Tarımda Geleceğe Hazır mıyız?
Tarımsal üretimde "daha çok kar etmek için daha çok üretme" sistemi tarımımızı geleceğe taşır mı? Küçük işletmelerin yok olması, orta ve büyük ölçekli işletmelerin hakimiyeti, geleceğimiz için daha mı iyi olur? Tarımsal yapı ve örgütlenmede anakronik yaklaşım istikrar getirir mi?
Gelecekte artan nüfusun karnını doyurmak için bugünkünden %60 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyacağız
Dünyamızın yakın gelecekte enerji sorununun yanı sıra daha önemli olan açlık sorunu ile karşılaşacağı ve buğdayın petrolle yarışacağı uzmanlarca sık sık vurgulanmaktadır.
Bugün, Dünya'da bir kişinin karnını doyuracak tarım alanı miktarı 2,3 dekar olup bu miktar her geçen gün artan nüfusla azalmaktadır. 2050 yılında, toplam tarım alanı aynı kalsa dahi bir kişinin beslenmesi için kişi başına ihtiyaç duyulacak miktar 1,5 dekara kadar düşecektir. Bunun anlamı artan nüfusun karnını doyurmak için bugünkünden %60 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyacağız demektir. Uzmanlar, böyle bir durumda %60 daha fazla gıdayı sağlayabilecek miyiz? Sorusuna cevap aramaktadır.
Konu uzmanları, tarımda geleceğe hazırlanmanın veya gelecekte öz kaynaklarla var olmanın bugün atacağımız doğru adımlardan geçtiği bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Tarımın geleceği için alınacak tedbirler, geleceğe ötelenmemeli!
Hazırlanan tarım raporlarında, girdi maliyetlerindeki yüksekliğe karşın, verim ve kalitedeki düşüklük, su kaynaklarının etkin kullanılmaması, toprakların verimsizleşmesi, gelir adaletsizliği gibi daha birçok sorunun, istikrarlı bir çözüme kavuşturulamaması tarımda geleceği konuşmayı epey zora soktuğu dile getirilmektedir. Öncelikle insan eliyle düzeltilebilecek, gözle görülen bariz sorunların gerçekçi bir anlayışla gündeme alınması ve uygulamaya geçilmesi önerilmektedir.
Tarımda, ana ürünler aleyhine denge bozulmaktadır
Tarımda ana ürünler olarak bilinen tahıllar, pirinç, baklagiller, pamuk, ayçiçeği, mısır gibi tarımın gidişatını herzaman belirleyen ürünler olmasına rağmen orta gelirli ülkelerdeki gelir artışı bu ana ürünlere kıyasla et, meyve ve sebze tüketimine yönelerek gıda tercihinde kaymaya ve dolayısıyla doğal kaynaklar üzerinde daha fazla baskıya neden olmaktadır. Öncelikli ürünlerde eksilmeler yaşanmaya başlandığı ve bunun yansımasının tarımın geleceğini olumsuz etkileyeceği belirtilmektedir.
Meyve ve sebze üretiminde ne kadar başarılı olunsa da bu başarı tarımın genel
gidişatına güçlü bir etki etmemektedir. Tarımda öncelikli ve yaygın ürünlerin
planlı üretimine istikrar kazandırılması, bölgesel ve ürün bazlı üretim yönteminin
planlı, sürekli ve kararlı bir şekilde uygulanması gerekmektedir.
Üretimde etkili olan doğal şartların yanında üretim yönteminin ve organizesinin
şeklide etkilidir
Son yıllarda birim alandan daha fazla ürün elde ederek ulaştığımız belirgin üretim artışlarına rağmen tarımımızın küresel rekabete direnecek bir üretim biçimine eriştiğini söyleyemiyoruz. Çünkü bu durumun sürekliliğinden emin olamıyoruz.
Tarımsal üretim artışı, daha fazla tarım alanı işlemek ve girdi tüketmekle değil, sermaye ve teknolojiyi doğru ve yerinde kullanmakla gerçekleştirilebilir.
Bitkisel ürünlerin ekim alanlarında daralma yaşansa da şimdilik ıslah çalışmaları ile elde edilen çeşitlerin verimliliği toplam üretimi belli bir düzeyde tutmaktadır. Ancak bu durum ne kadar süre ile sağlanabilir?
Tercih açısından tarım kesimi cazibesini yitirmektedir, küçük işletmeler tükenmekte büyük işletmeler tekelleşmektedir!
Türkiye tarımının gelecek senaryolarına da yer verilen tarım raporlarında küçük aile işletmelerinin yerini orta ve büyük ölçekli işletmelerin alacağı ileri sürülmektedir. Rekabetçi üretim yapan işletmelerin varlıklarını diğerlerinin aleyhine büyüterek yaygınlaşacağı belirtilmektedir.
Kişisel gayretlerle, sayısı çok az olan küçük tarım işletmelerini, münferiden, görsel amaçlı gündem etmek tutarlı ve yeterli bir yaklaşım değildir. Verimliliğin artırılması, işletmelerin ekonomik büyüklüğe ulaştırılması, daha ileri tarım teknolojilerinin kullanılmasını teşvik için var olan tarımsal destekler ve ilgili politikalar daha iyi kurgulanmalı, sahada daha etkin bir şekilde yürütülmesine yönelik çabalar artarak devam etmelidir.
Tarımda yatırımlar ve destekler değerlidir, yönlendiricidir
Tarımsal üretim, doğası gereği tam ve etkin olarak yürümeyebilir. Bu nedenle devlet desteğine ve yatırımına ihtiyaç vardır. Bu, bütün dünyada böyle uygulanmaktadır. Ancak, sunulan desteğin hem nitelik hem de nicelik olarak sınırlarının olması gerekmektedir.
Türkiye'de destek ve yatırımlarda nitelik ve nicelik sınırları çok fazla değişkenlik göstermektedir. Bu kadar çok değişkenlik olması istikrarı yakalamaya engel teşkil ettiği gibi tarıma katkısı da beklenen düzeyde gerçekleşmemektedir.
Ar Ge gereklidir
Tarımda politika üretmede yıllardır yaşanan zafiyet araştırma, geliştirmeye de sıçramış durumdadır. Konudan uzak yetkililerin uhdesinde yürüyen Ar-Ge teşkilatı, yönetimsel zafiyet yüzünden cazibesini ve inandırıcılığını yitirmeye başlamış görünüyor.
Bütçesi daraltılan ve nitelikli araştırmacıları kaybeden Ar-Ge'nin tarıma yansıması, üretimde durağanlaşmaya sebebiyet vermeye yönelmiş olması oldukça düşündürücüdür. Bu durumdaki olumsuz görüntüyü kurtarmak için market usulü ürün üretimini öne çıkaramaya başlayan Ar-Ge teşkilatının geleceği göremeyen bir kisveye büründüğü kabul edilmektedir. Ülkemizde yüzlerce, binlerce market, bakkal ve büfe; aynı muadildeki ürünleri; üret sat, al sat yaparken yüzyıllık geçmişi olan Ar-Ge teşkilatlarını da bu mesabeye indirgemek, basiretsizlikten başka bir şey değildir. Ar-Ge'cinin temel görevi büfecilik değil tarımsal yenilik, inovasyon, gelecek ve dünyayla rekabet olmalıdır.
Yenilik ve yeni teknoloji Ar-Ge'de yeterince zemin bulamadığı için ve bu zemin gittikçe daraldığı için bitkisel üretimin ana kaynağı olan tohumculukta 90'lı, 2000'li yılların bitki tohum çeşitleri hala yaygın olarak tercih edilmektedir. Tohum ıslahının omurgası TAGEM eski çeşitleri tanıtmaya devam etmekle yetinmekte, tohum üretiminin ana damarı olan TİGEM ise bugün hala bu eski çeşitleri çoğaltıp çiftçiye ulaştırmayı tercih etmektedir. Çözüm için Ar-Ge'nin ve araştırmacıların gerçek hüviyetine kavuşturulması gerekmektedir.
Tarımsal yapı ve örgütlenmede anakronik yaklaşımdan uzaklaşılmaktadır
Kurumsal yapı, üretilen üründe verimi artırmada, önemli etkendir. Bunun için kurumsal yapılanma ve sivil örgütlenmenin uyumlu ve sınırları belirgin olmalıdır.
AB ülkelerinde tarımsal sivil üretici birliklerinin oluşma süreci 150 yıla dayanmaktadır. Bu oluşumlar tarımı gelişmiş ülkelerde, uzun sürede ve doğal sürece uygun gerçekleşmekte iken, özellikle "Tohumculuk Kanununda" geçen, ayakları yere basmayan birliklerin oluşumunda ve yetki taleplerinde aceleci ve amaçsız davranılması manasız ve geleceksiz bir yaklaşımdır. Üstelik bu oluşumların ülkemiz tarım yapısına uygunluğu da ciddi tartışma konusudur.
Tarımsal yapıda, üretici örgütlenmesinin kronik sorunlarından kurtarılması, tarıma ve çiftçiye faydasının incelenerek değerlendirilmesi, takibinin tutarlı yapılması ve sınırlarının doğru belirlenerek disipline edilmesi gerekmektedir.
Tarımda bugünün avantajları doğru kullanılmazsa yarının panikleme ve travmasını atlatmak mümkün olmayabilir!
Tarımsal üretimde "daha çok kar etmek için daha çok üretme" sistemi tarımın geleceğine hizmet etmemektedir. Bu sistem; kimyevi gübre kullanımını artırmakta, toprağı yormakta, suyu tüketmekte, çevreyi ve doğal yaşamı tahrip etmektedir. Aslında uzun vadede götürüsü getirisinden daha fazladır. Dolayısıyla tarımın geleceğine büyük darbe vuran bu sistemden vazgeçilmelidir.
Tarımda Teknoloji ihtiyaca göre talep edilmeli, kendi üretimimiz olmayan ve maddi külfeti büyük olan teknolojiyi getirip, ardından da ihtiyaçmış gibi sunmak akıllı bir yaklaşım değildir.
Ülkemizin biyoçeşitliliğini 10.000 tür olarak kabul edildiğini vurgulayan uzmanlar
bu çeşitliliğin hızla azaldığına dikkat çekmektedirler. Bu çeşitliliğimizin
yok olmasına engel olmak için, birkaç lokal proje ile yetinmemek, kendi haline
bırakmamak, yoğun ve kapsamlı projelerle geleceğe hazırlanmak gerekmektedir.
Türkiye tarımının tüm avantajlarına, önemli gen kaynakları ve kadim tarım kültürüne,
potansiyeline, büyüyen ekonomisine yakışan; tarımdan anlayan ve tarımın içinden
gelenlerin iş başında olduğu, doğru tarım politikasını ortaya koyan ve disiplinli
bir şekilde sahada uygulayan yapıya kavuşmasıdır. Aksi takdirde tarımın geleceği
panikleme ve travmaya dönüşebilir.
Ali Turan TUNALI