'Annelik, hala çalışma hayatında bir 'bedel' olarak görülmektedir'

Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, kadınların doğumu isteyerek değil, çalışma hayatının dayattığı koşullar nedeniyle ertelemek zorunda kaldığını belirterek, "Kadınlar çalışmak istiyor, kadınlar anne olmak istiyor; ancak ikisi arasında tercih yapmaya mecbur bırakılıyor" dedi. Eğitim-Bir-Sen ve EBSAM iş birliğiyle Türkiye'nin 81 ilinde 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla gerçekleştirilen saha araştırmasının sonuçlarını paylaşan Aydın, katılımcıların yüzde 97'sinin mevcut doğum izni süresini yetersiz bulduğunu, yüzde 90'ının ise doğum izninin toplam 60 haftaya çıkarılmasını, babalık izninin artırılması ve güvenceli esnek çalışma modellerinin talep ettiğini vurguladı.

Kaynak : Memurlar.Net
Haber Giriş : 21 Ocak 2026 09:05, Son Güncelleme : 21 Ocak 2026 10:15
'Annelik, hala çalışma hayatında bir 'bedel' olarak görülmektedir'

Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu ile Eğitim-Bir-Sen Araştırma Merkezi (EBSAM) iş birliğinde yürütülen "Türkiye'de Eğitim Alanında Çalışan Kadın Kamu Görevlilerinin Analık Haklarına Yönelik Beklentileri Saha Araştırması"nın sonuçları, düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Toplantıda konuşan Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, araştırmanın yalnızca istatistiksel bir çalışma olmadığını, Türkiye'nin çalışma hayatı, nüfus yapısı ve geleceğine dair güçlü bir saha uyarısı niteliği taşıdığını vurguladı.

Aydın, kadınların doğumu neden ertelediği ve anneliği neden tercih edemediği sorularına yanıt aramak amacıyla bu araştırmayı hayata geçirdiklerini belirterek, "Bugün burada sadece bir araştırmanın sonuçlarını paylaşmıyoruz; aynı zamanda ülkemizin geleceğini doğrudan ilgilendiren yapısal bir soruna dikkat çekiyoruz" dedi.

Sessiz Demografik Dönüşüm: Nüfus Yaşlanıyor, Doğurganlık Düşüyor

Türkiye'nin uzun süredir derin bir demografik dönüşümden geçtiğine dikkat çeken Aydın, nüfusun yaşlandığını, doğurganlık oranlarının hızla düştüğünü ve genç nüfusun azaldığını ifade etti. Bu tablonun yalnızca demografik bir veri olarak değil, doğrudan çalışma hayatıyla ilişkili bir sonuç olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

"Çalışma hayatı, insan hayatının devamı için zorunlu; aile ise insanlığın devamı için vazgeçilmezdir. Bu ikisini birbirinden koparmak doğru değildir" diyen Aydın, özellikle eğitim ve sağlık alanlarında kadın çalışan oranının yüzde 60'ların üzerine çıktığını, ancak aynı kadınların çalışma hayatında kalabilmek için anneliği ertelemek ya da tamamen vazgeçmek zorunda bırakıldığını vurguladı.

"Kariyer mi Aile mi?" İkilemi Kabul Edilemez

Kadınların kariyer yapma ile aile kurma arasında ikileme zorlanmasının kabul edilemez olduğunu belirten Aydın, bunun bir tercih değil, çoğu zaman sistemin dayattığı bir zorunluluk haline geldiğini söyledi. Ev işleri, çocuk bakımı ve bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınların omuzlarında olduğunu hatırlatan Aydın, bu nedenle kadın kamu görevlilerine yönelik politikaların aynı zamanda toplumsal adaleti tesis eden bir yönü bulunduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı tarafından da nüfusun yaşlanmasına yönelik tehdidin dile getirildiğini anımsatan Aydın, 2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesinin önemli bir adım olduğunu, ancak bu kapsamda doğum oranlarını artıracak düzenlemelerin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.

81 İlde 15 Bin 44 Kadın Çalışanın Katılımıyla Yapıldı

Araştırmanın kapsamına ilişkin bilgi veren Aydın, çalışmanın Türkiye'nin 81 ilinde; öğretmen, akademisyen, idari personel ve yöneticilerden oluşan 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Bu geniş katılımın, yaşanan sorunların bireysel değil yapısal olduğunu net biçimde ortaya koyduğunu belirtti.

Doğum İzni Yetersiz: Yüzde 97 Ortak Memnuniyetsizlik

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birinin doğum izni sürelerine ilişkin olduğunu vurgulayan Aydın, katılımcıların yüzde 97'sinin mevcut doğum izni süresini yetersiz bulduğunu açıkladı. Bu oranın, sahadaki kadınlar arasında neredeyse tam bir mutabakata işaret ettiğini belirten Aydın, kadınların açıkça şu mesajı verdiğini ifade etti:

"Anne olmak istiyorum ama çalışma hayatı buna izin vermiyor. Bu şartlarda annelik sürdürülebilir değil."
Bu verinin, mevcut doğum izni politikalarının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ve yeniden ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Talep Net: Toplam 60 Haftalık Doğum İzni

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 93'ü doğum sonrası izin süresinin artırılmasını, yüzde 90'ı ise doğum izninin doğumdan önce 8, doğumdan sonra 52 hafta olmak üzere toplam 60 haftaya çıkarılmasını talep etti. Aydın, bunun bir ayrıcalık isteği değil, kadınların hem anne hem de çalışan olarak var olabilme talebi olduğunu vurguladı.

Mevcut izin sürelerinin, annenin fiziksel iyileşmesi, bebeğin gelişimi ve psikolojik uyum süreci için yetersiz kaldığını ifade eden Aydın, kadınların doğumdan kısa süre sonra işe dönmek zorunda kaldığını, bebeğin bakım sorumluluğunu ve vicdani yükü çoğu zaman tek başına taşıdığını söyledi.

Babalık İzni de Artırılmalı

Analık izninin uzatılmasının yanı sıra babalık izninin de artırılması gerektiğine dikkat çeken Aydın, bakım sorumluluğunun paylaşılmasının hem aile bütünlüğü hem de kadınların çalışma hayatında kalıcılığı açısından kritik olduğunu belirtti.

İşe Dönüş Süreci En Zayıf Halka

Araştırmanın yalnızca izin sürelerini değil, doğum sonrası işe dönüş süreçlerini de ele aldığını belirten Aydın, katılımcıların yüzde 70'inden fazlasının doğum izni sonrası yeterli destek görmediğini ifade ettiğini söyledi. Kadınların doğumdan sonra aynı iş yükü ve aynı beklentilerle karşılaştığını vurgulayan Aydın, bunun kadınların çalışma yaşamında kalıcılığını doğrudan etkileyen yapısal bir sorun olduğunu kaydetti.

Esnek ve Güvenceli Çalışma Talebi Güçlü

Araştırmanın esnek çalışma modellerine ilişkin verilerinin de dikkat çekici olduğunu ifade eden Aydın, katılımcıların yüzde 92'sinin yarı zamanlı çalışmanın kapsamının genişletilmesini, yüzde 96'sının ise bu süreçte özlük ve sosyal haklarının korunmasını istediğini açıkladı.

Kadınların esnek çalışma talebinin net olduğunu belirten Aydın, bu talebin hak kaybı olmadan, gelir ve emeklilik güvencesi korunarak hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

"Annelik Bir Bedel Değil, Toplumsal Bir Değerdir"

Kadınların doğumu ertelemesinin temel nedenlerinden birinin anneliğin hala çalışma hayatında bir "bedel" olarak görülmesi olduğunu vurgulayan Aydın, "Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir. Bu değeri korumak yalnızca kadınların değil, devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur" dedi.

Sahadan Güçlü Bir Uyarı

Sıdıka Aydın, araştırmanın politika yapıcılara açık bir çağrı niteliği taşıdığını belirterek, analık haklarının nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar pek çok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir politika başlığı olduğunu ifade etti.

"Doğum izni süreleri uzatılmadan, işe dönüş süreçleri desteklenmeden ve anneliği merkeze alan bütüncül düzenlemeler hayata geçirilmeden nüfus politikalarında kalıcı başarı sağlamak mümkün değildir" diyen Aydın, Eğitim-Bir-Sen olarak kadın kamu görevlilerinin sesi olmaya ve bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

"Türkiye'de Eğitim Alanında Çalışan Kadın Kamu Görevlilerinin Analık Haklarına Yönelik Beklentileri Saha Araştırması"nın sonuçları için TIKLAYIN...

'Kadınlar çalışmak istemiyor değil; mevcut sistem anneliği çalışmanın bedeline dönüştürüyor'

Zekeriya ELTİMUR

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber