Akademisyenler, neden idarecilik sorumluluğunu almıyor?

Akademisyenlerin her geçen gün idari görev yükünü üstünden atmak istemesi akademik hiyerarşiyi bozacak uygulamalara sebebiyet veriyor!

Kaynak : Memurlar.Net - Özel
Eklenme : 22 Eylül 2021 10:00
Akademisyenler, neden idarecilik sorumluluğunu almıyor?

Yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyelerinin en temel görevleri arasında ders vermek, bilimsel araştırma ve proje çalışmaları yürütmek ve öğrencilere danışmanlık yapmak bulunmakla birlikte 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun getirdiği bir sorumluluk olarak ayrıca yetkili organlarca verilen idari görevleri yerine getirmek de yer almaktadır.

İdari görevler bazen Rektörlük gibi bireysel başvuruya dayalı, bazen Dekan Yardımcısı gibi öğretim üyeleri arasından Dekan tarafından seçilme yoluyla, bazen de bölümdeki akademik hiyerarşinin getirdiği zorunluluğun gereği olmaktadır.

Bilindiği üzere, 2547 sayılı Kanunun "Bölüm" başlıklı 21 inci maddesinde, "Bölüm başkanı; bölümün aylıklı profesörleri, bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı takdirde doktor öğretim üyeleri arasından fakültelerde dekanca, fakülteye bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine dekanca, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine rektörce üç yıl için atanır. Süresi biten başkan tekrar atanabilir." hükmü bulunmaktadır.

Bu maddenin uygulanmasına yönelik olarak ikincil düzenleme olan "Üniversitelerde Akademik Teşkilat Yönetmeliği"nin "Yöneticilerle İlgili Ortak Hükümler" başlıklı 18 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında ise, "Başkanlık görevinde bir doçentin bulunması halinde bir profesörün, bir yardımcı doçentin bulunması halinde profesör veya doçentin, bir öğretim görevlisinin bulunması halinde ise bir öğretim üyesinin aynı birimde görevlendirilmesi ile başkanlık görevi sona erer. Boşalan başkanlık görevine usulüne göre yeni başkan atanır. Bir birimde başkanlık yapan yardımcı doçentin veya öğretim görevlisinin görev sürelerinin bitiminde başkanlık görevleri de sona erer." denilmiştir.

Yükseköğretim sistemimizin önemli bir unsuru olan bölümlerin yönetimi oluşturulurken, halihazırda görev yapan öğretim üyelerinden birisinin üst unvana yükselmesi ya da kurum dışından daha üst bir akademik unvanda kişinin atanması halinde ilgilinin doğrudan Bölüm Başkanı olarak görev yapmasının istenilmesi mevzuatın amir hükmünün bir gereğidir. Anılan düzenlemede, mevcut bölüm başkanının görev süresini tamamlamasına bile imkan verilmeyerek, yükseköğretim sisteminin yapı taşı olarak ifade edebileceğimiz bölümlerde akademik hiyerarşinin sağlıklı yürütülmesi amaçlanmıştır.

Bölümlerin profesör veya doçent kadrolarında öğretim üyesi bulunmasına rağmen, üst unvandaki kişilerin bölüm başkanlığından "keyfi" şekilde feragat etmeleri sebebiyle idari görevin doktor öğretim üyelerince yürütülmesi hususu son yıllarda hızla yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle, bölümlerdeki idari iş yükünün öğrenci sayısı ve diğer idari işlemlere bağlı olarak giderek artması Doçent ve Profesör kadrolarına atanıp kadro güvencesi açısından da kaygısı kalmayan akademisyenlerin idari görevlerden kaçmalarına fırsat oluşturmuştur.

Ayrıca, mali açıdan bölüm başkanlığının düşük bir getirisinin olması akademisyenlerin idari göreve olan ilgisinin bu yönde de azalmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, akademik teşvik ödeneğinin uygulamaya girmesiyle öğretim elemanlarının idari görevin sorumluluk yükünü üstlenmek yerine akademik faaliyetlerle meşgul olup bunun sonucunda da ödenek almayı tercih etmeleri kendilerince daha cazip bulunmaktadır.

Diğer yandan, akademisyenler içerisinde bir kısım grup idareciliğe pek meraklı iken, bir kısmı da idari görevlerden arkasına bakmadan "kaç(ın)maktadır." Bu durum başlangıçta bir sorun gibi gözükmese de özellikle bölüm başkanlığı düzeyinde düşündüğümüzde, bölüm içi akademik hiyerarşinin bozulmasına ve buna bağlı olarak idari işleyişin aksamasına sebebiyet vermektedir. Profesör kadrosunda olan birisinin doktor öğretim üyesi olan Bölüm Başkanından yıllık izin istemesi akademik teamüller açısından sağlıklı değildir. Diğer bir perspektifle de zaten üst unvanın verdiği baskınlıkla birileri arka planda karar verici iken birileri de çoğunlukla dayatma kararlara maalesef imza atan konumuna geçebilmektedir.

Öte yandan, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 21 nci maddesinin (e) fıkrasında yer alan "Herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yeni bir bölüm başkanı atanır." düzenlemesi açısından konuyu değerlendirdiğimizde, öğretim üyelerinin bölüm başkanlığı görevini üst unvan olarak kendisinin yapması gerektiği durumlarda herhangi bir sebeple (sağlık mazereti, uzun süreli görevlendirme vb. durumlar hariç) bu görevden affını istemesinin mümkün olmadığı, ilgili Kanunda da buna dair herhangi bir istisnanın bulunmadığını görüyoruz.

Dolayısıyla, "akademik görevlerimin yoğunluğu gibi" her akademisyenin öne sürebileceği kişisel mazeretlerden dolayı Bölüm Başkanlığı görevinden ayrılma taleplerinin Dekanlık/Müdürlük makamı nezdinde kabul görmesi ilgili mevzuata aykırılık teşkil edeceği gibi iç dinamiklerde akademik dengelerin bozulmasına neden olabilecektir. Kişisel tercihlerin hukukun önüne geçtiği bu gibi durumlar, üst yöneticiler (Dekan, Müdür, Rektör) aleyhine olacak şekilde muhtemel soruşturma ve davaların sebebini de oluşturabilmektedir.

Sonuç olarak, yükseköğretim kurumlarında hiyerarşik kurumsal kültürün oluşturulması ve sistemin düzgün çalışması adına keyfiyetin yerine kuralların öne geçmesi şarttır. Zira bilginin üretildiği üniversitelerde sağlam bir idari işleyişin oturtulabilmesi için akademik yöneticilerin hiyerarşik olarak sorumluluk alması elzem bir durumdur. Mevzuatın geçit vermediği bu hususta elini taşın altına koymak yerine köşesine çekilen akademisyenlerin yükseldikçe önemi artan unvanların getirdiği sorumluluğun gereğini yapmaları için kendilerine sunulan fırsatları kullanması şarttır.

Bu Habere Tepkiniz