Güvenlik Soruşturmalarının Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme

Kariyer mesleklerden olan müfettiş, uzman, denetmen, kontrol yardımcılıklarının bir kısmı ile koruma güvenlik görevliliği, askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalışacaklar için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmaktadır. Ancak, sitemize gelen maillerden anlaşıldığı kadarıyla hakkında yargı kararı olup olmadığına bakılmaksızın istihbari nitelikte bir çok bilgiye itibar edildiği görülmektedir. Öyleki adli mercilerde veya güvenlik birimlerinde suç isnadından dolayı yargılanma veya ifade verme bile güvenlik soruşturmasının olumsuz çıkmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, gerek Danıştay Başkanlığı tarafından verilen kararları gerekse de mevcut mer'i mevzuat çerçevesinde sitemiz uzmanlarının hazırlamış olduğu değerlendirmeyi görmek için tıklayın.

Haber Giriş : 11 Haziran 2003 17:36, Son Güncelleme : 24 Şubat 2020 14:55
Güvenlik Soruşturmalarının Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme

Güvenlik Soruşturmalarının Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme

Kariyer mesleklerden olan müfettiş, uzman, denetmen, kontrol yardımcılıklarının bir kısmı ile koruma güvenlik görevliliği, askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalışacaklar için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmaktadır. Ancak, sitemize gelen maillerden anlaşıldığı kadarıyla hakkında yargı kararı olup olmadığına bakılmaksızın istihbari nitelikte bir çok bilgiye itibar edildiği görülmektedir. Öyleki adli mercilerde veya güvenlik birimlerinde suç isnadından dolayı yargılanma veya ifade verme bile güvenlik soruşturmasının olumsuz çıkmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, gerek Danıştay Başkanlığı tarafından verilen kararları gerek mevcut mer'i mevzuat çerçevesindeki hükümleri gerekse de Av Mehmet Görünmez'in şu linkteki güvenlik soruşturması ile ilgili rehberinden yararlanarak sitemiz uzmanlarının hazırlamış olduğu değerlendirmeyi görmek için tıklayın.

MEMURİYETE GİRİŞTE YAPILAN GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASININ OLUMSUZ OLMASININ MEMURİYET KADROLARINA ATANMAYA ENGEL OLUŞTURUP OLUŞTURMAYACAĞI

KANUNLARDA YER ALAN HÜKÜMLER
4045 sayılı "Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli İle Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine" ve 1402 Numaralı "Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un" 1'inci maddesinde; "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.

İLGİLİ YÖNETMELİKTE YER ALAN HÜKÜMLER
Bu Kanun hükmü gereğince 14.2.2000 tarih ve 2000/284 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanarak yürürlüğe konulan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin Amacını düzenleyen 1'inci maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımlarını belirlemek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza İnfaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını düzenlemektir."hükmüne yer verilmiştir.
Burada açıklanması gereken iki kavram vardır. Bunlardan;
1- Arşiv Araştırması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını,
2- Güvenlik soruşturması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesini,
ifade etmektedir.

Ayrıca, bu Yönetmeliğin Kapsamını düzenleyen 2'nci maddesinde; "Bu Yönetmelik; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeleri, bunların toplanmasını ve işlemini yürüten bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşların ilgili birim ve kısımlarının belirlenmesini, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza İnfaz kurumlan ve tutukevlerinde çalışacak personeli, ayrıca bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatlarında sürekli görevlendirilecek bütün personel için yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının esas ve usullerini, bunu yapacak mercileri, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak gizlilik dereceli yerlerde çalışan kamu personeli ile meslek grupları ve üst kademe yönelicilerini kapsar."hükmüne yer verilmiştir.

Yine, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak personelin düzenlendiği 8'inci maddede ise; "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması; gizlilik dereceli birim ve kısımlar ile askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel hakkında yapılır.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını; bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları ile yurt dışı teşkilatında ve askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumu ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel hakkında yapar.

Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı; Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirliklerinin görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, güvenlik soruşturmasını Milli İstihbarat Teşkilatında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kadro ve kuruluşlarında çalışacak personel ile bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımlarının hiyerarşik olarak bağlı bulunduğu üst kademe yöneticilerinden müsteşar, genel müdür, vali, büyükelçi ve müstakil birim amirleri ile bunların yardımcıları ve ayrıca yurtdışı teşkilatında sürekle görevlendirilecek bütün personel hakkında, arşiv araştırmasını ise sadece gizlilik dereceli birim ve kısımlarda görev alacaklar ile bunların bu fıkrada sayılanlar dışında kalan yöneticileri ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapar. Ayrıca, müşterek kararname ile atanacak personelden hakkında güvenlik soruşturması yapılmamış olanlar için Başbakanlıkça arşiv araştırması yaptırılır.

Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğünün birbirlerinin personeli hakkında yapacakları güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının esas ve usulleri ile bu Yönetmeliğin uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgelerin karşılıklı değişimi Başbakanın onayıyla yürürlüğe konulacak esaslar ile düzenlenir." hükmü yer almaktadır.


Diğer yandan, bu Yönetmeliğin Değerlendirmeyi düzenleyen 15'inci maddesinde; "(Değişik: 29.3.2001 gün ve 24357 sayılı R.G.) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen bilgilerin olumsuz olması halinde, kişinin gizlilik dereceli birim, kısım ve gizlilik dereceli yerler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatları, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalıştırılıp çalıştırılmamaları, yer değiştirerek bu görevlere devam edip etmemeleri gibi hususları incelemek ve sonucunu sorumlu amirin takdirine sunmak üzere; bakanlıklarda müsteşarın, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst amirin, üniversitelerde rektörün, illerde valinin başkanlığında, personel birim amiri, hukuk müşaviri ve varsa güvenlik işlerinden sorumlu birim amirinden oluşan ?Değerlendirme Komisyonu? kurulur. Başbakanlıkta kurulacak Değerlendirme Komisyonu Müsteşar veya görevlendireceği müsteşar yardımcısının başkanlığında, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürü ile Personel ve Prensipler Genel Müdürünün katılımıyla oluşur. Türk Silahlı Kuvvetlerinde ise bu Komisyonun oluşumu kendi yönergeleri ile belirlenir. Değerlendirme Komisyonunun çalışma tutanakları ve kararları gizlidir. " hükmüne yer verilmiştir.

Görüleceği üzere, Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen bilgilerin olumsuz olması halinde, kişinin gizlilik dereceli birim, kısım ve gizlilik dereceli yerler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşki1at1arı, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalıştırılıp çalıştırılmamaları, yer değiştirerek bu görevlere devam edip etmemeleri gibi hususları incelemek ve sonucunu sorumlu amirin takdirine sunmak üzere Değerlendirme Komisyonu kurulacağı ve bu Komisyonun kararı çerçevesinde yetkili amirin kararını vereceği belirtilmiştir. İşte burada yetkili amire ve Değerlendirme Komisyonuna önemli görevler düşmektedir. Yani, güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasının ciddi nitelikte olup olmadığına Değerlendirme Komisyonu ve yetkili amir karar verecektir.

Bu konuda Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması ile ilgili olarak Danıştay Başkanlığının vermiş olduğu yargı kararları yol gösterici nitelik taşımaktadır. Çünkü, uygulamada bu hususun amacının dışında kullanıldığına rastlanılmaktadır. Örneğin, yıllar önce bir şüpheden dolayı adli makamlarda yargılanıp beraat etmiş olsanız dahi bu olay sizin güvenlik soruşturmanızın olumsuz olmasına neden olabilmektedir. Halbuki hukuk literatüründe "beraati zimmet asıldır" kuralı gereğince bir kişinin suçluluğu ispat edilmedikçe o kişi masumdur. Ancak, uygulamada bir çok sorunla karşılaşılmaktadır. Bazen karakolda ifadenizin alınması dahi sizin önünüze engel olarak çıkabilmektedir.

DEĞERLENDİRME
Bu konuya açıklık getirecek nitelikte olan Yargı kararlarına aşağıda yer veriyoruz. Aşağıda yer alan yargı kararlarında ortak bir nokta görülecektir. Bu nokta kişiler hakkında isnad edilen suçların sabit olmadığı sürece bu isnatlardan dolayı kişilerin memuriyete başlatılmamasına yargı mercileri olumsuz bakmaktadır. Yani,memuriyete başlamadan önce veya memuriyet sırasında yapılan güvenlik soruşturmasında, güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasının;
1- Herhangi bir nedenle adli mercilerde veya güvenlik birimlerinde suç isnadından dolayı yargılanmanın veya ifade vermenin memuriyete engel olması mümkün değildir.
2- Güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasına neden olan hususun şayet göreve engel olmayacak bir suçtan dolayı mahkumiyetse ve bu mahkumiyet memuriyete engel olmayacak nitelikteyse yine yargı mercileri bu hususa olumsuz bakmaktadır.

Bu nedenle güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasının objektif nedenlere dayanması gerekmektedir. Aksi takdirde hem insanların mağdur olmasına yol açılmakta hem de yargı mercilerinde boş yere zaman kaybedilmekte ve Devlet sürekli tazminat ödeme zorunda bırakılmaktadır. Elbette suçlu insanlar önemli görevlere getirilmemelidir. Ancak, suçluluğu sabit oluncaya kadar her insanın masum olarak kabul edilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

KONU İLE İLGİLİ DANIŞTAY KARARLARI
Danıştay 5. Dairesinin 03.11.1999 tarihli ve E:1999/3652 K:1999/3292 sayılı kararında;
İlinde Sınıf Öğretmeni olarak görev yapan davacının, davalı idare tarafından açılan tütün eksperliği yazılı ve sözlü sınavını kazandığı, 23.6.1997 tarihinde çekilen kura sonucu görev yerinin belirlendiği ve ... Yaprak Tütün İşletmesinde görev yapmak üzere adı geçen ile 6 aylık hizmet sözleşmesi imzalandığı; değerlendirme komisyonunun 19.6.1997 günlü, 1997/6 sayılı kararıyla, davacı hakkında yapılan arşiv araştırması sonucunda ... Valiliğinin 14.5.1997 günlü, 964 sayılı yazısında, adı geçenin 15.4.1994 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğünce izinsiz gösteri yürüyüşü yapmak ve yasadışı pankart asmak fiilinden yakalandığı ve fiş kaydının mevcut olduğu; 14.4.1997 tarihinde ... Üniversitesi ... Tıp Fakültesinde Güneydoğuda Terör Örgütüne yapılan operasyonları protesto etmek amacıyla yasak bildiri dağıtırken yakalandığı halde, Personel Güvenlik Soruşturma ve Arşiv Araştırma Formunda bu durumu belirtmediğinden yalan beyanda bulunduğu ve yasadışı örgüt sempatizanı olduğundan bahisle kurum bünyesinde çalıştırılmasının uygun görülmemesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacının, 3713 sayılı Kanuna aykırı hareket etmek fiilimden dolayı 14.4. 1994 tarihinde gözaltına alındığı, 17.4.1994 tarihinde sevk edildiği ... DGM' sinin 28.4.1994 günlü, Hazırlık No:1994/669 sayılı kararıyla takipsizlik kararı verildiği belirlenmiştir. Öte yandan 14.4.1997 tarihinde ... Üniversitesi ... Tıp Fakültesinde yasak bildiri dağıtmaktan gözaltına alındığı ve ... DGM'sine serbest bırakıldığı ... Emniyet Müdürlüğünün anılan yazısında belirtilmiş ise de; adı geçen tarafından bu tarihte ...'da olduğu ve gözaltına alınmasının mümkün bulunmadığı belirtilmesine rağmen idarece bu hususa ilişkin belge sunulamadığı görülmektedir.
Dava konusu işlem; davacının ... DGM'ye sevkedilmiş olmasına ve hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen, bu hususun Personel Güvenlik Soruşturma ve Arşiv Araştırma Formunda belirtilmemesi suretiyle yalan beyanda bulunması nedeniyle Tütün Eksperliğine alınmaması "olduğuna göre yukarıda belirtilen hukuki durum ve olayı gelişimi doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Bu durumda, suç işlediği şüphesiyle gözetim altına alınan kişi henüz Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yukarıda belirtilen hükmü uyarınca sanık olmamış, bir başka anlatımla cumhuriyet savcısı tarafından henüz kendisine karşı mahkum edilmesi amacıyla iddianame hazırlanmamış fakat şüpheli olan kişidir. Şüpheli; sanıklığın şartından birisi olan isnat şartı henüz şahsında gerçekleşmemiş, üzerinde suç şüphesinin yoğunlaştığı halde kendisine karşı henüz somut bir işlem yapılmamış kişidir. Davacı hakkında iddianame hazırlanmadığı gibi yasanın aradığı anlamda suçlu olarak mahkemeye de davet edilmediği açıktır.

Olayda, davacı tarafından 17.4.1997 tarihinde düzenlenerek idareye verilen Personel Güvenlik Soruşturma ve Arşiv Araştırması Formun'da kasıtlı olarak noksan veya yanlış cevaplandırılmış soruların işten çıkarma nedeni sayılacağının belirtildiği; anılan Formun 7. maddesinin (b) bendinde, (aleyhinizde iddianame tanzim edildi mi?) (c) bendinde ise; (herhangi bir askeri veya sivil ceza davasında suçlu olarak mahkemeye davet edildiniz mi?) sorularına davacı tarafından "hayır" cevabı verilmesinin yukarıda belirtilen hukuki durum karşısında yalan beyan olarak kabulü mümkün değildir.

Öte yandan davacının atanmamasını gerektiren başka hukuksal neden öne sürülmemiş olması ve adı geçenin halen memuriyet statüsünde bulunması da göz önüne alındığında dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.


Yine Danıştay 12. Dairesinin 29.02.1996 tarihli ve E: 1995/7261, K: 1996/585 sayılı kararında;
Ankara 10. İdare Mahkemesinin 27.2.1995 günlü. E:1994/723, K:1995/263 sayılı kararıyla; Anayasanın 128/2. maddesinde, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği, 70/2. maddesinde de, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kuralına yer verildiği, 657 sayılı Yasanın 48. maddesinde de, devlet memurluğuna alınmada genel ve özel koşulların düzenlendiği, 3.11.1994 günlü, 22100 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4045 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesinde, 12.9.1980 tarihinden sonra açılan kamu görevine ve işçiliğe giriş sınavım kazanıp da haklarında yapılan güvenlik soruşturması sonucunda sakıncalı olduğunun bildirilmesi nedeniyle göreve alınmayanların ilgili mevzuatında öngörülen nitelikleri kaybetmemiş olmaları koşuluyla yaş şartı aranmaksızın bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılacak sınavlara, önceki güvenlik soruşturmaları dikkate alınmadan katılabilecekleri, sınavları kazanmaları sonucu göreve alınanlara geçmişe yönelik aylık ve diğer özlük haklarının verilmeyeceği ve açıkta geçen sürelerin değerlendirilmeyeceği, bu konu ile ilgili olarak yargıya intikal etmiş olanlardan henüz haklarında yargı kararı kesinleşmemiş olanlar hakkında da bu kanun hükümlerinin uygulanacağının hükme bağlandığı, davalı idarece, davacının, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturmasında elde edilen bilgiler nedeniyle, atamasının yapılmadığı, bir kamu görevine açıktan atama yapmak konusunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu, ancak bu yetkinin kullanımının yargı denetimine tabi olduğu, memur olmak için genel ve özel şartları taşıdığı konusunda uyuşmazlık bulunmayan davacının hakkında yaptırılan arşiv araştırmasında, bizzat kendisinin kötü bir halinin saptanmadığı, kardeşinin durumunun dava konusu işleme neden olarak gösterilmesinin Güvenlik Soruşturması Yönetmeliği hükümleri ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde kabul edilebilir nitelikte görülmediği, davacının tazminat istemine gelince. 4045 sayılı Yasanın anılan madde hükmü uyarınca geçmişe yönelik özlük haklarının verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, dava konusu işlem ve dayanağı değerlendirme komisyonu kararı iptal edilmiş, işlem nedeniyle yoksun kalınan aylık ve diğer özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin reddine karar verilmiştir.

Davalı idare, idare mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının, açıktan atamalarda idarelerin takdir yetkisinin bulunduğunu, bu yetkinin, davacının, hakkında yaptırılan arşiv araştırması sonucu ve atanacağı görevin özelliği dikkate alınarak göreve atanmaması yönünde kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığım; davacı ise, dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı aylık ve diğer özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin reddine ilişkin kısmının, hukuka aykırı olduğunu, göreve atanmamasına ilişkin işlem iptal edilmiş olduğuna göre bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı haklarının ödenmesi gerektiğini öne sürmekte ve temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davalı idarece 16.6.1993 ve 12.7.1993 tarihlerinde yapılan stajyer gümrük muayene memurluğu sınavım kazanan davacı hakkında yaptırılan arşiv araştırması sonucu, kardeşinin bazı suçlardan arandığının tespit edilmesi üzerine, gümrük müsteşarlığı değerlendirme komisyonunun 9.4.1994 günlü, 1994/3 sayılı kararıyla, memuriyete alınmasının uygun olmadığına karar verildiği, bu karara istinaden, davacının göreve atanmamasına ilişkin 1.6.1994 günlü, 120059 sayılı işlemin tesis edildiği anlaşılmıştır.

İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, davalı idarece öne sürülen hususlar, Ankara 10. İdare Mahkemesinin 27.12.1995 günlü, E:1994/723, K:1995/263 sayılı kararının, hukuk ve usule uygun bulunan, davacının atamasının yapılmamasına ilişkin işlem ve dayanağı değerlendirme komisyonu kararının iptaline yönelik kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Buna karşılık, Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, "İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür", hükmü yer almış olup, bu hüküm gereğince ve davacının atanmamasına ilişkin davalı idare işleminin iptal edilmekle hukuka aykırılığı saptanmış olduğundan, davacının bu işlem sebebiyle uğradığı zararların tazmini zorunlu bulunmaktadır. Söz konusu zararların giderilmesinde, davacının atanmamasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten, iptal kararı üzerine atandığı tarihe kadar geçen süre içerisinde yoksun kaldığı aylık ve diğer özlük haklarının davalı idarece davacıya ödenmesi gerekeceğinden idare mahkemesi kararının, davacının, atanmaması dolayısıyla yoksun kaldığı aylık ve diğer özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin 4045 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi uyarınca geçmişe yönelik aylık ve özlük haklarının ödenemeyeceği gerekçesiyle reddine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 10. İdare Mahkemesinin 27.2.1995 günlü E:1994/723, K:1995/263 sayılı kararının, dava konusu işlem ve dayanağı değerlendirme komisyonu kararının iptaline ilişkin kısmının davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle onanmasına; dava konusu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı aylık ve diğer özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin reddine ilişkin kısmının, davacının temyiz isteminin kabulüyle,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasayla değişik 3. fıkrası gereğince bu kısım hakkında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı gelen mahkemeye gönderilmesine, 29.02.1996 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Yine Danıştay 12. Dairesinin 28.05.1998 tarihli ve E: 1996/3534, K: 1998/1579 sayılı Kararında;
Dava; 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi uyarınca davacının görevine son verilmesine ilişkin 22.11.1993 günlü 705 sayılı Adli Yargı Adalet Komisyonu kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Antalya 1. İdare Mahkemesinin 26.3.1996 günlü, E:1993/1543, K:1996/325 sayılı kararı ile, 657 sayılı Yasanın 48. maddesi ile devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel ve özel şartların düzenlenip, 98. maddesi (b) bendinde ise, devlet memurluğuna alınma şartlarından herhangi birini taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile memurluk sırasında bu şartlardan herhangi birini sonradan kaybedenlerin memurluğunun sona ereceğinin belirtildiği, olayda; hizmetli sınavını kazanan davacının, güvenlik soruşturmasının olumsuz olması durumunda görevden ayrılmayı kabul ettiği, bu taahhüdü üzerine 24.9.1991 tarihinde göreve başlatıldığı, bilahare yapılan güvenlik soruşturması sonucu davacının, yasadışı örgüt üyesi olmak ve fiili çalışmalarda bulunmaktan dolayı 1 yıl ağır hapis, 4 ay gözetim altında tutulma cezası aldığı ve güvenlik soruşturma ve arşiv araştırma formunun 7. maddesi ne de yanıltıcı bilgi verildiği hususlarının bildirilmesi üzerine, araştırma yapıldığı ve ilgili yerlerden alınan belgelere göre, ... Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesinin kesinleşen 2.4.1981 tarih, E:19807 1539, K:1981/407 sayılı kararı ile 1 sene ağır hapis, 4 ay gözetim cezası aldığının anlaşılması nedeniyle davacının görevine son verildiği, bu durumda: idarenin kamu görevine alma konusundaki değerlendirme yapma ve takdir yetkisini esaslı olarak etkileyecek şekilde güvenlik soruşturması formunda yanlış beyanda bulunan ve kesinleşmiş 1 yıl ağır hapis cezası olan davacının, taahhüdü üzerine 24.9.1993 tarihinde başlatıldığı görevine kazanılmış hak oluşturmayacak bir süre içinde 22.11.1993 tarihli işlem ile 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi uyarınca son verildiği dikkate alındığında, işlemde hukuka aykırılık görülmediği, her ne kadar davacının cezası 3682 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca adli sicilden silinip arşiv kaydına alınmış ise de bu halin, davacının yanlış beyanda bulunmasını gerektirmediği ve adının kayıtlara yanlış geçirilmesi nedeniyle sabıkasızlık kaydı verildiği anlaşıldığından söz konusu hususların da davacının durumunu etkilemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı, 3682 sayılı Yasa kapsamında adli sicilden silinebilecek nitelikte olan mahkumiyetinin memuriyete engel olarak görülemeyeceğini, memuriyete atamada, taahhütname ile memur alınması, bilgi formu doldurulması gibi bir koşuldan söz edilemeyeceğini, sıkıyönetim mahkemesinden alınan ve adli sicilden silinmiş olan bir mahkumiyetin bildirilmediği nedeniyle görevine son verilemeyeceğini ileri sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunun, devlet memurluğuna alınmaya ilişkin genel ve özel şartlarını düzenleyen, 3697 sayılı Yasanın 1. maddesi ile değişik 48. maddesi A fıkrası 5. bendinde; ağır hapis cezasına mahkumiyet devlet memurluğuna alınmaya engel hal olarak belirtilmiş anılan yasanın 98/b maddesi de bu durum memurluğun sona ermesi sebebi olarak gösterilmiş ise de hukukumuzda yer alan; memnu hakların iadesi, adli sicilden kaydın silinmesi gibi müesseseler mahkumiyet ve sonuçlarını kaldırıcı etkiler doğurmaktadır.

3682 sayılı Adli Sicil Kanununun "Adli sicildeki kaydın çıkarılması" başlıklı 8. maddesinde. "a...
b. Zimmet ihtilas irtikap rüşvet, Hırsızlık dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile beş yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkumiyet hariç olmak üzerde: beş yıl veya daha az ağır hapis veya hapis veya ağır para cezasına mahkumiyet halinde diğer bir cürümden dolayı beş yıl içinde evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya mahkum olunmadığı takdirde ilgilinin, cumhuriyet savcılığının veya Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince duruşma yapılmaksızın adli sicildeki kaydın çıkarılmasına karar verilir..." hükmüne yer verilirken, anılan yasanın 9. maddesinde ise; adli sicilden çıkarılan bilgilerin bilgi arşivinde muhafaza edileceği, geçici 2. maddesinde ise. "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce toplanmış olup işleme tabi tutulan veya tutulmayan adli sicil bilgilerinden, bu kanunun 8 ve 9. maddeleri ne göre çıkarılması gereken kayıtlar, bir defaya mahsus olmak üzere bu genel müdürlüğün teklifi ve Bakanlığın onayı ile teşekkül edecek komisyon tarafından adli sicilden çıkartılır" düzenlemesi yapılmıştır.

3682 sayılı Kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesi sonucu adli sicilden hükümlülük kaydının silinmesi halinde, bu kararın verildiği tarih itibariyle söz konusu hükümlülüğün hukuki neticelerinin de ortadan kalkacağı ve kararın ileriye yönelik hüküm ifade edeceği açıktır.

Dava dosyasının incelenmesinden: ... Adli Yargı komisyonunun açtığı 10.10.1992 tarihinde yapılan sınavda başarılı olması üzerine Adalet Bakanlığının 10.9.1993 tarihli onayı üzerine 24.9.1993 tarihinde göreve başlatılan davacının atama tarihi itibariyle noksan olan güvenlik soruşturmasına ilişkin belgesinde, herhangi bir olumsuzluğu olduğu takdirde görevden ayrılacağını taahhüt ettiği, ... Emniyet Müdürlüğünün 27.10.1993 günlü, 016620 sayılı yazısı ile davacının mahkumiyetinin olduğunun bildirildiği, dava dosyasına ekli ... Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesinin 2.4.1981 günlü, E:1980/1589, K:1981/407 sayılı kararı ile Milli Güvenlik Konseyine hakaretten 1 yıl ağır hapis, 4 ay gözetim altında tutulma cezasına mahkum edildiği anlaşılan davacının mahkumiyetini, düzenlendiği güvenlik soruşturmasına ilişkin formda bildirmediği, bu durumun tespiti üzerine 657 sayılı Yasanın 98/b maddesine göre ... Adalet Komisyonu kararı ve Adalet Bakanlığı 20.2.1995 günlü onayı ile görevine son verildiği, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 12.5.1994 ve 11.5.1994 günlü yazılarından ise davacının arşivde kaydı olduğu anlaşılmıştır.

Her ne kadar Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün yukarıda anılan yazılarından, davacının adli sicildeki kaydının 3682 sayılı Yasanın geçici 2. maddesine göre silindiği anlaşılıyor ise de bu konuya ilişkin komisyon kararının tarihi belirtilmemiştir. İdare mahkemesince davacının adli sicildeki kaydının silinmesinin hizmetli olarak görev yapmakta iken görevine son verildiği tarihten önce olup olmadığının araştırılarak adlı sicil kaydının silinmesinin göreve son verilmesi işleminden önce olduğunun tesbiti halinde, salt söz konusu mahkumiyetin esas alınarak davacının görevine son verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmayacağı, bu durumda mahkumiyetin bildirilmemiş olmasının da sonuç olarak davacının memurluğa alınmasına engel teşkil etmeyeceği de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir inceleme ve araştırma yapılmadan ve hükümlülük kaydının silinmiş olmasının bile memurluğa engel bir hal olduğu kabul edilmesi suretiyle karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.


Yine Danıştay 8. Dairesinin 19.03.1996 tarihli ve E: 1995/4350, K: 1996/768 sayılı Kararında;

Uyuşmazlık, ... Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü Öğretim Görevlisi kadrosuna yazılı ve sözlü sınavları kazanmasına karşın güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı nedeniyle ataması yapılmayan davacının bu nedenle uğradığını öne sürdüğü maddi ve manevi tazminat isteminden doğmuştur.

Dosyanın incelenmesinden, davacının anılan bölümün Öğretim görevlisi kadrosu için açılan yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olduğu, hakkında yapılan güvenlik soruşturmasında, yasadışı P.K.K. örgütü faaliyetlerinden dolayı 14.3. 1991 tarihinde yakalanıp sorgusunu takiben 18.3.1991 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğünce serbest bırakılması durumunun davalı idarece güvenlik soruşturmasının olumsuz değerlendirilmesine yol açtığı, atamasının yapılmaması işleminin iptali istemiyle açtığı davada, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 27.10.1993 günlü ve 1234 sayılı kararıyla işlemin iptal edildiği, iptal kararının davacı vekiline 4.3.1994 tarihinde tebliğ edildiği, kararın taraflarca temyiz edilmediğinden 4.4.1994 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin 21.4.1994 tarihinde kayda giren dilekçesi ile müvekkilinin öğretim görevlisi kadrosuna atamasının yapılmaması nedeniyle mahrum kaldığım öne sürdüğü 200.000.000 TL. maddi ve 20.000.000.- TL. manevi olmak üzere toplam 220.000.000 TL.nin işlem tarihi olan 28.5.1992 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada, Ankara 7. İdare Mahkemesinin 27.4.1995 günlü ve 615 sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüyle 148.635.000 TL. miktarın işlemin tesis olduğu tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, bu miktarın üzerindeki maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmının ise reddine karar verildiği, anılan kararın davalı idarece temyizen incelenerek bozulması istenildiği anlaşılmıştır.

Bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her aykırılığın tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı da idare hukuku ilkelerindendir. Nitekim idari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında tam bir özdeşlik yoktur. Bir işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. İdare işleminin yapılması ve uygulanmasında hizmet kusuru işlenmiştir diyebilmek için saptanan hukuki sakatlığın ağır ve önemli olması gerekmektedir.

Ankara 8. İdare Mahkemesince iptal edilen öğretim görevliliğine atamasının yapılmaması işleminin tesisinde güvenlik soruşturması sonucunda hataya düşülmüş olması, hizmet kusuru sayılabilecek ve maddi tazminat ödenmesi sonucunu doğuracak ağır ve önemli bir hukuki sakatlık niteliğinde değildir. Bu nedenle idarenin maddi tazminat ödemekle yükümlü tutulması gerekmez.

İdare mahkemesince, davanın kısmen kabulüyle 148.635.000 TL. miktarın işlemin tesis edildiği tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.


Yine Danıştay 5.Dairesinin 19.11.1992 tarihli ve E: 1989/2001, K: 1992/3148 sayılı kararında;
Dava; güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu nedeniyle davacının öğretmen olarak atanmamasına ilişkin işlemin Ankara 6. İdare Mahkemesinin 09.12.1987 günlü, E: 1986/829, K: 1987/1229 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine 18.03.1988 tarihinde öğretmen olarak atanan davacının atanması gereken 12.09.1984 tarihinden göreve başlatıldığı 18.03.1988 tarihine kadar olan süreye ait tüm Aylık ve parasal haklarının yoksun kaldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının verilmesi istemiyle açılmıştır.

Ankara 6. İdare Mahkemesinin 24.05.1989 günlü, E: 1988/650, K: 1989/899 sayılı kararıyla; davalı idarenin süre itirazının yerinde görülmediği, Anayasanın 125. maddesine göre haksız bir işlemden dolayı maddi tazminat ödenebilmesi için ortada gerçekleşmiş ve kesinleşmiş bir zararın mevcut olması gerektiği, aylığı hak etmenin yasal istisnalar dışında bilfiil hizmet görülmesi ile mümkün olduğu, davacının öğretmen olarak idarede hizmet görmemesi, ayrıca davacının iptal edilen idari işlem nedeniyle gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi kesin olan zararının doğmamış bulunduğu; bir idari işlemin yargı yerince iptal edilmiş olmasının herhalde idarenin tazmin sorumluluğunu doğurmayacağı, davacının iptal edilen işlem nedeniyle gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi kesin olan herhangi bir zararı doğmadığından, idarece aylık ve özlük haklarının ödenmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı; idarenin hukuka aykırı olarak kendisini göreve başlatmadığını, bu nedenle ataması gerektiği tarihten atandığı tarihe kadar olan süreye ait aylıklarını ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürmekte ve anılan kararın temyizen bozulmasını istemektedir.

Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında "İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmü yer almış olup, bu hüküm gereğince ve davacının öğretmenliğe atanmamasına ilişkin davalı idare işleminin Ankara 6. İdare Mahkemesinin 09.12.1987 günlü, K: 1987/1229 sayılı kararıyla iptal edilmekle hukuka aykırılığı saptanmış olduğundan, davacının atanmamasına ilişkin işlem sebebiyle uğradığı zararların tazmini zorunlu bulunmaktadır. Söz konusu zararlarının giderilmesinde davacının, öğretmen olarak atanmamasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten, iptal kararı üzerine atandığı tarihe kadar geçen süre içerisinde yoksun kaldığı maaş ve maaşa bağlı parasal haklarının hesaplanarak davalı idarece davacıya ödenmesi gerekeceğinde kuşkuya yer bulunmamaktadır. Davacının özlük haklarının verilmesi istemine gelince; sözü edilen sürede henüz memuriyet statüsü ile ilişkisinin olmaması ve adaylık süresinin de henüz geçmemiş olması sebebiyle davacının memuriyet statüsüne girip girmeyeceğinin kesin olmaması karşısında; asli memurluğa atanmadan önce derece ve kademe terfii gibi özlük haklarının davacıya verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Ancak davacının asli memurluğa atanmasından ve memuriyet statüsü ile ilişkisinin kurulmasından sonra 20.06.1970 günlü, E: 1969/1, K: 1970/27 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında belirtilen ilke gereğince anılan sürenin ( Davacının öğretmen olarak atanmamasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten, iptal kararı üzerine atandığı tarihe kadar geçen süre ) ancak, bir terfi süresine tekabül eden kısmının değerlendirilmesi olanaklı olacağından dava konusu istemin reddine ilişkin karada da hukuki isabet görülmemiştir.

Advertorial

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber