Kırşehir'deki akademik kadro dosyası YÖK'e bir uyarı: Bu sistem değişmeli
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde kişiye özel şartlarla yapıldığı iddia edilen akademik atama davasında Danıştay, üniversitenin kendi yürüttüğü soruşturmayı yetersiz bularak kararı bozdu. Soruşturmanın YÖK tarafından yürütülmesine ve rektörlüğün sorumluluğunun da incelenmesine karar veren Danıştay kararı, mevcut akademik kadro sistemindeki "içeridekini yükseltme ile açık ilan" çelişkisini yeniden gündeme taşıdı.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde bir öğretim üyesi kadrosuna yapılan atama
nedeniyle başlayan süreç, Danıştay'a kadar taşındı.
Üniversitenin Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu bünyesinde ilan ettiği öğretim
üyesi kadrosuna birden fazla aday başvurdu. Başvuran adaylardan biri, üniversitenin
akademik yükseltme kriterlerini sağlayamadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı
bırakılırken, diğer adayın başvurusu kabul edilerek ataması gerçekleştirildi.
Atama sonrası süreç şikayete konu oldu.
Şikayetçi aday; kendi bilimsel çalışmalarının objektif değerlendirilmediğini,
diğer aday lehine farklı bir değerlendirme yapıldığını ve atama sürecinde usule
aykırı işlemler bulunduğunu ileri sürdü.
Dosyayı daha dikkat çekici hale getiren hususlardan biri de, atanan adayın üniversitede
görev yapan üst düzey bir hukuk yöneticisinin eşi olmasıydı.
Şikayet üzerine üniversite içerisinde soruşturma başlatıldı ve ilgili yöneticiler
hakkında yargılama yapılmasına gerek olmadığı yönünde karar verildi.
Ancak dosya Danıştay Birinci Dairesinin önüne geldiğinde tablo değişti.
DANIŞTAY SORUŞTURMAYI YETERLİ BULMADI
Danıştay Birinci Dairesi, yürütülen soruşturmanın eksik incelemeye dayandığı
ve usule uygun yürütülmediği sonucuna vardı.
Kararda, yalnızca başvuruları değerlendiren kurul üyeleri ile ilgili birim yöneticisinin
soruşturulmasının yeterli olmadığı; atama sürecinde görev alan diğer yöneticilerin,
özellikle de rektörlük makamının sorumluluğunun da araştırılması gerektiği belirtildi.
Danıştay ayrıca, atamayı gerçekleştiren makamın aynı zamanda soruşturma mekanizmasını
kurmasının objektiflik bakımından sorun oluşturduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle yeniden yapılacak soruşturmanın Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından
yürütülmesi gerektiğine karar verildi.
Dahası, iki adayın bilimsel çalışmalarının objektif biçimde karşılaştırılması,
hangi adayın kadroya atanmak bakımından daha liyakatli olduğunun da dışarıdan
oluşturulacak bilirkişi heyeti tarafından değerlendirilmesi istendi.
Sonuç olarak üniversite bünyesinde verilen men-i muhakeme kararı bozuldu ve
dosya yeniden soruşturulmak üzere geri gönderildi.
Kırşehir'de yaşanan bu olay, yalnızca tek bir üniversitenin akademik atama tartışması
olarak görülmemeli.
Çünkü meselenin arkasında, yükseköğretim sistemimizin yıllardır çözülemeyen
daha büyük bir problemi bulunmaktadır.
ASIL SORUN: YÖK'ÜN AKADEMİK KADRO POLİTİKASI
Yükseköğretim Kurulu son yıllarda üniversitelerin akademik kadro taleplerini
değerlendirirken mevcut akademik personelin bir üst akademik kadroya yükseltilmesine
öncelik veren bir yaklaşım izliyor.
Üniversitelerde görev yapan araştırma görevlilerinin doktor öğretim üyesi, doktor
öğretim üyelerinin doçent, doçentlerin ise profesör kadrolarına yükseltilmesine
yönelik kadro talepleri bu anlayış içerisinde değerlendiriliyor.
Bu yaklaşımın anlaşılabilir bir tarafı var.
Bir üniversitede yıllarca çalışan, doktora eğitimini tamamlayan, doçentlik ünvanını
alan veya profesörlük için gerekli süreyi dolduran akademisyenlerin kariyer
gelişiminin sağlanması gerekiyor.
Ancak sistem tam burada kendi kendisiyle çelişiyor.
YÖK bir taraftan üniversiteye;
"Mevcut akademik personelini yükselt."
diyor.
Diğer taraftan yürürlükteki mevzuat;
"Kadroyu Resmi Gazete'de ilan et ve şartları taşıyan herkese aç."
diyor.
İşte akademik ilanlardaki asıl sorun da burada başlıyor.
KADRO BİRİ İÇİN PLANLANIYOR, HERKESE İLAN EDİLİYOR
Üniversite bünyesinde görev yapan bir akademisyeni yükseltmek amacıyla kadro
talebinde bulunuyor.
Kadro izni geliyor.
Ancak o akademisyenin doğrudan atanması mümkün olmadığı için kadro Resmi Gazete'de
ilana çıkıyor.
Böylece Türkiye'nin herhangi bir yerindeki başka bir akademisyen de aynı kadroya
başvurabiliyor.
Üniversiteler de mevcut öğretim elemanlarının atanmasını garanti altına almak
amacıyla ilan şartlarını giderek daraltabiliyor.
Bir süre sonra ilanlarda sadece;
"şu alanda doktora yapmış olmak"
şartı kalmıyor.
Bunun yanına;
belirli bir tez konusu,
belirli bir yayın alanı,
belirli bir proje,
belirli bir araştırma başlığı,
hatta birbirinden oldukça spesifik birkaç akademik çalışma birlikte ekleniyor.
Sonuçta ortaya akademik alanı tarif eden bir ilan değil, belirli bir özgeçmişi
tarif eden kadro ilanları çıkıyor.
Ardından dışarıdan başka bir aday başvurduğunda bütün sistem kilitleniyor.
KIRŞEHİR ÖRNEĞİ TAM DA BU ÇELİŞKİYİ GÖSTERİYOR
Kırşehir'de yaşanan olay bu sistemsel çelişkinin somut bir yansımasıdır.
Bir akademik kadro ilan ediliyor.
Birden fazla aday başvuruyor.
Bir aday değerlendirme dışı bırakılıyor.
Diğer aday atanıyor.
Atanmayan aday sürecin objektif yürütülmediğini ileri sürüyor.
Üniversite kendi içerisinde soruşturma yapıyor.
Danıştay bu soruşturmayı yeterli bulmuyor.
Ve sonunda mesele, üniversite yöneticilerinin de sorumluluğunun araştırılması
için YÖK tarafından yürütülecek yeni bir soruşturmaya dönüşüyor.
Ortaya oldukça ironik bir tablo çıkıyor.
YÖK, üniversitelere mevcut öğretim elemanlarının yükseltilmesini önceleyen bir
kadro politikası uyguluyor.
Üniversite bu politika doğrultusunda kadro talep ediyor.
Kadro mevzuat gereği herkese ilan ediliyor.
Başka adaylar başvuruyor.
Atama tartışmalı hale geliyor.
Sonunda rektörün sorumluluğunun dahi YÖK tarafından araştırılması gereken bir
süreç ortaya çıkıyor.
Bu, mevcut sistemin artık yeniden ele alınması gerektiğini açıkça gösteriyor.
BU BİR "AÇIK İLAN TİYATROSU"NA DÖNÜŞMEMELİ
Sorulması gereken soru çok basit:
Bir kadro gerçekten içerideki akademisyeni yükseltmek için veriliyorsa neden
bütün Türkiye'ye açık şekilde ilan ediliyor?
Ya da;
Kadro gerçekten herkese açıksa neden ilan şartları belirli kişilerin akademik
geçmişine göre daraltılabiliyor?
İki modelden biri tercih edilmelidir.
Ya kurum içi akademik yükselme sistemi kurulmalıdır.
Bu durumda şartlarını sağlayan akademik personelin nasıl yükseleceği açık ve
şeffaf biçimde belirlenmelidir.
Ya da açık akademik kadro sistemi uygulanmalıdır.
Bu durumda da Resmi Gazete'de yayımlanan kadro gerçekten bütün adaylara açık
olmalı, şartlar belirli kişilerin tezlerini ve çalışmalarını tarif edecek şekilde
yazılmamalıdır.
Bugünkü sistem ise ikisini aynı anda uygulamaya çalışmaktadır.
Kadro içerideki kişi için planlanıyor.
Ama dışarıdaki adaya da;
"Gel, sen de başvur."
deniliyor.
Bu sağlıklı bir akademik personel sistemi değildir.
YÖK ARTIK BU ÇELİŞKİYİ ÇÖZMELİ
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi dosyası, YÖK açısından önemli bir uyarı olarak
görülmelidir.
Akademik personel sisteminde; kurum içi yükselme ile
dışarıdan yeni akademisyen istihdamı birbirinden ayrılmalıdır.
Kurumunda görev yapan ve bütün objektif akademik şartları sağlayan öğretim elemanının
yükseltilmesi isteniyorsa bunun açık, hukuki ve şeffaf bir mekanizması oluşturulmalıdır.
Dışarıdan akademisyen alınacaksa da kadro gerçekten ulusal rekabete açılmalıdır.
Üniversitelerin belirli bir kişinin tezini, makalesini, projesini veya araştırma
konusunu tarif eden ilanlara yönelmesine zemin hazırlayan mevcut kadro anlayışı
sona erdirilmelidir.
Çünkü bu sistem devam ettiği sürece;
kişiye özel ilan tartışmaları,
aday şikayetleri,
idari davalar,
ceza soruşturmaları
ve Danıştay dosyaları da devam edecektir.
Kırşehir'de gelinen nokta ortadadır.
Bir akademik kadro ilanıyla başlayan süreç, üniversite yönetiminin soruşturulmasına
kadar uzanmıştır.
Bu nedenle artık mesele yalnızca "bir üniversitenin yaptığı tartışmalı
atama" değildir.
Mesele, YÖK'ün akademik kadro sistemini yeniden tasarlaması gereken yapısal
bir sorundur.
Kadro içerideki akademisyenin yükselmesi için verilecekse bunun açık yolu oluşturulmalı;
kadro herkese ilan ediliyorsa yarış gerçekten herkese açık olmalıdır.
Aradaki gri alan artık ne üniversitelere ne akademisyenlere ne de yükseköğretim
sistemine fayda sağlamaktadır.