şekilde yaklaşılmaması gerektiğini belirterek söz konusu telgrafın iddia edildiği gibi İTC aleyhine yorumlanabilecek bir belge olmadığını savundu.

Cavid ve Cahit Bey neden dışlanmıştı?

Küçükkılınç'a göre telegramda adı geçen Cavid Bey ve Hüseyin Cahit, aslında dönemin sekter(koyu) İttihatçı liderlerinin baskısına maruz kalan iki isimdi. Her ikisi de Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na girmesine karşı çıkmış, bu yüzden neredeyse hain muamelesi görmüştü. Küçükkılınç, dönemin önde gelen isimlerinden Dr. Nazım'ın Cavid Bey'e yönelik ağır ithamlarda bulunduğunu ve onu savaşın sorumlusu olarak gösterdiğini aktardı.

Wangenheim'ın güvenilirliği tartışmalı

Küçükkılınç, belgenin yazarı Alman büyükelçi Wangenheim'ın İttihatçılara karşı önyargılı bir isim olduğunu, Balkan Savaşı'ndaki başarısızlık nedeniyle Osmanlı'nın Almanya için yük olacağını savunduğunu, ancak imparatorun ısrarı üzerine bu tavrını yumuşattığını belirtti. Tarihçi, her elçilik yazışmasının tarihsel kıymet taşımadığını, tarihçi Erik Jan Zürcher'in de benzer örneklerle bazı elçilik raporlarının içeriksiz olduğunu gösterdiğini aktardı.

Osmanlı diplomasisinde kumar ve eğlence geleneği

Küçükkılınç, Osmanlı hariciyesinde II. Abdülhamid döneminden itibaren kumar ve içkinin istihbarat toplama amacıyla zaman zaman kullanıldığını, bunun yeni bir uygulama olmadığını ifade etti.

Ayrıca Almanya'nın savaş sırasında müttefiki Osmanlı'ya karşı da eleştirel bir tutum içinde olduğunu, savaş sonrasında Alman borçlarının silindiğini hatırlattı.

Enver Paşa'nın kökeni tartışması da gündemde

Küçükkılınç yazısını, tarihi tartışmalarda çifte standart eleştirisiyle tamamladı: Abdülhamid'in annesinin Ermeni kökenli olduğuna dair iddialara sert tepki gösterenlerin, benzer şekilde Enver Paşa hakkındaki köken iddialarına karşı aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.

İşte İsmail Küçükkılınç'ın değerlendirmeleri

Yusuf Bey, maalesef zekasına ve müktesebatına haksızlık ediyor. Her paylaşıma böyle atlamak kendisine zarar verir. Sözkonusu belge, aleyhte yorumlanacak vasıfta değil. Daha da acısı şu: Cavid ve Cahid Beyler bu esnada sekter İttihadçı liderlerin hışmına maruz kalan iki isim. İkisi de I.Dünya Harbi'ne girişe karşı çıkmış ve bu sebeple neredeyse hain olarak görülmüştür. Hatta Dr. Nazım, "çıfıt" ve "dönme" diye tahkir ettiği Cavid'e "başımıza gelen belaların sebebi sensin, şimdi kalkmış bize muhalefet ediyorsun" demektedir. Bu durumda Almanlar eğlence masasında ve bugünkü tabirle "sigarasına" oynadıkları bir oyunda isterse gerçek kumar oynayıp markları ortaya saçsınlar, ne kazanacaklar ki? Yahu Allah'tan korkun, Almanların çoğu I.Dünya Harbi'nde Osmanlı'yı müttefik kabul ettiği imparatora isyan ediyor. Bilhassa maliyeciler "Osmanlı bizi soyuyor" diye feryat ediyor. Hakikaten de Mütareke ertesi Alman borçlarının üzerine yattık, bu borçlar silindi. İttifaka ihtiyacı olan da Almanlar değil bizdik. Kimse Osmanlı'nın yüzüne bakmıyor, onunla bir ittifaka tenezzül etmiyordu.

