Bakan Tekin'den ortak sınav, norm fazlası ve AGS açıklaması
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ortak yazılı sınavlara Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) müfredatını uygulamayan okullar için yaptırım geleceğini, norm fazlası öğretmenlerin ise lisans ve yüksek lisans alanlarına göre oluşturulacak bir havuz üzerinden başka branşlara geçebileceğini açıkladı. Tekin, Erzurum'da memurlar.net Genel Yayın Yönetmeni Edip Üzen'in sorularını yanıtladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Akademi Giriş Sınavının (AGS) önümüzdeki yıl daha erkene alındığını söyledi. Amacın, öğretmenlerin göreve başlamasını ve Öğretmen Akademisindeki eğitimi eylül başına yetiştirmek olduğunu belirtti. Öğretmen Akademisine 2026'da kaç öğretmen alınacağının ise bütçe sürecinden sonra belli olacağını ifade etti.
Norm fazlası öğretmenler için her öğretmenin lisans ve yüksek lisans alanlarına göre talebinin alınacağını anlatan Tekin, belirli branşlardaki öğretmenlerin isterlerse başka branşlara geçebileceği bir havuz oluşturulduğunu söyledi. İkinci lisans diploması ya da yüksek lisansı olan öğretmenlerin de tercihlerine göre değerlendirileceğini kaydetti.
Ortak yazılı sınavların yeni bir uygulama olmadığını vurgulayan Bakan, bu çalışmanın TEOG döneminde başladığını ve iki yıldır pilot olarak yürütüldüğünü hatırlattı. Sınavlar MEB müfredatından yapılırken kendi yayınını satmak için bu müfredatı uygulamayan okullara yaptırım geleceğini söyledi. Sınav notlarının yapay zeka destekli Bakanlık Yönetim Sistemine yansıyacağını, anomalilerin buradan tespit edileceğini belirtti. Sınavın 10 Kasım'a denk gelmesine yönelik eleştirilere ise 10 Kasım'ın resmi tatil olmadığını, öğretmenin o hafta yazılıyı zaten yapmak zorunda olduğunu söyleyerek karşılık verdi.
İlkokullarda sınıf öğretmenlerinin 1 ve 2. sınıfları okutanlar ile 3 ve 4. sınıfları okutanlar şeklinde ayrılması fikrinin henüz yalnızca öğretmenlerle istişare aşamasında olduğunu belirten Tekin, bakanlığın bu konuda olgunlaşmış ya da atılmış somut bir adımı bulunmadığını söyledi. Öğretmenler istemezse bu fikirden vazgeçilebileceğini ifade etti.
Zorunlu eğitim süresinin kısaltılmasına ilişkin tartışmanın kısa vadede karara bağlanacak bir konu olmadığını söyleyen Tekin, kamuoyunda bu yönde bir eğilim oluşmaya başladığını ve kararın tartışmaların sonucunda verileceğini belirtti. Okul güvenliği için istihdam modelinin henüz netleşmediğini, bu yıl Toplum Yararına Program (TYP) üzerinden personel alındığını, 2027 bütçesine nasıl yansıtılacağının görüşüldüğünü söyledi. Okullardaki 31 bin bahçe görevlisinin polis olmadığını da hatırlattı.
Yoğunlaştırılmış yabancı dil programının 200 okulla başlayıp 1.110 okula ulaştığını açıklayan Tekin, Meta'ya dava açılacağını, diğer platformların da gündeme gelebileceğini söyledi. İstanbul'daki okul ziyareti sonrasında gündeme gelen pankart olayıyla ilgili "Bakan şikayet etti" iddialarını ise "yalan" diye niteledi ve bunu söyleyenleri ispata davet etti.
Gastronomi liseleriyle yöresel mutfak kayıt altına alınacak
GAZETECİ: Gastronomi liseleriyle tam olarak neler amaçlanıyor?
YUSUF TEKİN: Şimdi şöyle başlayalım. Bizim bakanlığımızın ismi Milli Eğitim Bakanlığı. Bu bakanlıktan toplumsal beklenti, yani bu bakanlığı kuran irade, buranın adına "öğretim bakanlığı" dememiş. Demek ki buranın talim ve terbiye üzerine odaklanması lazım. Yani ülkede çocukların vatandaşlık bağıyla devlete bağlarını güçlendirmek, milli birliği, beraberliği güçlendirmek. Eğitim işlerini yaparken bunu ihmal etmememiz gerekiyor. Bu da şimdi sadece ve sadece bir dersle olacak bir iş değil. Bunu ders dışında başka enstrümanlarla da çocuklara sevdirmek lazım. Çocukların bu değerleri almasını mümkün kılmak lazım. Bunun için biz önce müfredatımızın içerisine ortak değerlerimiz diye tanımladığımız bizi bir arada tutan referans değerleri, yani asgari müştereklerimizi toparladık ve dedik ki çocuklarımıza bunları vermemiz lazım. Bayrak gibi, devlet sevgisi gibi, vatanseverlik gibi. Bunları çocuklara kazandırmamız lazım. Geleneklerimiz, kültürümüz; bunu müfredatın içerisine yedirdik. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni inşa ederken akademik gerekçelerin dışında üçüncü başlığımız burasıydı.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni kamuoyuyla paylaşırken bu değer çerçevesinde tanımladık. Mesela yaşanabilir bir çevre olsun istiyoruz. Çocuklarımız sokağa çıktığı zaman içinde yaşadığımız çevrenin, havanın, suyun, bunların hepsinin üzerimizde emanet olduğu, gelecek kuşakların bizim üzerimizde hakkı olduğu. Bu bilinçten hareketle bu değerlere sahip çıksınlar istedik. Bunları vermek için de müfredata yedirdik. Müfredat komisyonlarından bir tanesi sadece buydu. Yani hangi ders olursa olsun o dersin profesyonel uzmanlar tarafından yazılmış öğretim programlarına bir de sosyolog, antropolog, siyaset bilimci gibi farklı kesimlerden arkadaşlar müfredatta "şu değer şurada işlenebilir" gibi onlara yol gösterdi. Yani böyle disiplinler arası bir yaklaşımla orayı yaptık. Müfredat dışında başka şeylerden de faydalanabiliriz. Bunlardan bir tanesi bizim daha başlar başlamaz yaptığımız -bugün de konuşmamda söyledim- oyun. Oyun, kültür aktarımında önemli unsurlardan bir tanesi. Ben hep aynı örneği veriyorum. Eski Türk devletlerinde yeni doğan bir bebeğin bacaklarının arasına, kundak yapılırken, kütük koyulmuş ki ata binme konusunda bacakları ona göre gelişsin. Şimdi şunun için söylüyorum bunu; her açıdan yetişme şekliniz sizin kültüre entegre olmanızı, o kültürü içselleştirmenizi sağlar. Oyun da bunun bir parçası. Çocuklarımız ne oynuyorlar? Başka ülkelerin kültürlerine ait, başka ülkelerin değerlerini bize taşıyacak oyunlar oynuyorlar. Bunlar daha çok sanal ortamda, internet ortamında vs. Ve bunlar bizim binlerce yıllık o geçmişin değerlerini aktaran unsurlardan uzaklaşıyorlar.
Biz dedik ki mesela oyun bu anlamda, bu değer aktarımında, kültür aktarımında bir unsurdur. Okullarımızda "geleneksel çocuk oyunlarımız" başlığıyla bir uygulama başlattık. İllerimizde formatör öğretmenler yetiştirdik. Geleneksel çocuk oyunlarımızın kurallarını EBA'ya yükledik. Nasıl oynandığını görsellerle çocuklara gösterdik. Formatör öğretmenlerimizi eğittik. Sonra illerde bunu uygulamaya başladık. Bu yıl da "Oyun Politika Belgesi" yayımladık ve Oyun Politika Belgesi ile oyunu hem eğitimin bir parçası hem de bu değer aktarımının bir enstrümanı olarak değerlendirmek istedik.
Bunun gibi mesela Maarif Orkestrası, Maarif Halk Oyunları Topluluğu. Maarif Orkestrası'ndan bizim ilk beklediğimiz şey yöresel türküleri, yöresel sözlü sanat eserlerini öğrensinler, sergilesinler. Muzaffer Sarısözen kuşağından sonra Anadolu'da türkü derleme bitti. Derlenmiyor. TRT Türkü, yayınlarını yaparken hala "Muzaffer Sarısözen'in derlediği" diye başlıyor. Sanat da aynı şekilde. Mesela çocuklarımız kendi bölgelerinin, yani yaşadıkları ilin, ilçenin kültürel değerlerini öğrensin diye müfredata bir başlık koyduk.
Ve her ilin, her ilçenin bu anlamda tarihten bugüne kadarki değerlerini yansıtan doğal ören yerleri, tarihi eserler, tarihi şahsiyetler, tarihi olayları elektronik ortama, "okul dışı öğrenme ortamları" olarak yükledik. Öğretmenlerimize destek olmak için bizim öğretim programlarımızda neye karşılık geldiğini ve nasıl öğretilmesi gerektiğini gösterdik. Öğretmene de kolaylık olsun diye o öğrenmesi gereken şeyleri elektronik ortamda EBA'ya yükledik. Halk müziği de dahil bölgenin, mesela Ahlat'ın türküleri. Notalarıyla beraber koyduk. O bölgede öğretmenimiz müzik dersine Ahlat türkülerini öğreterek başlasın. Tarih dersini anlatırken önce Ahlat'ı görsünler, Ahlat'ın değerlerini görsünler gibi aklımıza gelen her türlü şeyi diyebilirim.
Gastronomi liseleri de bu anlamda. Beni çok rahatsız eden bir şey var Anadolu yemekleriyle ilgili. Mesela Erzurum'da niye et yemekleri ya da bulgur meşhur? Bu bir kültür. Bu bölgenin ikliminden yaşam kültürüne kadar her şeyi yansıtan bir şeydir yemek. Burada insanlar aş otu çorbası yapıyorsa buranın kültürel yapısı ve ekosistemi bu. Bunu bilmemiz lazım. Aş otu nerede kullanılır, niye kullanılır, neye faydası var? Bunlar kaybolup gidiyor. Bir bakıyorsunuz yemeklerin içerisine hiç bizimle alakası olmayan baharatlar konmaya başlıyor. Gastronomi lisesi de bu eksikliği gidermek üzere bulunduğu bölgenin yemek kültürünü, yemeklerinin hazırlanış biçimlerini, hangi malzemeden hazırlanacağını, bir kere literatür kaydını oluşturacak. Kitaba geçecek. Şimdi büyükşehir belediyesi bir kitap hazırlıyor, üniversite hazırlıyor, valilik hazırlıyor. Bir bakıyorsun birbiriyle örtüşmüyorlar. Ya da bir yerde hazırlanıyor, başka bir ilde hazırlanmıyor. Ya da bir yemek var, başka bir yemek yok. Biz bunları derleyelim, bir literatür oluşsun dedik. Bu literatürden sonra yöresel mutfağa ait bu gastronomi kültürünü, nasıl hazırlandığını okullarda öğretelim, nasıl servis edildiğini öğretelim ve ilin turizmine katkı sağlayacak bir değer üretelim istedik. Gastronomi liseleri böyle bir ihtiyaçtan ortaya çıktı. Şu anda da yedi bölgede. Bizim diğer okullarımız standarttır. Anadolu lisesi dediğinizde Çanakkale'deki Anadolu lisesi de Kars'taki Anadolu lisesi de aynı programı uygular. Meslek liseleri de aynıdır. Ama yedi tane gastronomi lisesinin yedisinin de müfredatı ayrı. Bulunduğu coğrafyanın kültürüne ilişkin. Diyelim ki bir yerde, mesela Akdeniz'deki balık ile Trabzon'daki balık farklı olabilir pişirme açısından. Yöresel kültürü biz kayıt altına alalım istedik. Gastronomi liseleri benim müsteşarlıktan kalma bir hayalimdi. O zaman başka şeylere odaklandık. 15 Temmuz, dershane süreci ve o süreçte yaşadığımız bir sürü başka sıkıntı nedeniyle bunlara çok odaklanamadık. Şimdi bunu hayata geçiriyoruz.
İstanbul, İzmir, Trabzon, Hatay ve Van'daki gastronomi liseleri
EDİP ÜZEN: Peki diğer gastronomi liselerinin açılışları ne zaman olacak?
YUSUF TEKİN: İstanbul'daki bitmek üzere. İstanbul'dakinin de restoran kısmının tefrişatıyla ilgili süreçler yürütülüyor. Sanırım bir iki ay içerisinde orası da bitecek. Bu yıl bitmeden orayı da açmak istiyoruz. Diğerleri değişik sebeplerden dolayı gecikiyor. Mesela İzmir'de ve Trabzon'dakini lokasyon olarak şöyle istiyoruz: Okulun bir, derslik binası olsun; iki, yemeklerin hazırlandığı, burada gördüğümüz gibi et kesimi ve pişirme ünitesinin olduğu bir alan olsun; üç, birinci sınıf hizmet verilebilecek bir restoran işletmesi olsun. Bu üçü tamamlansın istiyoruz.
Burada bugün Ülker'in söz verdiği üçüncü kısım orası. Restoran kısmını da yapacaklar. İzmir'de ve Trabzon'da seçilen yerler, mülkiyeti bize ait olan yerler, çok istediğimiz gibi değildi. Şimdi ikisinin de problemi çözüldü. Denize nazır, ikisi de çok içimize sinen bir lokasyonda. Onlar da başladılar. Hatay'daki başlamıştı zaten. Onlar inşaat sezonunun durumuna göre önümüzdeki yıl veya bir sonraki yıl ancak yetişirler. Ama bu bitti.
Van'da bir hayırseverle yapmışlar. Binayı gördüm. O da çok güzel olmuş ama bizim programımızda yoktu. Ona şimdi müfredat yazıyor arkadaşlar. Önümüzdeki eylül ayında o açılır muhtemelen. Ama o bizim programımızda yoktu. Onlar "bu bizde de olsun" diye düşünüp hayırsever bulup yaptılar. Ama çok güzel bina yapmışlar. Sadece bina değil, yemekleri hazırlarken kullanacakları yöresel sebzeleri yetiştirmek üzere yaklaşık 20 dönüm civarında alana da seralar kuruyorlar. Orası da öyle bir alan oldu.
Gastronomi liselerine yetenek sınavıyla öğrenci alınacak
GAZETECİ: Peki öğrenciler için buraya pansiyon yapma projeniz var. Bölgeden öğrenciler gelsin istiyorsunuz. Yemek mesleği için yetenek sınavı olacak mı?
YUSUF TEKİN: Biz yetenek sınavıyla alıyoruz ve okul binalarında da derslik sayısını maksimum üçer derslik olacak şekilde sınırlandırıyoruz. Her sınıf düzeyinde birer bölüm. Yani "fazla öğrenci alalım, buranın sayısını birdenbire artıralım" istemiyorum. 12 derslik, üç bölüm var. Her sınıfta her bölümden birer şube. Yani bir tane yemek pişirme, bir tane servis, bir tane işletmecilik bölümü. Okulun en fazla 150 öğrencisi olacak. Binaların büyük yapılmasını özellikle istemiyorum. 24 derslik yapmak demek buranın artık amacından sapması demek.
Tematik liseler ve Erzurum'a Kış Sporları Lisesi
GAZETECİ: "Müsteşarlık zamanından hayalimdi" dediniz. Aslında temelin o zamanlarda atıldığını söyleyebilir miyiz?
YUSUF TEKİN: Tabii. Mesela şunu çok arzu ediyordum ben: Meslek liselerinin tematik hale gelmesi, spor liselerinin tematik hale gelmesi ve güzel sanatlar liselerinin tematik hale gelmesi. Meslek liseleri tematik hale gelirken gastronomi adıyla bir lise açılması. Bunu, muhatap olarak alabileceğimiz, müfredatını yazarken birlikte hareket edebileceğimiz kişilerle yapmak. Mesela Ayakkabıcılık Lisesini yaparken Ayakkabıcılar Odası ile birlikte müfredatı yapabildik.
Ama burayı birlikte yapabileceğimiz bir paydaş da o zaman üretememiştik. Bu kez bunu yaparken ilk başta İstanbul'da, bugün de programımıza katılan şeflerden yaklaşık 80-100 kişilik bir grupla bir toplantı yaptık. "Biz böyle bir şey yapmak istiyoruz, bize destek olur musunuz?" Onlardan destek alarak müfredatları oluşturduk.
Mesela spor liselerini tematik hale getirelim dedik. Voleybol Lisesi'ni açtık. Ankara'da Voleybol Federasyonu ile yaptığımız lise. Futbol Lisesini Fatih Terim'le beraber Riva'da açtık. Tematik hale getirmek istediğimiz iki konu daha vardı. Bir tanesi bu gastronomi ile ilgili. Muhatap bulamamıştık. O kısım ayrı. Mesela sporda da kış sporlarıyla ilgili doğru dürüst bir muhatap bulamadık. Bir de güzel sanatlar liselerimiz. Ben müsteşarlığa başladığımda okulların adı Güzel Sanatlar ve Spor Liseleriydi. Onu ayırdık.
Güzel sanatlar başlığını da tematik hale getirelim istedik. Orada da karşımızda birlikte çalışabileceğimiz disiplinli bir muhatap bulamadık. Orada da tiyatrocularla konuştuk, ses sanatçılarıyla konuştuk. Başlıyoruz, ediyoruz, bir türlü bir mesafe kat edemedik orada. Ama onu da tematik hale getireceğiz. Görsel sanatlar, tiyatro, sinema üzerine, sadece o konuya odaklanan, halk müziği üzerine odaklanan güzel sanatlar liselerimizi bulundukları bölgelere göre tematik hale getirmek istiyoruz. O zaman başlamıştık. Mesela Erzurum'da da 2012 yılında Kış Oyunları yapıldı. O zaman Gençlik ve Spor Bakanlığındaydım. Çok yüksek maliyetli kış sporları merkezleri yaptık. Buz hokeyinden curlinge kadar Avrupa'daki birçok ülkede olmayan alanlar oluşturduk oyunlar için. Oyunlar bitti, atıl kaldı. Ben ondan sonra Milli Eğitim Bakanlığına geçtim. Dedim ki Erzurum'da bir tane Kış Sporları Lisesi kuralım dedik, olmadı o zaman. Şimdi onu da yapıyoruz. İlgili federasyonları topladık. Onlarla bir müfredat yazıyoruz. Örneğin bir tane buz hokeyi bölümü olur, bir tane curling sınıfı, bir tane kayak. Ona uzmanlaşan bir okul. Okulun ihalesine çıktık. Okulu yapıyoruz. O tesisleri de Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ortak kullanacak şekilde protokol yapıp Kış Sporları Lisesi yapıyoruz. Onu da yine, şimdi ismini söylemeyeyim, bir hayırseverle yapıyoruz.
Pankart olayı: "Bakan şikayet etti" iddiası
GAZETECİ: İstanbul'da ziyaretiniz öncesinde bir okulda pankartlı bir gösteri yapılmıştı. Siz bu olaya tanık oldunuz mu? Yine olayın ardından iki öğrencinin tutuklandığı basına yansımıştı. Kamuoyu ve sosyal medyada da bu süreç konuşulmuş ve sizin de şikayetçi olduğunuz yönünde bazı iddialar gündeme gelmişti. Bu iddialara açıklık getirmek adına söz konusu olayla ilgili herhangi bir şikayetiniz oldu mu?
YUSUF TEKİN: Ben size olayı bildiğim kadarıyla anlatayım. Ben her hafta cuma günleri genellikle İstanbul'a gidiyorum. İstanbul'da da İl Milli Eğitim Müdürümüzle birlikte sabah erken saatlerde ya da programımızın el verdiği saatlerde bize ait olan yatırımları yerinde görmek üzere ziyaretler yapıyoruz.
Önceki haftadan da İl Milli Eğitim Müdürümüz orada mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olup tahsisi bize ait olan bir köşkten bahsetti. Mülkiyeti vakıflarda, tahsis bizde. Ama biz de restorasyon giderleri çok yüksek tuttuğu için restore etmemişiz. Tarihi eser, şu anda atıl. İl Müdürümüz dedi ki "Orayı ne yapalım? Bir gidip bakalım kullanabilir miyiz, kullanamaz mıyız." Biz aslında okul ziyaretine gitmedik oraya.
Önce bunu söyleyeyim. Biz okulun bahçesindeki bu köşkü ziyaret için gittik. Köşke baktık. Köşkün etrafından incelemelerde bulunurken köşkün cephelerinden bir tanesi okulun bahçesi. Bu adı geçen okulun bahçesi. Biz oraya bakarken ben pencereden çocukları gördüm. Çocuklar ısrarla sınıflarına davet ettiler. Ben de sınıflarına gittim. Birkaç sınıf ziyaret ettim. İnanılmaz güzel bir atmosfer oldu. Çocuklarla da yaklaşık yarım saat sohbet ettik.
İki ayrı sınıfa gittim, iki ayrı sınıfta öğrencilerle sohbet ettik. Okulla ilgili değerlendirmeler yaptık. Gençlerle sohbetimizi yaptık, fotoğraf çektirdik. Sonra da okuldan ayrıldım. Ne bir protesto gördüm ne protesto eden herhangi bir pankart gördüm ne de öğrencilerle aramızda bu türden algılanmaya müsait nahoş bir durum oldu. Tam tersine çok mutlu oldum ve oradan ayrılırken de "Bu köşkle ilgili vakıflarla konuşalım, burada alternatifler üzerinden değerlendirme yapalım, biz burayı kullanalım." dedim. Çünkü çok pozitif ayrıldık oradan biz.
Oradan ayrıldıktan sonra, akşam bana böyle bir olayın bir gece önce yaşandığına ilişkin haberlerin yer aldığı söylendi. Ben olayın detayını sonra öğrendim. Olayın detayı şu: Lise öğrenciliğiyle alakası olmayan iki kişi önceki gece 01.30'da okulun duvarına bir pankart asmışlar. Sabah polis doğal olarak. -Bakın, okulların güvenliği bu kadar gündemdeyken okula birisi gece illegal bir biçimde giriyor. Şimdi protesto hakkı gecenin bir vakti okula gizlice girerek böyle bir şey yapmak değildir.- Doğal olarak sabah güvenlik kameraları da incelenmiş.
Biz oraya gittiğimizde zaten bu tespit edilmiş, pankart kaldırılmış ve pankartı biz görmedik. Okul idaresi de bize pankartla ilgili bir şey söylemedi. Pankart indirilmiş ve güvenlik kamerası kayıtlarından bunu kimin yaptığına dair emniyet kendi çalışmasını yapmış. Şimdi burada konuşanlar ya yalan konuşuyorlar ya da manipüle ediyorlar. İki tane lise öğrencisi diyorlar. Çocukların bırakın o lisede öğrenci olmayı, o lisede hiç okumamışlar. Önceden oradan mezun olmuş olsalar gene derim ki eski mezun. Öyle bir şey de yok. Üniversite öğrencisi. Daha da tuhafı, siyasi parti aidiyetiyle gidiyorlar. Şimdi okullara siyaset sokmayacağız diyoruz. Partilerin bu tür amblemlerini engelliyoruz zaten. Polis nereden bilecek oraya pankartı asanların başka tür bir güvenlik problemine sebebiyet verecek bir şey yapmadıklarını, nereden bilecekler? Şimdi olay şikayete bağlı değil. Re'sen soruşturma başlatılmış. Olaydan benim haberim yok. Olayı gerçekleştirenlerin o liseyle alakası yok. Sonra birileri çıkıyor, "Bakan şikayet etti." diyor. Yalan. Bu yalanı söyleyenleri ispatlamaya davet ediyorum.
Eğer zerre miktarı ahlakları varsa oturur ispatlarlar. Benim avukatım var. Suç duyurusunda bulunmuş mu? Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz var. Herhangi bir başvuruları var mı? Ama bu suç, kamu malına zarar vermek başka bir suç. Kamu cezası, kamu davası gerektiren bir suç olarak tanımlandığı için emniyet doğal olarak kendiliğinden harekete geçiyor. Burada konunun bizimle ilişkilendirilmesi, okulla ilişkilendirilmesi. Bunu ilişkilendiren kişiler benim okul ziyaretimle ilgili okuldan kamera kayıtlarını alsınlar ya da başka yerden alsınlar.
Biz okuldayken okulun kamera kayıtları var. Buyursunlar, alsınlar, baksınlar. Okulda bizi protesto mu etmişler yoksa okulda dediğim gibi mi olmuş? Davet üzerine gittim. Başka bir programım var diye yetişmek için çıktım.
Ders kitaplarında bakan fotoğrafı iddiası
GAZETECİ: Bir süredir devam eden bir eylem de var, ders kitaplarından sizin fotoğraflarınızın çıkması bir eylem halinde...
YUSUF TEKİN: Ders kitaplarında bakanın fotoğrafı olur mu? Burada bu kadar yıldır eğitim yazısı yazıyorsunuz. Bu nasıl bir mantık? Bu nasıl bir yalan? Ders kitabı değil. Bir tane örnek var, sosyal medyada gördüm. O da Türk Dünyası Kültür Atlası. O bir ders kitabı değil. Ders kitabı olmadığı için orada benim yazdığım bir takdim yazısı var. "Bu kitabı ders kitabı olmamasına rağmen niye dağıtıyoruz"u anlattığım bir sayfalık bir yazı var.
Ders kitaplarının bütün standardı belli. Bir ana kapak var. Arka kapak. İstiklal Marşı'mız. Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi. Atatürk. Kitaplar bu, bizim yönetmelikte bu zaten. Ders kitabında benim fotoğrafım yok.
Eleştiriler ve istifa çağrılarına yanıt
GAZETECİ: Tutuklanan veya gözaltına alınan iki üniversiteli gençle ilgili daha önceden sabıka kayıtları var mı, bu tür eylemleri var mı? Bu konuda size bir bilgi verildi mi, öğrendiniz mi? İkincisi de paralelde birtakım çevreler, özellikle maarif çevreleri, sizin bu maarifle ilgili yaptığınız çalışmaları hep eleştiriyorlar. Hep sizi istifaya davet ediyorlar. Bunun amacı nedir?
YUSUF TEKİN: Amaçları çok net. Eğitimde biraz önce söylediğim emperyal dayatmalara karşı yerli ve milli kültürü egemen kılacak adımlarımızdan rahatsız olan insanlar. Başka izahı yok bunun. Kurulu düzen devam etsin yaklaşımındaki kişiler. Onların rahatsızlıklarından benim hiçbir rahatsızlığım yok. Ben şöyle diyorum, onlar rahatsız olacaklar. Onlar protesto edecekler, onlar eleştirecekler. Onlar nasıl eleştiri hakkını kullanıyorlarsa ben de iş yapma hakkımı ve görevimi yapacağım. Onlarınki demokratik hak, benimki değil mi? Hem hak hem görev. Dolayısıyla ben görevimi yapacağım, onlar da haklarını kullanacaklar. Gayet doğal. Ben hiç rahatsızlık hissetmiyorum. Bu olayda da ben arkadaşlara da sordum. Biz kime neyi şikayet etmişiz? Ben görmediğim, duymadığım bir şeyi nasıl şikayet edeceğim? Görmedim diyorum, haberim yok diyorum. Şikayet etme durumum yok. Basında yer alan haberlere göre evet, sabıka kayıtları varmış.
Okul güvenliğinde yeni istihdam modeli 2027 bütçesinde
GAZETECİ: Güvenli okul iklimi için alınacağını söylediğiniz yeni önlemlerle ilgili çalışmalar hangi aşamada?
YUSUF TEKİN: Güvenlikle ilgili şunu söyleyeyim. Tekrar söyleyeyim, bizim bütün okullara polis dikmek gibi bir düşüncemiz yok. Bizim böyle bir çabamız yok. Ama okullarda biz pedagojik açıdan akademik ilkelerle örtüşen tedbirler alacağız, alıyoruz.
Bu kapsamda okullarımızda bir standart belirledik. Bütün okullarda bulunması gereken asgari tedbirler, güvenlik kamerası kayıtlarından acil durum butonlarına kadar tedbirler paketi oluşturduk. Bir de okulun bulunduğu bölgenin niteliğine göre farklılaşan, ihata duvarlarının yüksek olmasından turnike sistemine kadar... Her okula turnike sistemi kurmak gibi bir öneri olamaz ama hangi okullara turnike sistemi kurulacağını. Okulun bulunduğu lokasyon iş yerleriyle dolu bir ortamsa, kalabalık bir hastaneye yakın bir yerse, bahçesine her araç, herkes girmesin diyebileceğimiz bir yerse bu türden yerlerde farklı tedbirler alıyoruz.
Farklı bölgelerde farklı tedbirler alacak şekilde bütün okullarımızı kategorileştirdik. Ama bir standart tedbirler var, bir de maksimum tedbirler var. Maksimum tedbirler içerisinde okulun bulunduğu bölge itibarıyla İçişleri Bakanlığıyla konuştuk. Sürekli bir polisin bulunması gereken okulları tespit ettik. Zaten bu her yıl yaptığımız çalışmaydı. Bu yıl yedi bakanlık birlikte yapmış olduk. O okullarda da 24 saat usulü bekleyen veya okul açık olduğunda bekleyen polis örneğinde olduğu gibi güvenlik tedbirlerini, her okulumuzu bu açılardan değerlendirdik. O tedbirlerimizi de aldık. Şubatta alınacak tedbirlere ilişkin bahsettiğim şey şuydu: İstihdam usulüyle ilgili farklı bir yöntem üzerinde çalışıyoruz demiştik. O hala bütçe görüşmeleri esnasında üzerinde konuştuğumuz konu başlıklarından bir tanesi.
GAZETECİ: Modelin nasıl olacağı netleşti mi?
YUSUF TEKİN: Yok. Şu an bu yıl için TYP üzerinden aldık. Önümüzdeki yılla ilgili, 2027 bütçesine nasıl koyacağımızı konuşuyoruz.
GAZETECİ: Sayın Bakanım, burada bahçe görevlilerinin etkisi nasıl oldu? Nasıl değerlendirirsiniz?
YUSUF TEKİN: 31 bin bahçe görevlisi var ama bahçe görevlileri bir polis değil sonuçta. Zaten silah taşıma ruhsatı ve benzeri de yok. Orada mevzuatla ilgili bazı konular var.
Zorunlu eğitim süresi kısaltılacak mı?
GAZETECİ: Zorunlu eğitim süresinin 12 yılın altına düşürülmesi tartışmaları vardı. Bununla ilgili süreç ne aşamada?
YUSUF TEKİN: 12 yılla ilgili de biz bir tartışma başlattık. O tartışmanın kısa vadede karar alınacak bir tartışma olmadığını o zaman da söylemiştim. Bunun tartışılması ve kamuoyunda bunun belli bir olgunluğa erişmesini arzu ediyorum. Şu an OECD'nin verileri de açıklandı. Türkiye'de ortalama beklenen eğitim süresi OECD ortalamasının bir yıla yakın üzerinde. Dolayısıyla 12 yıllık zorunlu eğitim, artı okul öncesinde yüzde 90'lara yaklaştı, onu ekleyin. Bir de yükseköğretime erişimde şu anda sekiz milyon civarında yükseköğrenim öğrencimiz var.
Böyle baktığınızda zorunlu eğitim süresi 12 yıldan çok daha fazla ediyor. Öyle değerlendirmek lazım. Bu, uzun vadede mutlaka farklı bir çözüm bulunması gereken bir konu. Bir de çocukların artık öğrenme hızları değişti. Çünkü farklı öğrenme metotları ortaya çıktı. Bütün bunları beraber düşündüğümüzde daha kompakt ve zorunlu eğitimin daha kısa olduğu bir sistemin tartışılması gerekiyor. Daha erken yaşlarda yükseköğretime başlamak da artık mümkün. Bunu da mümkün kılacak şekilde bir düzenleme yapılması lazım. Ama biz bunu zaten hemen kısa vadede yapacağız demedik. Ben şunu istiyorum, kamuoyunda bu konu tartışılsın. Şu an tartışılıyor ve gittiğim her yerde zorunlu eğitim süresinin artık tartışılması gerektiği ve biraz kısaltılması gerektiğine dair bir kamuoyu oluşmaya başladı. Biz de bu tartışmaların sonucunda bir karar vereceğiz.
Yoğunlaştırılmış yabancı dil programı 1.110 okulda
GAZETECİ: Sayın Bakanım, yoğunlaştırılmış yabancı dil programıyla alakalı bir soru sormak istiyorum. Bu programı başlatmıştınız. Şu anda çalışma ne durumda? Sayılar neler?
YUSUF TEKİN: Şu an 1.110 okula çıktı. Çünkü hem öğretmen normumuz açısından hem de okulların fiziki anlamda bunu karşılayabilecek... Çünkü isteğe bağlı bir sınıf oluşturuyoruz. Biliyorsunuz yoğunlaştırılmış yabancı dille başladık. Şimdi bir modeli daha pilotluyoruz bununla birlikte. İki saat ikinci yabancı dil, dolayısıyla çoklu yabancı dil okulları bunlar. Bir ana yabancı dili ana dili düzeyinde konuşabilecek şekilde eğitim verdiğimiz ana yabancı dil, bir de ikişer saatlik ikinci yabancı dil uygulaması. Şu anda 200 okulla başlamıştık, 1.110 okula çıkmış durumda. Öğretmenlerimizle ilgili öğretmen eğitimleri arttıkça bu modeli yaygınlaştıracağız. Çünkü çok talep var. Memnuniyet düzeyi çok yüksek. Çok da mutlu öğrenciler.
Ortak yazılı sınavlarda yaptırım ve 10 Kasım tartışması
GAZETECİ: Son dönemde en çok tartışılan konulardan bir tanesi ortak yazılı sınavlar oldu. Bu konuyla ilgili açıklık getirmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz? Şöyle diyorlar: Madem böyle bir uygulama gelecekse eğitim yılının başında açıklansaydı.
YUSUF TEKİN: Birincisi şu, ortak sınavlarla ilgili bizim çalışmamız ne zaman başladı? Kamuoyunda, okullar arasında not ortalamasında, mesela YKS tartışmalarında vardı, hatırlarsanız. Üniversiteye girişte kullanılan ortaöğretim ağırlık ortalaması üzerinden tartışmalar var, bir. Özel okulların not şişirmesi üzerinden tartışmalar var.
Biz TEOG başlarken bununla başlamıştık. Dedik ki okullarda eğitimin niteliğini objektif biçimde ölçebileceğimiz bir mekanizma oluşturmaya başlıyoruz. Bunu ne zaman başlattık? TEOG uygulanırken. Ve dedik ki biz bunu yaygınlaştıracağız. Bunu devam ettirdik. Ortak sınav uygulamaları devam etti. İki yıldır da pilot uygulama olarak zaten bunları yapıyoruz. Bu yıl da bu bahsi geçen derslerde ortak sınav uygulamasına geçeceğimizi zaten söylemiştik. Bu yeni duyurduğumuz bir şey değil.
GAZETECİ: Yaptırım olacak mı Bakanım o zaman?
YUSUF TEKİN: Tabii. Ben burada bir objektivite sağlamaya çalışıyorum, bir. İki, sınavlar Milli Eğitim Bakanlığının müfredatından çıkıyorsa okul niye Milli Eğitim müfredatını uygulamıyor? Kendi yayınını satmak için... Bu olmaz. Kusura bakmasınlar.
GAZETECİ Bir de Sayın Bakan, bu sayede nasıl bir geri dönüş alacaksınız, belli mi? Bir de ortak sınavın 10 Kasım'da yapılmasına yönelik eleştiriler vardı.
YUSUF TEKİN: Bakanlık Yönetim Sistemi adıyla devasa bir veri seti oluşturduk biz. Yapay zeka destekli. Buradaki ortak sınav notları oraya da yansıyacak ve dolayısıyla benim önüme anomaliler düşecek. Ben diyeceğim ki "X ilindeki bilmem hangi okulda bir problem var." Bunları tespit edip gerekli adımları atacağız.
Burada eğitimin niteliği açısından itiraz edecek bir şey yok.
Evet, bir başka eleştiri de şu: 10 Kasım'a sınav koymuşlar. Bu ortak sınav dediğimiz herhangi bir dersin yazılısını ben yapmasam bile, yani bunu ortak yapmasam bile o hafta zaten okullarda o yazılının yapılacağı hafta. Ben matematik öğretmeniyim. Dersim perşembe günü. O hafta o sınavı yapmak zorundayım, tatil değilse. O gün 10 Kasım tatil mi? Değil. Resmi tatil değilse öğretmenimiz o sınavı ben ortak yapmasam da yapmak zorunda zaten. Bir şey değişmiyor. 10 Kasım geçen yıl tatil oldu. Niye tatil yaptınız? Şimdi sınav koyduk, gelsin çocuklar okulda 10 Kasım törenlerine katılsınlar...
Sınıf öğretmenliğinde 1-2 ve 3-4 ayrımı istişarede
GAZETECİ: İlkokullarda dört yıllık sınıf öğretmeni uygulaması değişiyor diye haberler düşmeye başladı. Bir de Meta'ya dava açma konusu vardı.
YUSUF TEKİN: Bu şöyle: Biz yaptığımız her şeyi uygulamaya, hayata geçirmeden öğretmenlerle istişare ediyoruz. Ben öğretmenler odasına gidiyorum. Gittiğim öğretmenler odasındaki konularım bunlar. Diyorum ki mesela imam hatip liselerindeki meslek dersleri öğretmenlerinin branşlaşması benim gündemimde. Ben her gittiğim imam hatipte, öğretmenler odasında bunu tartışıyorum. Böyle bir şey yapsak nasıl olur diye...
İlkokullarla ilgili de şöyle bir tartışma var, siz ne diyorsunuz diye öğretmenlerimize soruyoruz. Diyoruz ki şu an dünyada bu uzmanlaşmayla alakalı farklı bir model yaygınlaşmaya başladı. Yaş grubu itibarıyla bizde de mesela ilkokul birde ve ikide farklı dersler var. Dörtte farklı dersler var. Daha branşlaşmaya başlıyorlar artık. Yine bazı okullarda bazı derslere branş öğretmenlerinin girmesi yönünde talepler var. Bir uzmanlaşma beklentisi var. Haliyle biz de öğretmenlerimize siz bu konuda ne düşünüyorsunuz diye soruyoruz. An itibarıyla karar verdiğimiz, yapacağız dediğimiz bir konu değil. Bir öğretmenler odasında konuştuk, oradan haber olmuş. Orada da şöyle söyledik: İlkokul birler ve ikiler yaş grubu itibarıyla birbirine daha yakın gruplar. Üç ve dörtler daha yakın gruplar. Dolayısıyla ilkokul sınıf öğretmenleri bir ve ikiyi okutanlar, üç ve dördü okutanlar diye ayrılsa acaba nasıl olur, ne düşünüyorsunuz diye öğretmenlerimizin fikrini alıyoruz. Bu henüz tartışma aşamasında. Bununla ilgili gerekirse Temel Eğitim Genel Müdürlüğümüz çalıştaylar yapar. Belki onun sonunda öğretmen arkadaşlar istemezlerse haliyle vazgeçilir. Yani bu konuya ilişkin Bakanlığımızın somut, olgunlaşmış veya atılmış bir adımı yok şu anda, bugünden yarına da yapılacak bir iş değil zaten.
Meta'ya dava açılacak, diğer platformlar sırada
YUSUF TEKİN: Meta'yla ilgili başvuru dilekçesi çantamda, onu okudum. Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğümüze bazı eleştiri ve önerilerim var dava dilekçesiyle ilgili. O kapsamda zenginleştirip dilekçemizi vereceğiz. Bu sonuçta Türkiye'de eğitim sisteminin, eğitimi yöneten kişilerin, çocuklardan sorumlu birimlerin rahatsızlıklarını dile getirecek bir irade beyanıdır. Ben bunun tespit edilmesi için böyle bir girişimi başlatıyorum.
GAZETECİ: Meta dediniz ama diğer platformlar da gündemde olur mu?
YUSUF TEKİN: Şimdi önce Meta, sonra diğerleri olabilir.
Norm fazlası öğretmenler, AGS ve Öğretmen Akademisi
GAZETECİ: Norm fazlası öğretmenleri hangi aralıkta değerlendirmeyi düşünüyorsunuz? Bir de yıllardır PDR norm çalışması var. Bakanlığın onda sona geldiği söyleniyor. Bir de Öğretmen Akademisine 2026'da kaç öğretmen alacaksınız?
YUSUF TEKİN: Sayı konusu bütçeden sonra çıkacak. Onun için bir şey söylemek şu anda doğru olmaz. Önce şunu söyleyeyim. Önümüzdeki yıl AGS'yi biraz daha erkene aldık. Bu şunun için: O bir yıllık süreyi, yani öğretmenlerimizin göreve başlama süresini eylül başına yetiştirelim ve akademideki eğitimi de eylülde başlatalım diye. Onu denkleştirelim diye biraz erkene kaydırmak istedik. Bu bir. İki: Norm fazlası öğretmenlerle ilgili her öğretmen arkadaşımızın gerek lisans, yüksek lisans ilgi alanı itibarıyla taleplerini alacağız. Biz bir havuz oluşturuyoruz. Şu branştaki öğretmenler eğer isterlerse şu branşlara geçiş yapabilirler. Veyahut öğretmenimiz okurken ikinci bir lisans diploması almış ya da yüksek lisans yapmış. Bu tür durumlardakiler de. Öğretmen arkadaşlarımızın tercihlerine göre norm fazlası hale gelen öğretmenleri bu şekilde değerlendireceğiz.