Devlet Bahçeli: Yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulunuyor.

Kaynak : Memurlar.Net
Haber Giriş : 21 Nisan 2026 11:11, Son Güncelleme : 21 Nisan 2026 11:13
Devlet Bahçeli: Yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup toplantısında önemli açıklamalarda bulunuyor.

Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi ateş çemberine alınmış bir vatanın yoklukla imtihan edilen ocakların namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur. Hacı Bayram Veli Camii'nde semalara yükselen duaların, Rahman'a açılan avuçların, besmeleyle atılan adımların, tekbirle yürüyen yolların ardından kapılarını açmıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir.

Türk gençliği tez ile tost arasına sıkışmış, beş şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır. Türk gençliği, cebri bildiği kadar besteyi de duyan, fiziği kavradığı kadar edebiyattan anlayan, teknolojiyle büyüyen fakat sanattan kopmayan, dünyayı tanıyan fakat kendi köküne yabancılaşmayan bir anlayışla yetiştirilmelidir.

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa'da ve akabinde Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadiselerin sığı, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilmeleri mümkün değildir. 14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki okul saldırısında 16 kişi yaralanmıştır. 15 Nisan'da ise Kahramanmaraş'ta bir okulda düzenlenen silahlı saldırıda 9'u öğrenci, 1'i fedakar öğretmen kardeşimiz olmak üzere 10 vatan evladımız hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştır. Bu vahim gelişmeler vicdanlarda derin yarıklar açmıştır.

Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte serin kanlı, sağduyulu ve çok gönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir.

Bir çocuğun zihninde şiddet, öfke, yalnızlık ve taklit arzusu aynı anda birikiyorsa orada yalnız ceza hukukunun konusu bulunan bir fiil meydana gelmez. Aynı zamanda toplumun dikkatle okuması gereken bir işaret gelir. Modern çağın tehlikeleri çoğu zaman eski çağların tehlikeleri gibi açık, görünür ve sınırları belli biçimde gelmez.

Dijitalleşmenin her geçen gün daha da yaygınlaştığı günümüz dünyasında evlatlarımızın ekran başında geçirdikleri sürelerin de aynı oranda artması, sosyal medya platformlarında kullanılan saldırgan dile daha fazla maruz kalmaları, akran zorbalığının arkadaş grupları, mesajlaşma ve sohbet uygulamaları ve oyunlar içinde sinsice yaygınlaşması, çocuklarımızın ruh sağlıklarını örselemekte, kimlik gelişmelerine zarar vermekte ve sosyal hayatlarını içten işe aşındırıp onları sanal dünyaya mahkum etmektedir.

Çocuklarımızın şahsiyet inşasını tesadüflerin insafına, savrulmaların akışına, denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz. Zira fertte başlayan çözülme cemiyete sirayet eder.

Sözde sosyal medya fenomenlerinin sözleri, kıymetli öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe, sınırsız ve denetimsiz özgürlük fikirleri okulu, terbiye gücünü budadıkça çocuklarımız kapsamı öngörülemeyen içerik tufanının işine savrulduğunda böylesi trajedilerin zemini genişlemektedir.

Çözüm yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir. Çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir. Hadise vuku bulduktan canlarımız yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Mesele daha derindedir. Mesele daha vahimdir. Mesele daha geniştir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil, kökünü kazıyanlardan olacağız.

Ve bu mücadele, günü kurtarmanın değil geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aileyi tahkim etmeden mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkiine yeniden kavuşturmadan rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur.

Aile çocuğun ilk mektebidir. Okul çocuğun ikinci evidir. Devlet çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağı zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zeminini sunmaz. Orada merhamet yerine alay, sabır yerine öfke, dostluk yerine sürü psikolojisi, hayat sevgisi yerine şiddet merakı bulunabilir. O halde yapılması gereken çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir.

Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir. İlgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güveni isteyen bir emanettir. Eğitim sistemimizde de bu hakikati merkeze alması şarttır. Eğitim bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez. Eğitim insanın iş düzenini kurma sanatıdır. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar merhamet, ölçü, sabır, haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir.

Öğretmenlerimiz yalnız sınıfta ders veren görevliler olarak düşünülemez. Onlar toplumun ahlaki omurgasına temas eden, çocuklarımızın şahsiyet dünyasını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir. Bu vesileyle altını kalın çizgilerle çizmek isterim ki, öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur.

Öğretmen mektebin haysiyeti, maarifin taşıyıcısı, kolonu, milletin istiklaline istikamet veren ilim ve irfan neferidir. Annelerimizin okul kapısında bıraktığı minik elleri tutan, temiz ve saf kalplerini güzelliklerle donatan, bilgilerle zihnini açan, becerileriyle küçük bileklere güç veren, kabiliyetleri fark eden, gözlerindeki ışığı güçlendiren nizam veren, adap bildiren, terbiye kazandıran öğretmenlerimizdir. Öğretmeni ikinci bir ana baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup, ders anlatan bir memur konumuna sürüklemek izaha mümkün olmayan bir gaflettir.

Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende ne sağlam bir eğitim nizamı kurulur, ne de milli ve manevi kıymetlerle yorulmuş bir nesil inşa edilir. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz.

Öğretmenin nesillerimizin yetiştirilmesindeki fonksiyonu da, öğrencilerimiz ve ailelerimiz nezdindeki saygınlığı da tartışma konusu edilemeyecek kadar hassas bir öneme sahiptir. Ailelerin desteklenmesi de aynı derecede hayatıdır. Modern şehir hayatı, çalışma temposu, ekonomik baskılar, dijital dünyanın istilası ve sosyal bağların zayıflaması aileyi çoğu zaman yalnız bırakmaktadır.

Aile yalnız kaldığında çocuk da yalnız kalır. Bu nedenle aileye hedef göstermek yerine aileyi güçlendirmek, rehberlik sistemlerini yaygınlaştırmak, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir kılmak ve okul aile devlet iş birliğini daha işlevsel hale getirmek gerekir. Bu sorumluluk hepimizindir. Siyaset kurumu bu meselede çekişme dili üretmemelidir. Akademi sahici bilgiyle gösterilmelidir. Bürokrasi kurumlar arası eş güdümü üçlendirmelidir. Aileler evlatlarının iş dünyasına daha dikkatle bakmalıdır ve ailelerin dijital farkındalık kapasitesi arttırılmalıdır. Medya acıyı çoğaltan bir yayıncılık anlayışından uzak durmalıdır."


Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber