Ali Babacan'dan kamu personel rejimi, memur maaşları ve enflasyona dair değerlendirme
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kamu personel rejimi, memur maaşları ve emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına Memurlar.net Genel yayın Yönetmeni Edip Üzen'e değerlendirmelerde bulundu. Babacan, mevcut sistemin yamalı bohçaya döndüğünü belirterek, Türkiye'nin ekonomi yönetimindeki liyakat kaybının bedelini dar gelirlinin ödediğini vurguladı.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kamu personel rejimi, memur maaşları ve emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına Memurlar.net Genel yayın Yönetmeni Edip Üzen'e değerlendirmelerde bulundu. Babacan, mevcut sistemin yamalı bohçaya döndüğünü belirterek, Türkiye'nin ekonomi yönetimindeki liyakat kaybının bedelini dar gelirlinin ödediğini vurguladı.
ALİ BABACAN'DAN SERT ELEŞTİRİ: "KAMU MAAŞ SİSTEMİNDE ÜÇ ÖLÜMCÜL HATA YAPILIYOR"
Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kamu çalışanlarının ve emeklilerin beklediği maaş düzenlemeleri hakkında konuştu. Kariyer memurlara yönelik zam vaatlerinin defalarca gündeme gelip geri çekilmesini "yönetememe hali" olarak tanımlayan Babacan, sistemin neden tıkandığını anlattı.
"Maaş Artışları Gerçek Enflasyona Değil, Kağıt Üstündeki Rakamlara Dayanıyor"
Babacan'a göre kamu maaş sistemindeki ilk ve en kronik sorun, verilerin güvenilirliği.
"Bakın, burada birinci ve en temel hata, maaş artışlarının dayandırıldığı veridir. Siz eğer enflasyonu düşük gösterirseniz, o düşük veri üzerine ne kadar zam yaparsanız yapın, vatandaşın cebindeki yangını söndüremezsiniz. TÜİK'in açıkladığı rakamlar ile çarşıdaki, pazardaki, marketteki gerçekler arasında uçurum var. Memurumuzun, işçimizin alım gücü sistematik olarak eritiliyor. Bizim dönemimizde biz gerçek rakamlarla hareket ederdik. Bugün ise rasyonellikten uzak, sadece bütçe disiplini görüntüsü vermek adına halkın boğazından kesilen bir sistem var. Gerçek enflasyon farkını vermediğiniz sürece, yaptığınız her düzenleme eksik kalmaya mahkumdur."
"5,3 Milyon Kamu Çalışanı Arasında Liyakat ve Adalet Kayboldu"
Sistemdeki ikinci büyük hatanın "iç dengesizlik" olduğunu belirten Babacan, kamu personel rejimindeki karmaşaya dikkat çekti:
"İkinci hata, kamu personel sisteminin iç dengesinin tamamen bozulmuş olmasıdır. Bugün 5,3 milyondan fazla kamu çalışanı var. Ancak bu insanlar arasında öyle bir dengesizlik yaratıldı ki; aynı işi yapan, aynı sorumluluğu taşıyan ama farklı statülerde oldukları için bambaşka maaşlar alan bir kitle oluştu. Objektif kriterler, liyakat ve hak esaslı bir sistem yerine; ahbap-çavuş ilişkilerine veya parçalı düzenlemelere dayanan bir yapı getirildi. Bir gruba zam yaparken diğerini unutursanız, birine verip diğerini görmezden gelirseniz çalışma barışını bozarsınız. Bugün kamuda çalışma barışı kalmamıştır çünkü adalet duygusu zedelenmiştir."
"Emekliler Açlığa Mahkum Edildi: 65 Yaşındaki İnsan İnşaatta Çalışamaz"
Emekli maaşları ile çalışan maaşları arasındaki makasın açılmasını "üçüncü büyük hata" olarak nitelendiren Babacan, emeklilerin içinde bulunduğu durumu sosyal bir yara olarak tanımladı:
"Geçmişte çalışan maaşı ile emekli maaşı arasında korunması gereken bir oran vardı. Şimdi bu oran tamamen yerle bir oldu. En düşük emekli maaşını 20 bin liraya tamamlamayı bir müjde gibi sunuyorlar. Beyefendiler, açlık sınırının 30 bin lirayı geçtiği, yoksulluk sınırının 100 bin liraya dayandığı bir ülkede siz hangi 20 bin liradan bahsediyorsunuz? Bugün Türkiye'de 60-65 yaşındaki emeklilerimiz, sırf evine ekmek götürebilmek için inşaatlarda, ağır işlerde çalışıyor. Bu insanlar bir ömür devletine hizmet etmiş; şimdi ise en riskli işlerde çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Emekliyi sokağa, inşaata, güvencesiz işe mahkum eden bir ekonomi yönetimi başarılı sayılamaz. Bu bir tercihtir ve bu tercih dar gelirliden yana değildir."
"Refah Payı Bir Lütuf Değil, Çalışanın Hakkıdır"
Büyüme rakamlarının tabana yayılmadığını savunan Ali Babacan, maaş güncelleme dönemlerine dair de somut bir öneri sundu:
"Ekonomi büyüyor diyorlar. Peki, bu büyüme kime yarıyor? Eğer bu ülkede bir büyüme varsa, bu büyümenin 'refah payı' olarak memura, emekliye, işçiye yansıması gerekir. Büyüme sadece faiz geliri elde edenlere veya sermaye sahiplerine gitmemeli. Ayrıca yüksek enflasyonun olduğu bir ortamda 6 ay beklemek zulümdür. Maaş artışlarının gerekirse 3 ayda bir güncellenmesi ve üzerine mutlaka büyümeden gelen refah payının eklenmesi şarttır. Mevcut iktidar dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV) dar gelirliyi ezerken, faiz lobilerini besliyor. Bizim çözümümüz; verginin az kazanandan az, çok kazanandan çok alındığı ve gelirin adil bölüşüldüğü bir sistemdir."
"Avrupa ile Sayıyı Değil, Motivasyonu Kıyaslayın"
Hükümetin sık sık dile getirdiği "kamuda çalışan sayısı çok fazla" argümanına da yanıt veren Babacan, asıl meselenin verimlilik olduğunu söyledi:
"Hükümet yetkilileri kamu çalışanı sayısını Avrupa ile kıyaslıyor. Evet,
kıyaslayalım. Avrupa'da nüfusa oranla bizden çok daha fazla kamu çalışanı olan
ülkeler var. Ama oradaki memur işine giderken 'Bu ay kirayı ödeyebilecek miyim?'
diye düşünmüyor. Oradaki memurun motivasyonu yüksek, geçim kaygısı yok. Siz
memuru açlık sınırına mahkum ederseniz, ondan verim bekleyemezsiniz. Eğer bir
kamu görevlisi sabah heyecanla değil, borçlarını düşünerek işe gidiyorsa o sistemden
hizmet çıkmaz. Bizim hedefimiz; sayıyı tartışmak değil, kamu çalışanının onuruna
yaraşır bir maaşla, yüksek motivasyonla ve verimlilikle çalışmasını sağlamaktır."
Ali Babacan: "Gelir kaybı geçici değil, yanlış politikalardan beslenen kalıcı bir tablo"
Türkiye'de kamu çalışanları, emekliler ve asgari ücretliler açısından son yılların ortak gerçeği, yapılan maaş artışlarına rağmen alım gücünün hızla düşmesi oldu. Açıklanan enflasyon oranlarıyla günlük hayat arasındaki fark büyürken, ekonomi yönetimine yönelik eleştiriler de sertleşiyor. Ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş olan Ali Babacan, mevcut tabloyu değerlendirirken sorunun yalnızca teknik değil, yönetim anlayışıyla ilgili olduğunu vurguluyor.
Babacan'a göre Türkiye'de bugün yaşanan gelir kaybı, konjonktürel bir dalgalanma değil; uzun süredir uygulanan yanlış politikaların bir sonucu.
"Maaş artışları gerçeği yansıtmıyorsa, sorun rakamda değil sistemdedir"
Ali Babacan, maaş artışlarının toplumda karşılık bulmamasının temel nedeninin, enflasyon verilerinin hayat pahalılığını yansıtmaması olduğunu söylüyor. Ücret artışlarının TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarına bağlanmasının, özellikle sabit gelirliler açısından ciddi bir güven sorunu yarattığını ifade ediyor.
Babacan, gıda, kira ve enerji gibi zorunlu harcamaların enflasyonunun, ortalama enflasyonun çok üzerinde seyrettiğine dikkat çekerek, "İnsanların hissettiği yoksullaşma bir algı meselesi değil, matematiksel bir gerçek" değerlendirmesinde bulunuyor. Bu durumun uzun vadede devlete duyulan güveni de aşındırdığını belirtiyor.
"Kamuda ücret dengesi bozulmuş durumda"
Kamu personel sistemine ilişkin değerlendirmelerinde Babacan, yıllar içinde yapılan parça parça düzenlemelerin bugün ciddi bir karmaşa yarattığını ifade ediyor. Aynı kurumda, benzer sorumluluklara sahip personelin farklı maaşlar almasının, çalışma barışını zedelediğini ve liyakat ilkesini zayıflattığını dile getiriyor.
Babacan'a göre sorun yalnızca düşük maaşlar değil; adil olmayan maaş yapısı. Geçici iyileştirmelerle bu tablonun düzelmeyeceğini belirten Babacan, kamunun tamamını kapsayan, sade ve şeffaf bir ücret reformuna ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
"Emeklilik, gelir güvencesi olmaktan çıktı"
Emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara da değinen Babacan, mevcut emeklilik sisteminin sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını söylüyor. Çalışma hayatı boyunca ödenen primlere rağmen emekli maaşlarının hızla eridiğini belirten Babacan, bunun temel nedenlerinden birinin geçmiş yıllarda gerçek enflasyonun altında yapılan artışlar olduğunu ifade ediyor.
Babacan, bugün çok sayıda emeklinin geçinemediği için çalışmak zorunda kaldığını, bunun ise emekliliği bir "dinlenme dönemi" olmaktan çıkardığını dile getiriyor. Emekli maaşları ile çalışan maaşları arasındaki farkın giderek açıldığını da ekliyor.
"Enflasyon farkının geç verilmesi, kaybı büyütüyor"
Memur ve memur emeklilerine yönelik enflasyon farkı uygulamasını da değerlendiren Babacan, yüksek enflasyon ortamında bu farkın gecikmeli verilmesinin ciddi bir hak kaybı yarattığını söylüyor. Maaşların ilk aylarda hızla eridiğini, aylar sonra yapılan telafilerin ise kaybı karşılamadığını belirtiyor. Babacan'a göre bu nedenle enflasyon farkının daha sık ve otomatik mekanizmalarla devreye girmesi gerekiyor. Aksi halde, maaş artışları sadece kağıt üzerinde kalıyor.
"Büyüme varsa, refah payı da olmalı"
Ekonomide büyüme açıklamalarına rağmen toplumun geniş kesimlerinin bu büyümeden pay alamadığını ifade eden Babacan, refah payının sistem dışına itilmesini eleştiriyor. Sadece enflasyon oranında yapılan artışların yeterli olmadığını vurgulayan Babacan, büyümenin nimetlerinin çalışanlar ve emeklilerle paylaşılmadığı bir yapının sürdürülebilir olmadığını söylüyor.
Babacan'a göre mevcut tabloda büyümeden en fazla fayda sağlayan kesimler, üretimden değil finansal gelirlerden kazanç elde edenler.
"Asgari ücrette 'beklenen enflasyon' yaklaşımı hak kaybı yaratıyor"
Asgari ücret politikalarına ilişkin eleştirilerinde Babacan, ücret artışlarının beklenen enflasyona göre belirlenmesinin çalışanlar açısından ciddi bir kayıp yarattığını söylüyor. Bu yöntemin yalnızca bir yılın değil, sonraki yılların da gelirini aşağı çektiğini ifade ediyor. Refah payının devre dışı bırakılmasıyla birlikte asgari ücretlinin her yıl daha fazla yoksullaştığını belirten Babacan, mevcut yaklaşımın gelir adaletsizliğini derinleştirdiğini vurguluyor.
Kamu Maaş Sistemindeki Üç Temel Hata ve TÜİK Güven Sorunu
Babacan, kamu maaş sisteminde üç temel hata olduğunu belirtti. Birincisi, genel maaş seviyesinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan enflasyon oranına göre belirlenmesi. Babacan'a göre, TÜİK'in son yıllarda enflasyonu doğru ölçme çabasını artırmış olsa da, geçmişte açıkladığı rakamların gerçeklerden uzak olması nedeniyle bir güvensizlik oluştu. Bu durumun, maaşların gerçek enflasyona göre artırılmasını engellediğini ve vatandaşların refahını düşürdüğünü ifade etti.
İkinci sorun olarak kamu çalışanları arasındaki maaş dengesizliğini gösteren Babacan, "Neredeyse çalışan sayısı kadar farklı farklı türden maaş alan insanlar var. Beş milyon üç yüz bin kamu çalışanımız var. Neredeyse beş milyon üç yüz bin tür maaş var neredeyse" diyerek, bu durumun objektif ve liyakat esaslı kriterlere göre yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Son olarak, çalışan ile emekli arasındaki maaş katsayısının tamamen bozulmasını üçüncü temel hata olarak işaret etti. Eskiden memur ve emekli maaşları arasında bir orantı varken, şimdi çalışırken alınan maaş ile emekli maaşı arasında büyük bir uçurum oluştuğunu, bunun da insanların hayat standardını bozduğunu dile getirdi. Babacan, bu dengesizliklerin giderilmesi için kamu personel sisteminin baştan sona yeniden dizayn edilmesi gerektiğini vurguladı.
Asgari Ücret Zammı "Hak Gaspı ve Zulüm"
Asgari ücrete yapılan zammı "tam bir hak gaspı" ve "zulüm" olarak değerlendiren Babacan, asgari ücretin belirlenmesinde gerçekleşen enflasyonun baz alınması ve üzerine refah payı eklenmesi gerektiğini savundu. Geçmişte asgari ücret zammının yıl boyunca enflasyonla eridiğini ve bu erimenin telafi edilmesi gerektiğini belirtti. Babacan, 2025 yılı için açıklanan resmi enflasyon rakamları ve geçmiş yıllardaki metodoloji değişiklikleri üzerinden asgari ücretlilerin devletten en az yüzde otuzluk bir alacağı olduğunu iddia etti. Ayrıca, ekonomik büyümeden kaynaklanan refah payının da asgari ücretlilere verilmediğini, bu payın sadece faize para yatıran bir avuç insana gittiğini öne sürdü.
Ekonomik Büyüme ve Kayıp Refah
Türkiye'nin ekonomik potansiyelinin altında kaldığını ve bunun kötü yönetimden kaynaklandığını belirten Babacan, 2023 hedeflerini hatırlattı. Kendi dönemlerinde 2023 için 25 bin dolar milli gelir ve 2 trilyon dolar ekonomik büyüklük hedeflediklerini ancak bu hedeflere ulaşılamadığını söyledi. Babacan, "Eğer Türkiye ekonomisi bizim öngördüğümüz şekilde büyüseydi, bu büyüklüğe göre de Türkiye'nin vergi tahsilatı olsaydı, bütün vatandaşlarımızın refah seviyesi şu andakinin iki katı olacaktı" diyerek, ülkenin gerçek potansiyelinin yarısında olduğunu ve bu durumun vatandaşların refahını olumsuz etkilediğini ifade etti. Bu durumun temel nedenlerini ise "güven eksikliği, hukuk ve adaletle ilgili ciddi sıkıntılar, ehliyet ve liyakatin geri plana atılması" olarak sıraladı.
Enflasyon ve Vergi Politikaları
Yüksek enflasyonun oluşturduğu hasarın adil bir şekilde giderilmediğini vurgulayan Babacan, hükümetin yüksek faiz uygulamak zorunda kalmasının hasarı daha da büyüttüğünü belirtti. Devletin yüksek faizi vatandaştan ÖTV ve KDV gibi vergilerle tahsil ettiğini, bu vergilerin ise en çok düşük gelirli kesimi vurduğunu ifade etti. Özellikle gıda fiyatlarındaki artışa dikkat çeken Babacan, son beş yılda dünyada gıda fiyatları yüzde kırk civarında artarken, Türkiye'de bu artışın yüzde yedi yüzlere ulaştığını, aradaki farkın "kötü yönetimin farkı" olduğunu söyledi.
Mülakat Sistemi ve Kamu Personeli Artışı
Kamuya alımlardaki mülakat sistemini "siyasi görüşe göre ya da referansa göre insanları eleme aracı" olarak eleştiren Babacan, bunun bir "kul hakkı" meselesi olduğunu belirtti. Adil, objektif ve şeffaf kriterlere dayalı yazılı sınavların esas alınması gerektiğini savundu. Ayrıca, kamu çalışanlarının sayısının 2015'teki 3 milyondan 2018 sonrası 5.3 milyona çıkmasını da eleştirdi. Bu artışın, hükümetin oy potansiyelinin azalmasından duyduğu korkuyla, siyasi baskıyı öteleme ve geçiştirme amaçlı toplu kadroya alma operasyonları olduğunu iddia etti. Babacan, önemli olanın çalışan sayısı değil, çalışanların verimliliği, motivasyonu ve geçim seviyesi olduğunu vurguladı.