Talat'a, İTC'ye, İttihadçılara söverken, iftira atarken hiç olmazsa biraz mantık ve vicdan gerekmez mi?

Mütareke ertesi San Remo'da bize dediler ki "savaş sizin yüzünüzden uzadı, oysa biz size ittifak halinde garanti vermiştik, bu sebeple cezanızı çekeceksiniz". Merhum, mağfur şehidimiz Said Halim Paşa der ki "ittifak halinde verilen hiçbir sözün kıymeti yoktur. Biz İngiltere, Fransa ve Rusya'dan ayrı ayrı toprak bütünlüğümüzü garanti etmelerini talep ettik, reddettiler çünkü ne niyetleri bize garanti vermek değildi. İttifak her an dağılabilir, o zaman kolayca 'biz ittifak olarak söz vermiştik' diyebilirler". Ağzımızı bozmayalım ama bu İtilaf Devletleri yaptıkları orospu çocukluğunu çok iyi biliyorlardı.

Kaldı ki I.Dünya Harbi'ne girmemiş kim vardı da biz girmeyecektik? İtilaf devletlerinin birbirine bağışladıkları, paylaşım konusu yaptıkları topraklar, Osmanlı toprakları iken biz nasıl olacak da savaş dışında kalacaktık? Şayet Osmanlı, Almanya ile ittifak etmemiş olsa, İtilaf devletlerinin tuzağına düşse, savaş harici kalsa, Rus ordusu Ermeni birlikleriyle Kayseri'yi geçip biraz daha Batı'ya ilerler, bu esnada hiçbir Müslüman da katliamdan kurtulamazdı çünkü "Müslüman keserek toprak kazanma, bağımsız olma sırası" Ermenilere gelmişti. İlginçtir, Talat ve İTC'nin harbe giriş kararı tehciri kolaylaştırmış ve böylece Anadolu kıyamete kadar Türk-İslam yurdu olarak kalmıştır. Bu sebeple başta Kürtler olmak üzere Vilayat-ı Sitte (bugün alan olarak Türkiye'nin 1/3'üne tekabül ediyor, Kayseri de kimi kez müstakil sancak olsa da Sivas hasebiyle Vilayat-ı Sitte'ye dahildi)Müslümanları bekalarını Talat ve İTC'ye borçludur.

Osmanlı Devleti'nin en uzun süreli padişahı olan Abdülhamid, hariciye nazırlarını ve büyük devlet sefirlerini çoğu zaman gayrimüslimlerden seçerdi. Bunun yanında hariciyede içki ve hafif kumara da izin verirdi. Uluslararası bilgilerin kumar ve içki masasında da alındığı olurdu çünkü. Hariciye ve istihbarat bazen fahişe de kullanır. Abdülhak Hamid'in kumar ve içki parasını değil çapkınlık parasını da hariciye ve kimi zaman da Yıldız karşılardı.

Cavid ve Cahid Fransa'ya yakın, Almanlara ve Osmanlı'nın I.Dünya Harbi'ne girişine karşı idi. Talat ileride lazım olur diye bunları hepten dışlamadı.

Yusuf Bey, İTC aleyhindeki her sosyal medya paylaşımına atlamamalı. Fakirin X'te paylaştığı videosunu izlemiş, kitabını da okusun, ikna olacağı kanaatindeyim.

Not:1- Wangenheim, İttihadçılardan nefret eden, Osmanlı'nın Balkan Harbi'ndeki rezaleti sebebiyle l.Dünya Harbi'nde Almanya'ya yük olacağını iddia eden ama imparatorun ısrarı sebebiyle yumuşamış biridir. Her elçilik yazışması kıymetli değildir. Zurcher bir makalesinde Hollanda elçilik yazışmalarının nasıl boş olduğunu göstererek istihza ederdi.

2-Abdülhamid'in annesi Ermeni idi diye yazanlara ana-avrat küfür edenler, sıra Enver'in Yahudi olduğunu yazanlara gelince itibar ediyor. Yazık, ayıp, günah!

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber