Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Veysel Kuşçu başvurusu (B. No: 2023/95649) kapsamında verdiği kararla, özellikle terör suçlarında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin süresine ilişkin tartışmaları bitirecek tarihi bir karara imza attı. Karara göre, kanunda belirtilen azami süreler dolduktan sonra tedbirin devam ettirilmesi Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali sayıldı.
7 Yıllık Azami Süre İstinaf ve Temyizde de İşliyor
AYM kararında en dikkat çekici nokta, adli kontrol sürelerinin hesaplanma
yöntemi oldu. Yerel mahkemelerin "dosya kanun yolunda (istinaf/temyiz)
olduğu sürece azami süre işlemez" yönündeki yorumunu hatalı bulan Yüksek
Mahkeme, şu tespitte bulundu:
*5271 sayılı CMK'nın 110/A maddesinde öngörülen azami süreler için "hüküm
öncesi" veya "hüküm sonrası" ayrımı yapılmamıştır.
*Yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol tedbirleri, dosya hangi aşamada
olursa olsun uygulanmaya başladığı tarihten itibaren kesintisiz hesaplanır
"Yok Hükmündeki" Yasak İhlal Edilemez
Başvuruya konu olayda; 2016 yılında hakkında yurt dışı yasağı konulan başvurucu, 7 yıllık süre dolduktan sonra (2023 yılında) Yunanistan'a geçmeye çalışırken yakalanmış ve "adli kontrolü ihlal" gerekçesiyle tutuklanmıştır. AYM, süresi dolmuş bir yasağın artık hukuken var olmadığını, dolayısıyla var olmayan bir yasağa aykırı davranmanın tutuklama gerekçesi yapılamayacağını net bir şekilde ifade etti.
Mahkemelere "Yetki" Uyarısı: Kanun Yolu Aşamasında İlk Derece Tutuklayamaz
Kararın bir diğer kritik boyutu ise mahkemelerin yetki sınırlarına ilişkindir. AYM, dosya istinaf veya temyiz aşamasındayken, ilk derece mahkemesinin CMK 100. maddesi kapsamında (yeni bir tutuklama nedeni varsayarak) tutuklama kararı vermesinin kanuni dayanağı olmadığını vurguladı[cite: 345, 346]. İlk derece mahkemeleri bu aşamada sadece "adli kontrol ihlali" varsa sınırlı bir yetkiyle (CMK 112) tutuklama yapabilir; ancak adli kontrolün süresi dolmuşsa bu yetki de ortadan kalkar.
İhlal Kararı ve Tazminat Hükmü
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar verdi. Başvurucu süreç içerisinde tahliye edilmiş olsa da, haksız tutukluluk nedeniyle kendisine 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.