Türkiye'de her emekliye 1,6 çalışan düşüyor

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik, "Uzun Yaşam Ekonomisi: Yaşlanan Nüfusun Sigorta ve Emeklilik Sektörüne Etkileri" raporunu yayımladı. Rapora göre, dünya genelinde bugün her 10 kişiden biri 65 yaş üzerindeyken, 2050'de bu oran her 6 kişiden birine yükselecek; 65 yaş üzeri nüfus 862 milyondan 1,6 milyara çıkacak. Türkiye'nin ise 2050'de nüfusunun yaklaşık üçte birinin 65 yaş ve üzerinde olacağı, ancak "ileri yaşlı" toplumlar arasında yer almayacağı öngörülüyor.

Kaynak : Anadolu Ajansı
Haber Giriş : 27 Ağustos 2026 11:42, Son Güncelleme : 27 Ağustos 2026 11:42
Türkiye'de her emekliye 1,6 çalışan düşüyor

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik, "Uzun Yaşam Ekonomisi: Yaşlanan Nüfusun Sigorta ve Emeklilik Sektörüne Etkileri" başlıklı raporunu yayımladı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, demografik dönüşümün ekonomik ve sektörel etkilerinin incelendiği raporda, uzayan yaşam süresinin sağlık sistemi, sosyal güvenlik, bireysel tasarruf ile sigorta ve emeklilik ürünleri üzerindeki etkileri ele alındı.

Yeni nesil sağlık teknolojileri ve yapay zekanın sektöre etkilerinin de değerlendirildiği raporda, uzayan insan ömrünün ekonomik, sosyal ve etik boyutlarına ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

Rapora göre, dünya genelinde bugün her 10 kişiden biri 65 yaşın üzerindeyken, 2050'de bu oranın her 6 kişiden birine yükselmesi bekleniyor. Küresel ölçekte 65 yaş ve üzeri nüfusun 862 milyondan 1,6 milyara çıkarak yaklaşık iki katına ulaşacağı öngörülüyor.

Türkiye'nin ise birçok gelişmiş ekonomiye kıyasla daha genç demografik yapısını koruması bekleniyor. Türkiye'nin, 2050'de nüfusunun yaklaşık üçte birinin 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşması, beklenen Japonya ve İtalya gibi "ileri yaşlı" toplumlar arasında yer almayacağı öngörülüyor.

Türkiye'de beklenen yaşam süresi 77,3 yıl ile 81,1 yıllık OECD ortalamasının altında bulunurken, her emekliye 1,6 çalışan düşüyor.

- Önleyici sağlık uzun yaşam ekonomisinde öne çıkıyor

Raporda, uzun yaşam ekonomisinin önemli başlıkları arasında "önleyici sağlık" gösterildi.

Ortalama bir insanın 2050'de 78 yıl yaşaması ancak bu sürenin 11,4 yılını kötü sağlık koşullarında geçirmesi bekleniyor. Aynı dönemde sağlık harcamalarının 20,5 trilyon dolara ulaşabileceği tahmin edilirken, kanıtlanmış sağlık müdahalelerinin hastalık yükünü yüzde 35 azaltma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor.

Yapay zekanın da ilaç geliştirme, erken teşhis ve operasyonel süreçler başta olmak üzere sağlık hizmetlerinde verimliliği artırarak yükselen maliyetlerin yönetilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Yapay zekanın ilaç keşif süreçlerini hızlandırması ve AR-GE maliyetlerini düşürmesinin sağlık sistemleri açısından verimlilik alanı oluşturduğu değerlendiriliyor.

Uzun yaşam ekonomisini şekillendiren gelişmeler arasında GLP-1 grubu obezite ilaçları da yer alıyor. Kronik hastalık risklerinin azaltılmasına katkı sağlayan bu ilaçların tüketim alışkanlıklarında da değişime yol açtığı belirtilirken, GLP-1 pazarının 2035'e kadar 190 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor.

- Yaşlanan nüfus emeklilik sistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor

Raporda, uzayan yaşam sürelerinin sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri üzerindeki etkilerine de yer verildi.

Avrupa'da bugün bir emekliyi finanse etmek için çalışma çağındaki 3,4 kişi bulunurken, bu sayının 2050'de 2'ye gerilemesi bekleniyor.

Yaşam sürelerinin uzamasının aktüeryal hesaplamaları daha karmaşık hale getirdiği, "yaşam süresi riskinin" kamudan bireylere doğru kaydığı belirtiliyor. Bu durumun bireylerin emeklilik dönemleri için daha fazla ve uzun vadeli tasarruf yapması ihtiyacını artırdığı, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi tasarruf mekanizmalarının önemini güçlendirdiği değerlendiriliyor.

Sağlık sigortacılığı da uzun yaşam ekonomisinin büyüme alanlarından biri olarak gösteriliyor. Küresel sağlık sigortası prim üretiminin 2025'te yüzde 12,3 artarak 1,68 trilyon avroya ulaştığı, Türkiye'de özel sağlık sigortalarının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının ise yüzde 0,3 seviyesinde bulunduğu kaydediliyor.

Türkiye'de sağlık sigortası primlerinin 2026-2036 döneminde yıllık ortalama yüzde 15,3 büyümesi bekleniyor.

- Uzun yaşam yeni etik ve sosyal sorunları gündeme getiriyor

Raporda, insan ömrünü uzatmaya yönelik biyoteknolojik gelişmelerin ekonomik etkilerinin yanı sıra etik ve sosyal sonuçları da değerlendirildi.

Yeni teknolojilere erişimde ortaya çıkabilecek sosyoekonomik eşitsizliklerin zamanla sağlık ve yaşam süresi açısından daha belirgin farklılıklara yol açabileceğine işaret edilirken, uzayan yaşam sürelerinin kuşaklar arası dengeler ve toplumsal yapı üzerindeki olası etkileri de ele alındı.

Sigorta ve emeklilik sistemlerinin değişen yaşam beklentisine uyum sağlamasına yönelik yeni modellerin önem kazanacağı belirtilen raporda, emeklilik koşullarının yaşam beklentisindeki değişimlere uyarlanabildiği modeller, yüksek maliyetli yeni nesil tedavilerin yaşam tarzı destek programlarıyla birlikte yönetilmesi ve ömür boyu yenileme garantili sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması sektör açısından öne çıkan başlıklar arasında gösterildi.

- "Ömre eklenen yılları sağlıklı, üretken ve finansal açıdan güvenceli hale getirmek" hedefi

Açıklamada rapora ilişkin değerlendirmelerine yer verilen Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, uzun yaşamın ekonomik ve sosyal sistemler açısından yeni bir dönemin kapısını araladığını belirtti.

Uzayan insan ömrünün yalnızca demografik değişim veya yönetilmesi gereken bir risk olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Özer, "Asıl hedef, ömre eklenen yılları sağlıklı, üretken ve finansal açıdan güvenceli hale getirmek olmalı. Sağlıklı yaşam süresinin uzaması, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltırken, bireylerin üretkenliğini ve ekonomiye katkısını da artırabilecek önemli bir potansiyel taşıyor." ifadelerini kullandı.

Özer, daha uzun yaşamın daha uzun süreli sağlık, bakım ve emeklilik ihtiyacını beraberinde getirdiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

"Bu nedenle geleceğin sistemini kamu, özel sektör ve birey arasında dengeli bir sorumluluk paylaşımı üzerine kurmamız gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde önleyici sağlığı, uzun vadeli tasarrufu ve değişen bakım ihtiyaçlarını finansal güvenceyle birlikte ele alan çözümlerin çok daha önemli hale geleceğine inanıyoruz."

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber