Hürmüz: Savaş ile barışın arasındaki 33 kilometre

ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilim kırılgan bir ateşkes sürecine girerken, küresel ekonominin can damarı Hürmüz Boğazı savaşın kaderini tayin ediyor.

Kaynak : Anadolu Ajansı
Haber Giriş : 13 Nisan 2026 11:56, Son Güncelleme : 13 Nisan 2026 11:57
Hürmüz: Savaş ile barışın arasındaki 33 kilometre

Amasya Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yusuf Bahadır Keskin, Hürmüz Boğazı'nın ABD/İsrail-İran Savaşı'ndaki geçici ateşkese olan etkisini kaleme aldı.

ABD / İsrail - İran Savaşı kırılgan görülen bir ateşkes sürecine girdi. Cumartesi günü Pakistan'ın ev sahipliğinde İslamabad'da gerçekleşen müzakerelerden herhangi bir sonuç alınamasa da savaşa henüz geri dönülmüş değil. İran'ın gerilimi Hürmüz'e taşıması çatışmanın maliyetlerini coğrafi sınırların çok ötesinde küresel ekonomide yönetilemez krizler doğurma tehdidi üretiyor. Şüphesiz savaş veya barışa giden yolda tek başına bir belirleyici olmasa da Hürmüz, küresel siyasi ve ekonomik hesapları etkileyen önemli bir faktör olarak stratejileri şekillendiriyor.

Ateşkese giden yolda Hürmüz Boğazı ne anlama geliyor?

ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) tarafından "dünyanın en önemli geçiş noktası" olarak tanımlanan Hürmüz, Tahran adına devasa bir stratejik koz niteliğinde. İran, savaş öncesi dönemdeki ABD ve İsrail tehditlerine karşılık, "Hürmüz Boğazı'nı kapatma angajmanını" öne çıkarıyordu. Küresel ticarette deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık yüzde 20-25'i (günde ortalama 15-20 milyon varil), sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yüzde 20'si Hürmüz'den geçiyordu. Ayrıca üre, amonyak, fosfat gibi gübrelerin yüzde 35'i ve mikroçip üretiminde dahi kullanılan helyumun yaklaşık üçte birinin yine bu 33 kilometre genişliğindeki su yolundan geçerek Avrupa ve Asya'ya taşınıyordu. Tüm bunlar hesaba katıldığında Hürmüz, "savaşın, coğrafi sınırları buharlaştırdığı" ortaya çıkmaktadır. Hürmüz Boğazı'nın stratejik değerini artıran bir diğer nokta, henüz gerçek ve etkin bir alternatifinin olmamasıdır. Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı Boru Hattı ya da Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Habshan-Füceyre Petrol Boru Hattı (ADCOP) gibi alternatif rotaların kapasitesi 3,5 ila 5,5 milyon varil civarında seyretmekte ve 20 milyon varillik boğaz trafiğini telafi etmekten çok uzak kalmaktadır.

ABD'nin, askeri çözüm üretememesi buradaki ikinci önemli noktadır. İran'ın konvansiyonel askeri kapasitesine, donanmasına veya hava unsurlarına ciddi bir zarar verilmiş olsa da boğazı sert güç kullanarak açmak, açık tutmak ve mayınlardan temizlemek; çok riskli, maliyetli ve aylarca sürebilecek bir arayıştır. Yani sahada üstünlük kurmak, Hürmüz'de sonuç almak anlamına gelmiyor. Ortalama derinliğin 50 metre civarında olduğu boğaz, deniz araçlarının manevra kabiliyetini sınırlamakla kalmamakta; nakliye şeridinin İran kıyılarına ve adalarına sadece birkaç kilometre uzaklıkta olması, bölgeyi mayınlar ve kara tabanlı silah sistemleri için ideal bir hedef haline getirmektedir. Zira İran'ın ucuz insansız hava araçları (İHA) mayınlar ve kıyıya konuşlu füzelerden oluşan erişimi engelleme ve men etme stratejisi, ABD'nin askeri gücünün bu dar boğazda sıkışmasına yol açarak, saldırılarla sonuç alabilmeyi zorlaştırmaktadır.

Boğazda, klasik anlamda bir "tam kapatma" olmasa da küresel sigorta şirketlerinin, bölgeye yönelen gemilerin teminatlarını iptal etmesi, finansal bir abluka meydana getirdi. Sigorta primlerinin yaklaşık 10 kat artması ve dev petrol tankerleri için bu rakamın 3,5 milyon doların üstüne çıkması, piyasanın ablukaya boyun eğdiğini gösteriyor. Doğal bir sonuç olarak Brent petrolün varil fiyatı 120 doların üzerine tırmandı ve 1973'ten bu yana görülen en büyük enerji şoklarından birisi ortaya çıktı. Üstelik savaşın ilk günlerinden bu yana Arap Yarımadası'ndaki neredeyse hiçbir limanda yanıcı, parlayıcı veya patlayıcı ürünlerin elleçlenmesine izin verilmiyor.

Bölgeden uluslararası piyasalara hidrokarbon akışının kısılması ya da tamamen kesilmesi, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Hindistan'dan Japonya'ya, Güney Kore'den Çin'e uzanan geniş bir coğrafyada ticari ve lojistik düzeni sarsmaktadır. Şüphesiz Batı da bu gelişmelerden izole kalamamaktadır. Enflasyonun yeniden sıçrama yapması ve tedarik zincirlerinde yeni bir çöküş endişesi, ateşkesi askeri bir tercihin çok ötesinde küresel ekonomik çöküşü önlemek adına bir zorunluluk haline getirerek Washington üzerinde kaçınılmaz bir diplomatik baskı yaratmaktadır.

Trump'ın tedirginliği

Dünya genelinde bir ekonomik resesyonu tetikleyebilecek bu tür eylemlerin önüne geçmek ABD adına bir tercih değil, bir mecburiyettir. Nitekim ateşkes görüşmelerinde ABD tarafının odaklandığı yegane hususun "Hürmüz'ün açılması" olması tesadüf ya da alelade bir talep değildir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın enerji tesislerini ve köprüleri vurmakla hatta "medeniyetini yok etmekle" tehdit ettiği İran, Hürmüz sayesinde en azından ilk rauntta eli daha rahat olan taraf gibi görünmektedir. Washington'ı günün sonunda Pakistan'ın kurduğu arabuluculuk masasına oturtan en önemli unsur; krizin ABD ve müttefikleri adına sürdürülemez bir boyuta ulaşmasıdır.

Sonuç olarak İran konvansiyonel savaşta ağır bir yara almış olsa da Hürmüz Boğazı'na yönelik uyguladığı strateji sayesinde güç asimetrisini dengelemektedir. Savaşın yoğunluğunun artacağı hatta topyekün bir yıkıma dönüşeceği yönünde tehditler ortada gezerken ABD'nin ateşkes ve de-eskalasyon (gerilimi düşürme) tercihine yönelmesi, açık ve net bir jeopolitik gerçekliğin sonucudur. Hürmüz'ün kapalı kaldığı her gün, Amerikan dolarının ve küresel tedarik zincirlerinin temelleri sarsılmakta, başta Körfez'in Arap monarşileri olmak üzere yer kürenin her bir noktasındaki ABD müttefikleri İran'ın bu "stratejik boğma" hamlesinden zarar görmektedir.

Hürmüz kozunun kullanılması, Washington'u masaya oturmaya ve askeri bir çözüm yerine statükoyu koruyacak ya da yeni bir statüko inşa edecek diplomatik formüllere -hepsinden önce bir ateşkes rejimine- mecbur bırakıyor. Tüm dünya şunu gördü ki Hürmüz Boğazı, ABD'nin İran'a yönelik saldırganlığının stratejik esnekliğini sınırlayan en güçlü pranga gibi görünüyor. Tarafların masaya oturmasının anahtarı olduğu gibi, savaş sonrası dönemde boğazdan geçiş rejimine dair nasıl bir statüko inşa edileceği tartışmaları, barışın da önündeki en önemli engeldir.

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber