'Ferik' mi 'general' mi tartışması: Mustafa Armağan'a rütbe cevabı

Yazar Mustafa Armağan'ın Dil Devrimi'ni "esasen Osmanlıca ve İslam kültürüne karşı yapıldı" şeklinde nitelendirdiği ve örnek olarak "ferik" rütbesinin kaldırılıp yerine "general" konmasını gösterdiği paylaşımına, askeri tarihçi Prof. Dr. Mesut Uyar'dan cevap geldi. Akademik literatür, tartışmanın her iki tarafında da doğrulanabilir unsurlar bulunduğunu gösteriyor.

Kaynak : Memurlar.Net - Özel
Haber Giriş : 02 Eylül 2026 10:41, Son Güncelleme : 02 Eylül 2026 10:43
'Ferik' mi 'general' mi tartışması: Mustafa Armağan'a rütbe cevabı

Tarihçi yazar Mustafa Armağan, sosyal medyada yaptığı paylaşımda "general" kelimesinin Fransızcadan alınmasında bir sorun görmediğini, ancak Arapça kökenli "ferik" rütbesinin sırf Arapça olduğu için kaldırılıp yerine "general" konduğunu savundu. Armağan'a göre bu, dil devriminin gerekçesi olarak öne sürülen "Türkçecilik" iddiasıyla çelişiyor; devrimin asıl hedefinin Arapça-Farsça değil, Osmanlıca ve İslam kültürü olduğunu iddia etti ve konuyu bir yayında tartışmaya açık olduğunu belirtti.

Mesut Uyar'dan cevap: Süreç 1826'dan başlıyor

Askeri tarih profesörü Mesut Uyar ise bu örneğin bağlamından koparıldığını savundu. Uyar'a göre rütbe ve birlik adlarındaki değişim, II. Mahmut döneminde kurulan Asakir-i Mansure ile başlayan, I. Dünya Savaşı'nda hızlanan ve Cumhuriyet döneminde tamamlanan kademeli bir reform sürecinin parçası. Uyar, "ferik" rütbesinin zaten zaman içindeki birlik büyüklüğü değişimleri nedeniyle kolordu komutanlığı seviyesine kaymış olduğunu, "tümen" gibi yeni birlik adlarının da Türkçe köklerden türetildiğini (ve "tümgeneral" gibi rütbelerin bu yeni birim adından doğduğunu) belirtti. Ayrıca "general" kelimesinin eskiden "ümera" denen üst rütbeli subaylar için kullanılan toplu bir isim olarak orduya girdiğini vurguladı.

Akademik literatür ne diyor?

Dr. Erdal Aydın'ın "Cumhuriyet Dönemi'nde Türetilen Yeni Rütbe Adlarının Kaynağı ve Yapılma Süreci" başlıklı, BŞEÜ Sosyal Bilimler Dergisi'nde yayımlanan makalesi, 9 Nisan 1935 tarihli 2/2295 sayılı Kararname'nin resmi cetvelini inceliyor. Buna göre:

-"General" kelimesi tek başına "ferik"in karşılığı olarak değil, eski "Erkan" (müşir, birinci ferik, ferik, mirliva) grubunun tamamı için toplu bir üst kategori adı olarak benimsendi.

Asıl rütbe farklılaşması Türkçe köklerle sağlandı

-"Kor" (kolordu), "or" (ordu), "tüm" (tümen), "tuğ" (tugay) önekleri "general" gövdesiyle birleştirilerek korgeneral, orgeneral, tümgeneral, tuğgeneral rütbeleri türetildi.

-Bu da Mesut Uyar'ın tarif ettiği, birlik yapısındaki değişikliklerle rütbe adlarının birlikte evrildiği sürecin resmi belgelerle örtüştüğünü gösteriyor.

Ancak aynı makale, Armağan'ın işaret ettiği türden bir gerilime de dikkat çekiyor. Yazara göre, paşa unvanının kaldırılıp yerine general/mareşal/amiral konması gerekçesi Atatürk tarafından bizzat "Türkçeleşme" değil, ordu rütbelerinin bütün Batılı ülkelerce anlaşılır hale gelmesi, yani Batılılaşma olarak açıklanmıştı. Makale bunu "dil devriminde bir yandan alıntı kelimeler dilden atılırken öte yandan Batı kökenli alıntı kelimelerin tercih edilmesi" şeklinde bir çelişki olarak nitelendiriyor ve bunu Batı medeniyetine yakınlaşma isteğinin bir yansıması olarak değerlendiriyor.

Dilbilimciler de aynı süreci farklı açılardan doğruluyor

Konuyu yalnızca tek bir makaleyle sınırlı tutmamak gerekiyor. Hacettepe Üniversitesi'nden dilbilimci Prof. Dr. Süer Eker'in 2004 yılında TDK tarafından yayımlanan "Türk Kara Kuvvetlerinde Kullanılan Birlik ve Rütbe Adlarının Art Zamanlı İncelenmesi" başlıklı bildirisi de benzer bir tabloyu doğruluyor: yeni türetilen rütbe ve birlik adlarının önemli bir kısmının, aslında Orhun Yazıtları'na, Kutadgu Bilig'e ve Çağatay Türkçesine kadar uzanan çok eski askeri terimlerin yeniden gün yüzüne çıkarılmasıyla oluştuğu belirtiliyor. Eker'e göre bu terimler, sonradan uydurulmuş yapay kelimeler değil, Türk askeri geleneğinin unutulmuş parçalarının canlandırılmasıydı; bu da yeni kelimelerin 1935'ten itibaren hem orduda hem halk dilinde hızla benimsenmesini açıklıyor. Fatih Turan'ın İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi'nde yayımlanan "Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar" (2018) başlıklı makalesi de aynı tarihsel sürekliliği, Eski ve Orta Türkçe dönemlerine kadar takip ediyor.

Uluslararası literatürde de tartışılan bir asimetri

Armağan'ın işaret ettiği "Arapça-Farsça'ya karşı, Batı diline müsamaha" gözlemi, Türkçe literatürle sınırlı değil. Oxford Üniversitesi'nden geç dönem Türkoloji profesörü Geoffrey Lewis'in alanının klasiği sayılan The Turkish Language Reform: A Catastrophic Success (Oxford University Press, 1999) adlı çalışması, reformun bütün Arapça-Farsça söz varlığını halk dilinden derlenen, eski metinlerden çıkarılan ya da yeni türetilen kelimelerle değiştirdiğini, bunun da cumhuriyetin Batılı ve laik olma hedefiyle iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Lewis, bu yönüyle reformun anadiline veya Osmanlı-İslam geçmişine bağlı kalan kesimleri rahatsız ettiğini de not ediyor - yani "Batılılaşma" ile "Osmanlı-İslam geçmişinden kopma" arasındaki gerilimin uluslararası akademide de tartışıldığını gösteriyor. Ancak Lewis de dahil olmak üzere literatürdeki hiçbir ciddi çalışma, bunu doğrudan "İslam kültürüne düşmanlık" gibi bir niyet ifadesine indirgemiyor; bu son adım, kaynaklarda değil yorumcuların kendi okumalarında ortaya çıkıyor. Nitekim Lewis'in tezini güncel Türkçe söz varlığı verileriyle yeniden gözden geçiren bir makale de ("'A Catastrophic Success' Reconsidered: Lexical Evidence From Modern Turkish"), reformun mirasının kayıp değil bir tür kültürel yeniden inşa olarak da okunabileceğini savunarak Lewis'in "felaket" vurgusuna itiraz ediyor.

- Armağan'ın ferik- general örneği eksik kurgulandı

Akademik kaynaklar, Armağan'ın somut örneğinin (ferikgeneral) teknik olarak eksik kurgulandığını ve Uyar'ın anlatımının resmi belgelerle daha örtüştüğünü ortaya koyuyor. Buna karşılık, Arapça-Farsça kökenli terimlerin sistematik olarak Türkçeleştirilirken birkaç Batı kökenli askeri teriminin (general, mareşal, amiral) korunmasındaki asimetri de gerek yerli gerek uluslararası literatürde ayrıca not ediliyor - ancak bu durum akademik metinlerde "Batılılaşma/laikleşme" eğilimi olarak yorumlanıyor, Armağan'ın öne sürdüğü "İslam kültürüne karşı olma" niyetiyle birebir özdeşleştirilmiyor.

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber