İDDK, 20 yıldır çalışan müdürün 'görev tanımını bilmiyordum' savunmasını kabul etmedi
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, TSE'de görev yapan davacının işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlem, üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlem ve aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemleri hukuka uygun buldu.
İlk derece mahkemesi işlemi iptal etmiştir.
Danıştay Onikinci Dairesinin 12/03/2019 tarih ve E:2016/8088, K:2019/1776 sayılı kararıyla bu karar onanmıştır.
Bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine, Danıştay Onikinci Dairesinin 23/11/2022 tarih ve E:2019/6149, K:2022/5723 sayılı kararıyla bozulmuştur.
İlk derece mahkemesi tekrar işlemin iptaline karar vermiştir.
Danıştay Onikinci Dairesinin 30/11/2023 tarih ve E:2023/3678, K:2023/6219 sayılı kararıyla bu karar bozulmuştur.
İlk derece mahkemesi kararında ısrar etmiştir.
İDDK: Davacının işten çıkarılması işlemi hukuka uygundur
Kararın diğer bir unsuru ise davacının söz konusu veri girişlerini kendisinin yapmaması gerektiğini bilmediği, görev tanımında bulunmadığı, bunu sonradan öğrendiği ve bu uygulamayla ilgili olarak amirlerini kendisinin bilgilendirdiği, bu konulara ilişkin inceleme yapılmadığı hususudur. Soruşturma raporunda bu hususlara değinildiği görülmekle birlikte, isnat edilen fiillerin hataya değil kasta dayandığı, bazı firma sahiplerinin bizzat iş yaptırmak istediklerinde davacı tarafından kontrollerin titizlikle yapıldığı yönündeki ifadeleri, davacının olayın gerçekleştiği tarihlerde yaklaşık yirmi yıldır davalı idare bünyesinde çalışıyor olduğu gözetildiğinde bu iddialara itibar edilmemiştir.
Bu itibarla, hakkında usulüne uygun olarak soruşturma yapılan ve savunması alınan davacının, sübut bulan fiilinin karşılığı olan işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
T.C.
DANIŞTAY
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No: 2025/72
Karar No: 2025/1674
İSTEMİN KONUSU:
... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem:
Türk Standardları Enstitüsü ... Müdürlüğü ... biriminde ... olarak görev yapmakta olan davacının, işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin, üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin ve aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı TSE Genel Sekreterliği işleminin iptaline ve işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
Davacıya isnat olunun fiillerin davacı tarafından işlendiği yönünde yeterli bir kanaat oluşturacak şekilde etkin bir soruşturma yapılmadığı, davacının lehine olabilecek tanıkların ifadelerine başvurulmadığı, bu anlamda eksik yapılan soruşturmaya dayalı olarak davacıya verilen disiplin cezalarında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı; öte yandan, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca, yargı kararı ile hukuka aykırılığı saptanan işlem nedeniyle davacının oluşan zararının da tazmini gerektiği gerekçesiyle, dava konusu işlemlerin iptaline, davacının yoksun kaldığı parasal kayıplarının tazminine karar verilmiştir.
Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine, Danıştay Onikinci Dairesinin 12/03/2019 tarih ve E:2016/8088, K:2019/1776 sayılı kararıyla;
Dava konusu disiplin cezası işleminin, Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği uyarınca tesis edildiği; bu Yönetmelik'in 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu'nun 10/A maddesine dayanılarak hazırlandığı; dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulması istemi henüz karara bağlanmadan, TSE Kuruluş Kanunu'nun 10/A maddesinde yer alan "disiplin" ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 12/02/2019 tarih ve 30684 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/12/2018 tarih ve E:2018/107, K:2018/114 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; bu durumda, davacıya verilen disiplin cezasının yasal dayanağının Anayasa'ya ve hukuka aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile ortaya konulduğundan, Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği uyarınca verilen disiplin cezalarında hukuka uygunluk bulunmadığı; bu itibarla İdare Mahkemesi kararının gerekçesi yerinde bulunmamakta ise de, sözü edilen hususun sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının belirtilen gerekçe ile sonucu itibarıyla onanmasına karar verilmiştir.
Bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine, Danıştay Onikinci Dairesinin 23/11/2022 tarih ve E:2019/6149, K:2022/5723 sayılı kararıyla;
Anayasa Mahkemesinin bir kanun maddesini iptal ettikten sonra yasama organınca yeni bir yasal düzenleme yapılırsa, uyuşmazlığın bu düzenlemeye göre çözümlenmesi gerektiği; aksi yaklaşımın, işlenen fiillerin cezasız kalması neticesini doğuracağı; uyuşmazlık özelinde de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 7226 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 132 sayılı Kanun'un 10/A maddesine eklenen hüküm ile Türk Standardları Enstitüsü personeline uygulanacak disiplin hükümleri yönünden 657 sayılı Kanun'a atıf yapıldığından, uyuşmazlığın yeni yasal düzenlemeye göre çözümlenmesi gerektiği; bu durumda, İdare Mahkemesince, dava konusu disiplin cezasının 657 sayılı Kanun'un 125. maddesine uygun olup olmadığı, davacının fiilinin sübut bulup bulmadığı ve disiplin cezasını gerektirip gerektirmeyeceği yönlerinden değerlendirme yapıldıktan sonra varılacak sonuca göre yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden, dava konusu işlemin iptali yönünde verilen kararda hukuki isabet görülmediği; öte yandan, İdare Mahkemesince, dava konusu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal hakların davalı idarece davacıya ödenmesine karar verilmiş ise de, Mahkemece bozma kararı doğrultusunda yeniden inceleme yapılmak suretiyle dava konusu işlem yönünden verilecek karara göre parasal haklar konusunda da karar verileceğinin tabii olduğu gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararıyla;
Danıştay Onikinci Dairesinin 23/11/2022 tarih ve E:2019/6149, K:2022/5723 sayılı bozma kararına uyularak,
Davacının, meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem yönünden,
Olayda, davacı hakkında yürütülen soruşturma neticesinde ".... ve .... adlı şahıslar tarafından yönetilen 17 firma ile .... ve .... adlı şahısların kendi firmaları ve çalışanlarına kurdurdukları ... firmasının belgesine yönelik Yönerge hükümlerine aykırı ana firma eklemelerinde bulunmalarını sağlayıp bu eklemeler sonucunda Enstitünün ve dolayısıyla kamunun toplam KDV dahil 220.443,59 TL zarara uğramasını sağlaması, başta sözleşmeler olmak üzere çoğunluğu gerçeği yansıtmayan belgelerle firmaların kazanç elde etmeye yönelik faaliyetlerde bulunmalarına aracılık yapması, Enstitünün bilişim sisteminde yer alan verileri mevzuata aykırı olarak değiştirmesi, firmalar ve danışman kişi ve kurumlarla olan ilişkilerinin resmi sıfatıyla bağdaşmayacak boyutta olması, firmaların belgeleri kapsamına eklenen firmaların satış sonrası hizmeti olmayan sanayi mallarını piyasaya sunmalarına ve bu suretle tüketiciye ve ülke ekonomisine zarar vermelerine aracı olmak suretiyle toplumsal faydaya zarar vermesinin TSE personelliği sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede utanç verici hareketler olarak değerlendirildiği"nden bahisle meslekten çıkarılma cezası ile cezalandırıldığının görüldüğü,
UYAP entegrasyon ekranı üzerinden yapılan incelemede, bahse konu isnatları kapsayacak şekilde, ... Ağır Ceza Mahkemesince ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla davacının cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, anılan karara yönelik istinaf başvurusunun reddedildiğinin görüldüğü,
Bu durumda, davacının, adli yargı yeri kararıyla saptanan "özel belgede sahtecilik" ve "TSE'ye ait bilişim sistemine veri yerleştirme ve veriyi değiştirme" eylemlerinde bulunmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" şeklindeki disiplin suçunu işlemiş olduğu anlaşıldığından, bu eylemlerinin karşılığı olan "Devlet memurluğundan çıkarılma" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu işlem belirtilen gerekçe ile hukuka uygun olduğundan, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının iadesi talebinin de reddi gerektiği,
Davacının üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem yönünden,
Olayda, davacı hakkında yürütülen soruşturma neticesinde "...'nin TSE'den 2011 ve sonrasında kendi üzerine herhangi bir belge almadan, 17 firmanın belgesini kullanmasına ve bu belge kapsamına başvurusuz ve sözleşmesiz eklemlemelerde bulunmasına yardımcı olmak ve bunun karşılığında ... ile ortak hareket ettiği belirlenen ...'den ...bankta bulunan maaş hesabına iki parasal aktarımla 5.500,00 TL ile kızı ...'nın ... Bankasında bulunan hesabına gönderttiği 14.400,00 TL'lik tespit edilebilen resmi ve belgeli parasal aktarımlar ile kendi maaş hesabına kaynağı belirlenemeyen yaklaşık 95.000,00 TL ATM'lerden nakit parasal yatırımların görevi ile ilgili olarak haksız mal edinme suçunu oluşturduğu ve Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği'nin "Disiplin Cezalarının Çeşitleri ile Ceza Uygulanacak Fiil ve Haller" başlıklı 109. maddesinde kademe ilerlemesi cezasını gerektiren "görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun, menfaat temin etmek," fiilini işlediği"nden bahisle 3 yıl süre ile kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırıldığının görüldüğü,
UYAP entegrasyon ekranı üzerinden yapılan incelemede, bahse konu isnatları kapsayacak şekilde, ... Ağır Ceza Mahkemesince ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla rüşvet suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı herhangi bir delilin bulunmadığı sonucuna varılarak sanıkların CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatlerine karar verildiği, anılan karara yönelik istinaf başvurusunun reddedildiğinin görüldüğü,
Bu durumda, davacının, adli yargı yeri kararıyla "rüşvet suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı herhangi bir delilin bulunmadığı"nın saptanmış olması, bu saptamanın aksini, davacının "görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun menfaat temin etmek" fiilini işlediğini ortaya koyabilecek nitelik ve yeterlilikte bir bilgi ve belgeye ise dosya kapsamında rastlanılamamış olması karşısında, davacıya isnat edilen ve 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (c) alt bendinde düzenlenmiş olan "görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun çıkar sağlamak" fiilinin sübuta ermemiş olduğu görüldüğünden, bu isnat nedeniyle, davacının üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlandığından, yargı kararı ile hukuka aykırılığı saptanan bu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı ve fakat yine davacı hakkındaki Mahkemelerince yukarıda aktarılan gerekçe ile hukuka uygun bulunmuş olan "meslekten çıkarma cezası"nın (... tarih ve ... sayılı işlemin) uygulanarak davacının memuriyetine son verildiği tarihe kadar oluşan parasal ve özlük haklarına yönelik kayıplarının da tazmini gerektiği,
Davacının 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem yönünden,
Davacının kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren "verilen görev ve emirleri kasten yapmamak" fiilini işlediğinden bahisle geçmiş çalışmalarının olumlu olması, son beş yıla ait sicil notlarının iyi ve çok iyi derecede olması ve hakkında yürürlükte bulunan disiplin cezası bulunmaması nedeniyle, TSE Personel Yönetmeliği'nin 114. maddesinin (b) fıkrasının vermiş olduğu yetkiye istinaden takdiren 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırıldığı,
Evrensel bir hukuk kuralı olan "non bis in idem (aynı fiilden dolayı birden fazla ceza verilmez)" prensibinin, disiplin hukukunda da uygulanması gereken genel bir ilke olduğu, bu ilke uyarınca suç teşkil eden bir fiile tek bir ceza tayin edilmesi gerektiği, eğer bir fiil ile kanun veya kanunların değişik hükümleri ihlal edilmişse, bu durumda en ağır cezayı gerektiren kanun hükmünün uygulanması gerektiği; kural olarak, ceza verilmesine neden olan eylemlerin birbirini izlemesi, bu eylemlerin iç içe geçmiş olması, eylemlerin aynı süreç ve zaman diliminde gerçekleşmiş olması ve eylemler arasında kopukluk olmamasının, ihlallerin tek bir eylem olarak değerlendirilmesini zorunlu kıldığı ve böylece yaptırımlar birleştirilerek tek bir ceza uygulanması gerektiği,
Uyuşmazlıkta, davacının 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlem ile davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin ve yukarıda gerekçelendirildiği üzere hukuka uygun bulunan diğer dava konusu işleme dayanak isnatlar ve maddi sebepler bir arada değerlendirildiğinde, dava konusu bu her iki disiplin cezasına konu olan eylemlerin büyük oranda birbiri ile çakışan, iç içe geçmiş, aynı süreç ve zaman diliminde gerçekleşmiş olan nitelikte eylemler olduğunun anlaşıldığı, bu haliyle söz konusu eylemleri nedeniyle davacıya daha ağır olan disiplin cezasının (meslekten çıkarma) verilmiş olması karşısında, birbiri ile iç içe geçmiş, aynı süreç ve zaman diliminde gerçekleşmiş olan eylemlerin ayrıca davalı idarenin ... Yönergesi'nin muhtelif hükümlerine aykırılık da teşkil ettiğinden bahisle bir de 1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı işlemde bu sebeple hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu aylıktan kesme cezası belirtilen gerekçe ile hukuka aykırı bulunduğundan, 657 sayılı Kanun'un 132/2. maddesinde yer alan "Aylıktan kesme cezası, cezanın veriliş tarihini takip eden ay başında uygulanır." hükmü uyarınca, verildiği tarihi izleyen ay başında (01/12/2013 tarihinde) uygulanmak durumunda olan söz konusu ceza nedeniyle davacının aylığından yapılan kesintinin, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kuralı uyarınca davalı idarece davacıya iadesi gerektiği gerekçesiyle,
Davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi ile bu işlem nedeniyle uğranıldığı öne sürülen parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemi yönünden davanın reddine; davacının üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline, bu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı ve fakat yine davacı hakkındaki Mahkemelerince yukarıda aktarılan gerekçe ile hukuka uygun bulunmuş olan "meslekten çıkarma cezası"nın (... tarih ve ... sayılı işlemin) uygulanarak davacının memuriyetine son verildiği tarihe kadar oluşan parasal ve özlük haklarına yönelik kayıplarının davalı idarece davacıya iadesine; davacının 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline, bu işlem nedeniyle davacının aylığından yapılan kesintinin davalı idarece davacıya iadesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti:
Danıştay Onikinci Dairesinin 30/11/2023 tarih ve E:2023/3678, K:2023/6219 sayılı kararıyla;
Temyize konu kararın, davacının "üç yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem nedeniyle yoksun kaldığı ve fakat yine davacı hakkındaki Mahkeme tarafından hukuka uygun bulunmuş olan "meslekten çıkarma cezası"nın (... tarih ve ... sayılı işlemin) uygulanarak davacının memuriyetine son verildiği tarihe kadar oluşan parasal ve özlük haklarına yönelik kayıplarının davalı idarece davacıya iadesine; davacının 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline, bu işlem nedeniyle davacının aylığından yapılan kesintinin davalı idarece davacıya iadesine" ilişkin kısmının onanmasına,
Kararın, "davacının üç yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline" ilişkin kısmının, İdare Mahkemesince, ceza mahkemesi kararı dayanak alınarak karar verilmiş olmakla birlikte, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda, anılan kararın sonucunun değişmediği, sadece beraat kararının dayanağı olan mevzuat hükmünün değiştiğinin görüldüğü açıklamasıyla onanmasına,
Kararın, "davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi ile bu işlem nedeniyle uğranıldığı öne sürülen parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemi yönünden davanın reddine" ilişkin kısmının ise,
Disiplin cezalarının, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olduğu, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahip oldukları,
Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntemin, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurulların pozitif olarak mevzuatla belirlendiği, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkelerinin oluşturulduğu, disiplin cezalarının sağlıklı ve objektif olmasının cezayı veren disiplin amirlerinin olayı objektif değerlendirebilmeleriyle mümkün olduğu,
Kararda yer verilen kurallara göre, disiplin cezası verilebilmesi için kusurlu halin tespitinden sonra belli yasal süreler içinde ilgili memur hakkında tarafsız bir soruşturmacı görevlendirilerek disiplin soruşturması açılması, söz konusu soruşturmada memurun lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak ekleriyle birlikte bir soruşturma raporunun oluşturulması ve bu şekilde memurun hangi fiili, nerede, ne zaman, nasıl, ne şekilde işlediğinin somut, hukuken kabul edilebilir ve kesin delillerle, şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ortaya konularak yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu tarafından bir disiplin cezası verilmesi gerektiği,
Suçun sübut bulup bulmadığının Mahkemece tespiti aşamasında ise, öncelikle disiplin cezasına konu edilen eylemde kamu görevlisine atfedilebilir bir kusurun olup olmadığının, kesin ve kabul edilebilir gerekçelerle ortaya konulması gerektiği,
İdare Mahkemesince maddi olayın açıklığa kavuşturulması için yapılacak hukuki denetimin, ceza mahkemesi kararından bağımsız olarak, dava dosyasında bulunan ve dava konusu işlemin dayanağını oluşturan soruşturma raporu ile soruşturma raporuna ekli bilgi, belgeler ve alınan ifadeler doğrultusunda yapılması gerekmekle birlikte, resen araştırma yetkisi kapsamında, ceza yargılaması sırasında alınan sanık ve tanık ifadeleri, bilirkişi raporları gibi maddi delillerin ve yargılama sonucunda verilen ceza mahkemesi kararı ile bu karardaki tespitlerin kullanılması ve disiplin soruşturma raporu ile ilgili yapılan inceleme neticesinde disiplin suçuna konu fiil ya da fiillerin sübuta erip ermediğinin tespitine yönelik olarak ilave gerekçe olacak şekilde hükme esas alınması gerektiği,
Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesi tarafından dava konusu işlemin hukuki değerlendirmesi yapılırken, bozma kararına uygun bir şekilde davacının fiillerinin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesine göre nitelendirildiği, dava konusu işleme dayanak alınan soruşturma raporunda yer verilen fiiller belirtildikten sonra ceza mahkemesi kararında yer alan tespitlere yer verildiği ve bu tespitlere göre davacının devlet memurluğundan çıkarılmasının hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşıldığının belirtildiği,
Bu durumda, disiplin cezasına konu eylemin değerlendirilmesinde, davacının işlemiş olduğu fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında "özel belgede sahtecilik" ve "TSE'ye ait bilişim sistemine veri yerleştirme ve veriyi değiştirme" suçlarını teşkil ettiğinden bahisle davacının kusurunun ortaya konulması açısından yapılan yargılamaya yer verilmekle birlikte, İdare Mahkemesi kararına sadece ceza mahkemesi kararının dayanak alındığı, dosyada mevcut olan bilgi ve belgelere göre disiplin hukuku ilkeleri bakımından herhangi bir değerlendirme yapılmadan, eksik inceleme sonucunda karar verildiği,
Bu itibarla eksik inceleme sonucunda verilen davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle temyize konu kararın bu kısmının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti:
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla,
Ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler olduğu, disiplin hukukunun, kurumun iç düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen bir hukuk alanı olduğu, bazı hallerde kamu görevlisinin fiilinin, ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabileceği,
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/04/2022 tarih ve E:2022/503, K:2022/1323 sayılı kararında da belirtildiği üzere, disiplin suçuna ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hallerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklarda, fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı gösterilmesi ve bunu sorgulayacak ifadelerin kararlarda kullanılmaması gerektiği (AYM, 02/07/2020 tarih ve Başvuru No:2016/13566 sayılı karar),
Davacının, kararda alıntılanan ve ayrıntılı gerekçeleri içeriğinde yer alan kesinleşmiş adli yargı yeri kararıyla saptanan "özel belgede sahtecilik" ve "TSE'ye ait bilişim sistemine veri yerleştirme ve veriyi değiştirme" eylemlerinde bulunmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde yer alan, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" şeklindeki disiplin suçunu işlemiş olduğu hususunun, usulüne uygun olarak yürütülen soruşturma ile sübuta erdirilmiş olduğu anlaşıldığından, bu eylemlerinin karşılığı olan "Devlet memurluğundan çıkarılma" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, dava konusu işlem belirtilen gerekçe ile hukuka uygun olduğundan, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının iadesi talebinin de reddi gerektiği gerekçesi eklenmek suretiyle önceki kararlarının "davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi ile bu işlem nedeniyle uğranıldığı öne sürülen parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemi yönünden davanın reddi" yolundaki kısmında ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:
Davacı tarafından, bozma öncesi yapılan ilk yargılamada verilen karara atıfta bulunulmayarak adil yargılanma ilkesi bağlamında gerekçeli karar hakkı ve hukuki belirlilik ilkesinin ihlal edildiği; Dairenin bozma kararında, üstü kapalı bir biçimde de olsa disiplin soruşturması sürecindeki hukuka aykırılıklar nedeniyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi görüşüne yer verildiği; gerek idare mahkemesinin daha önce iptal nedeni olarak gördüğü disiplin soruşturması sürecindeki usulsüzlüklere bu temyize konu kararda yer vermemesi, gerekse Danıştay bozma kararında yer verilen hukuki gerçeklikleri görmezden gelerek davanın reddine ilişkin kararında ısrar etmesinin açıkça hukuka, gerekçeli karar hakkına ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu; temyize konu davanın reddine ilişkin ısrar kararı incelendiğinde, davacıya isnat edilen filler bakımından disiplin soruşturması raporu bağlamında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bağlamında yapılan değerlendirme sonrasında davacının meslekten ihraç cezası verilmesini gerektirir fiilleri işlediği kabul edilerek, meslekten ihraç cezası bakımından davanın reddine karar verildiğinin görüldüğü; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi söz konusu olduğunda, sadece ceza mahkemesi kararı bağlamında yapılan değerlendirmelerle bireylerin kendilerine isnat edilen filleri işlediğinin kabulünün mümkün olmadığı; temyize konu kararda idare mahkemesinin, "münhasıran ceza yargılaması sonunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki tespitlere" dayandığı, disiplin hukuku bağlamında bir delillendirmeyi esas alarak idare hukuku çerçevesinde somut olaya dair yeni bir hukuki değerlendirmede bulunmadığı, esasen dava dosyasında bulunan disiplin soruşturması raporu esas alınarak, disiplin hukuku bağlamında bir değerlendirme yapılmış olsaydı, soruşturmanın usule uygun yürütülmemesi nedeniyle davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlem bakımından da iptal kararı verilmesi icap ettiği belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:
İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ:
Temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının gerekçe değiştirilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Davacı, davalı idare bünyesinde ... Müdürlüğü ... Biriminde ... olarak görev yapmaktadır.
İdarece oluşturulan bir inceleme heyetince yapılan tetkikler neticesinde, mevzuata uygun olmayan iş ve işlemler yapıldığının tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturma sonucunda, davacının kendisine isnat edilen fiilleri nedeniyle işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem, üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ve aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem tesis edilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Davacı hakkında idari soruşturmaya konu olan ve işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına gerekçe gösterilen fiilleri de kapsayan fiilleri ile ilgili olarak ceza yargılaması da yapılmış olup ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının "özel belgede sahtecilik" ve "TSE'ye ait bilişim sistemine veri yerleştirme ve veriyi değiştirme" suçlarını işlediği sabit olduğundan fiillerine uyan hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiş, kararın bu kısmı, yapılan itiraz reddedilmek suretiyle itiraz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT :
Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan halleriyle,
132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu'nun 10/A maddesinin 7. fıkrasında, "Enstitü personelinin izin, disiplin, intibak işleri ile diğer hususlar yönetmelikle belirlenir." kuralı bulunmaktadır.
Fıkra, 09/07/2018 tarih ve 30473 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 96. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış; 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin Türk Standardları Enstitüsünü düzenleyen 39. bölümünde yer alan "Personel" başlıklı 561. maddesinin (halihazırda yürürlükte olan şekliyle) 7. fıkrasında aynı haliyle yeniden düzenlenmiştir.
Kanun'un 10/A maddesinin mülga 7. fıkrasındaki "disiplin" ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 12/02/2019 tarih ve 30684 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 20/12/2018 tarih ve E:2018/107, K:2018/114 sayılı kararı ile Kanun'da disiplin suç ve cezalarıyla ilgili genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, TSE personeline ilişkin disiplin cezaları ve bu cezaları gerektiren fiiller genel hatlarıyla belirlenmeden itiraz konusu kuralla anılan personelin disiplin esaslarıyla ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılmış olması karşısında disiplin suç ve cezaları yönünden TSE personeli için kanuni bir güvence bulunmadığı; kuralın, disiplin suç ve cezalarıyla ilgili genel ilkeleri ortaya koymadığı; çerçeveyi çizmediği; disiplin cezalarını gerektiren fiilleri genel hatlarıyla da olsa belirlemediği; yaptırım türlerini ve yaptırım konusu fiilleri belirlemediğinden ilgililerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun uygulanacağını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine kanuni çerçevede imkan tanımadığı; bu nedenle kuralın suçun ve cezanın kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturduğu ve Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının uygulanması kapsamında söz konusu maddeye 26/03/2020 tarih ve 31080 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/03/2020 tarih ve 7226 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra "22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında istihdam edilenler haricindeki Enstitü personeline uygulanacak disiplin cezaları ile ceza gerektiren fiil ve haller hususunda 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesi uygulanır. Ancak aynı maddede yer alan aylıktan kesme cezası brüt ücretten 1/30-1/8 arasında kesinti yapılması; Devlet memurluğundan çıkarma cezası Enstitüye bir daha atanmamak üzere işten çıkarma şeklinde uygulanır. Enstitü personelinin disiplin ile ilgili işlemlerini yürütmek üzere merkezde disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulu kurulur. Bu personelin disiplin işlemlerine ilişkin diğer hususlarda bu Kanunda yer alan hükümler dışında, Enstitünün teşkilat yapısı ve personelinin statüsü göz önüne alınarak, 657 sayılı Kanunun Dördüncü Kısmının "Disiplin" başlıklı Yedinci Bölümünde yer alan hükümler uygulanır." şeklindedir.
Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği'nin 109/E-f maddesinde, "Enstitü personeline verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ... E-İşten Çıkarma: Personelin Enstitüye bir daha atanmamak üzere görevden çıkarılmasıdır. Görevden çıkarılma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ... f) TSE personelliği sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak," düzenlemesi yer almaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/1-E-g maddesinde, "E-Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ... g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak," hükmü yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1/a maddesinde, "1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay; a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar." kuralı bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda, "Yargılama Süreci" başlıklı bölümde de aktarıldığı üzere, yapılan yargılama neticesinde, davacının üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ve aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ile bunlara bağlı olarak talep edilen parasal ve özlük hak talepleri yönünden ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmiştir.
Israr konusu, davanın, "davacının işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi ile bu işlem nedeniyle uğranıldığı öne sürülen parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemi yönünden reddi" yolundaki kısmına ilişkin olup Kurulumuz temyiz incelemesi davanın bu kısmıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Yukarıda "İlgili Mevzuat" başlıklı bölümde de aktarıldığı üzere, Anayasa Mahkemesinin 12/02/2019 tarih ve 30684 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/12/2018 tarih ve E:2018/107, K:2018/114 sayılı kararıyla 132 sayılı Kanun'un "Personel" başlıklı 10/A maddesinin mülga 7. fıkrasında yer alan "disiplin" ibaresinin, Anayasa'nın suç ve cezanın kanuniliğine ilişkin 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle şekil unsuru yönünden iptaline karar verilmesi üzerine, 26/03/2020 tarih ve 31080 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesi ile 132 sayılı Kanun'un 10/A maddesine son fıkra eklenmek suretiyle Türk Standardları Enstitüsü personeline uygulanacak disiplin hükümleri yönünden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na atıf yapıldığı görülmektedir.
Bu süreç itibarıyla dava konusu işlemin dayanağını oluşturan kural Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden, Anayasa Mahkemesi kararının geriye yürümesi ve söz konusu karardan önce yürürlükte olan, Anayasa'ya aykırı kurala göre tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararından ne şekilde etkileneceği hususunun öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Anayasa'nın itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması konusunu düzenleyen 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması halinde, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı hükmü yer almakta olup Anayasa Mahkemesinin, işin gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını vereceği ve açıklayacağı, bu süre içinde karar verilmezse mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı düzenlenmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin bu kararı dikkate alma zorunluluğu bulunmaktadır.
Ayrıca Anayasa'nın 153. maddesinden, Anayasa Mahkemesince iptal edilen kuralların, iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği ileri bir tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği ve Resmi Gazete'de yayımlanması ile geleceğe yönelik etki doğuracağı anlaşılmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti olmanın gereklerinin doğal bir sonucu olarak Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında, öğretide, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı kabul edilmektedir. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup, gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin, bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan kanuni düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da, yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dayanak kanun hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerinde etkisi belirlenecektir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen kararından anlaşıldığı üzere 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu'nun 10/A maddesinin mülga 7. fıkrasında yer alan "...disiplin..." ibaresi, Kanun'da disiplin suç ve cezalarıyla ilgili genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, TSE personeline ilişkin disiplin cezaları ve bu cezaları gerektiren fiiller genel hatlarıyla belirlenmeden itiraz konusu kuralla anılan personelin disiplin esaslarıyla ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılmış olması karşısında disiplin suç ve cezaları yönünden TSE personeli için kanuni bir güvence bulunmadığı; kuralın, disiplin suç ve cezalarıyla ilgili genel ilkeleri ortaya koymadığı; çerçeveyi çizmediği; disiplin cezalarını gerektiren fiilleri genel hatlarıyla da olsa belirlemediği; yaptırım türlerini ve yaptırım konusu fiilleri belirlemediğinden ilgililerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun uygulanacağını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine kanuni çerçevede imkan tanımadığı; bu nedenle kuralın suçun ve cezanın kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturduğuna dikkat çekilerek şekil unsuru yönünden iptal edilmiş olup, kanun koyucu tarafından, şekle ilişkin bu gerekçeler dikkate alınmak suretiyle 7226 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur.
Bu itibarla, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararındaki gerekçe, şekle ilişkin olduğundan ve bu karardaki, kanuni düzeyde eksik düzenleme bulunduğu yolundaki gerekçe dikkate alınmak suretiyle kanun koyucu tarafından 7226 sayılı Kanun ile yeni kanuni düzenleme yapılarak bu konudaki eksiklikler giderildiğinden; disiplin hukukuna yönelik anılan Kanun ile getirilen çerçeve de dikkate alınarak, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanun hükmünün yürürlükte bulunduğu tarihte tesis edilen dava konusu işlem, dava konusu edilmesi sebebiyle henüz hukuki kesinlik kazanmadığından, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine, söz konusu kararın uygulanması kapsamında, oluşan yeni hukuki durum dikkate alınarak uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Davacının işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin dayanağı Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği'nin 109/E-f maddesinde, "TSE personelliği sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili, personelin Enstitüye bir daha atanmamak üzere görevden çıkarılması neticesini doğuran "işten çıkarma" cezası gerektiren fiiller arasında sayılmıştır.
132 sayılı Kanun'un 10/A hükmüne 7226 sayılı Kanun ile eklenen kuralın atıf yaptığı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/1-E-g maddesinde, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili de bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarma neticesini doğuran "Devlet memurluğundan çıkarma" cezası gerektiren fiiller arasında sayılmıştır.
Bu duruma göre, Yönetmelik'te belirtilen fiil, 7226 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeyle atıf yapılan 657 sayılı Kanun'la aynı mahiyette olup yine 7226 sayılı Kanun ile 132 sayılı Kanun'un 10/A hükmüne eklenen fıkraya göre, 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde yer alan Devlet memurluğundan çıkarma cezası, Enstitüye bir daha atanmamak üzere işten çıkarma şeklinde uygulanacaktır.
Dava konusu olayda, davalı idare ... Müdürlüğünce hizmet yeterlilik belgelendirmesi gerçekleştirilen firmalara yönelik, ... Müdürlüğünün talebine istinaden Bursa İl Koordinatörlüğü tarafından oluşturulan inceleme heyetince yapılan incelemeler neticesinde hukuka uygun olmayan birtakım iş ve işlemlerin tespit edilmesi üzerine incelemeler soruşturmaya dönüştürülmüş, konunun soruşturulmasına ilişkin Başkanlık Makamının oluru gereğince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporunda; davacının, "... ve ... tarafından yönetilen 17 firma ile ... ve ...'nin kendi firmaları ve çalışanlarına kurdurdukları S... firmasının belgesine yönelik Yönerge hükümlerine aykırı ana firma eklemelerinde bulunmalarını sağlayıp bu eklemeler sonucunda Enstitü'nün ve dolayısıyla kamunun toplam KDV Dahil 220.443,59 TL zarara uğratması, başta sözleşmeler olmak üzere çoğunluğu gerçeği yansıtmayan belgelerle firmaların kazanç elde etmeye yönelik faaliyetlerde bulunmalarına aracılık yapması, Enstitü'nün bilişim sisteminde yer alan verileri mevzuata aykırı olarak değiştirmesi, firmalar ve danışman kişi ve kurumlarla olan ilişkilerinin resmi sıfatıyla bağdaşmayacak boyutta olması, firmaların belgeleri kapsamına eklenen firmaların satış sonrası hizmeti olmayan sanayi mallarını piyasaya sunmalarına ve bu suretle tüketiciye ve ülke ekonomisine zarar vermelerine aracı olmak suretiyle toplumsal faydaya zarar vermesi, TSE Personelliği sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede utanç verici hareketler olarak değerlendirildiğinden, Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliği'nin "Disiplin Cezalarının Çeşitleri ile Ceza Uygulanacak Fiil ve Haller" başlıklı 109'uncu maddesinde işten çıkarma cezasını gerektiren "f) TSE personelliği sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiilini işlediği, fiiline uyan cezayla tecziye edilmesi gerektiği" yönünde kanaat belirtildiği, rapordaki teklif doğrultusunda dava konusu ... tarih ve ... sayılı işlemle davacının TSE Personel Yönetmeliği'nin 109/E-f maddesi uyarınca işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmıştır.
Soruşturma dosyası, alınan ifadeler ve diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden, belgeli firmaların başvurularının usule uygun alınmadığı, başvuru esnasında istenilecek evrakların tamamlatılmadığı, başvuru formu üzerinde bulunan kaşe ve imzaların gerçeği yansıtmadığı durumların olduğu, bütün kapsam genişletme taleplerinde standard/kriter çerçevesinde değerlendirmede bulunulmadığı, bu taleplerin değerlendirmesinde ara kontrol durumunun dikkate alınmadığı, kapsam daraltma işlemlerinde belge kapsamında Hizmet Yeterlilik Belgesi (HYB) Yönergesi gereği bir yılını doldurmayan firmaların usulsüz olarak belge kapsamından çıkarıldığı, belge sahibi kuruluşların belgelerinin herhangi bir ücret tahakkukunda bulunulmadan yenilendiği durumların olduğu, belge yenileme işlemlerinde ara kontrol durumunun dikkate alınmadığı, kuruluşların belge kullanma hakkını hiçbir kişi veya kuruluşa devredemeyecekleri yönündeki kuralın, ... adlı şahsa birçok firmanın belgesini vekaletname veya yetki belgesi olmaksızın kullanma hakkı verilerek HYB Yönergesi maddesinin bilinçli olarak ihlaline sebebiyet verilmek suretiyle belgenin saygınlığının hiçe sayıldığı, kapsam genişletme ve daraltma taleplerine yönelik yapılan işlemler sonucunda herhangi bir belge dökümü alınmadığı, standard/kriter değişikliği olan ve Merkez Başkanlığınca sistemde iptal standardı olarak gözükmesi sağlanmak suretiyle yerinden inceleme yapılarak düzeltmesi yapılması gerekli standard revizyonlarında, herhangi bir yerinde inceleme yapılmaksızın bazı firma belgelerinde değişiklik yapılarak yeni standardın belge kapsamına eklendiği, HYB verilmesinde esas belirleyici olan "İnceleme Sonucu Değerlendirme Form"larının bir kısmının ciddiyetten uzak doldurulduğu; yetkili servislik verilen firmaların bir kısmının HYB dosyası üzerinde yapılan incelemede, yetkili servislik ekleme başvurularında noter huzurunda yapılmış sözleşme aslının veya ıslak imzalı sözleşmeyle tarafların noterden onaylı imza sirkülerinin alınması gerekli iken, çoğu zaman faksla veya fotokopi ile yetinilerek, bir kısım sözleşmelerde gerçeği yansıtmayan imzaların bulunmasına rağmen kapsam genişletme işlemi yapıldığı, bazı sözleşmelerde imzaların eksik olduğu, başvuru ve sözleşme olmaksızın firma belgelerine eklemelerde bulunulan durumların olduğu, yine herhangi bir başvuru olmaksızın ve/veya geçerli nitelikte kapsam daraltma talebi alınmaksızın firma belgelerine kapsam daraltma işlemi uygulandığı şeklinde hususların tespit edildiği; soruşturma kapsamında HYB alan firmaların dosyalarında inceleme yapılarak ilgili firmaların dosyalarında tespit edilen hususların aktarıldığı; ... isimli kişinin TSE ile ilgili olarak firmalara danışmanlık yapan ve evrak teslim eden bir kişi olduğu; bu kişinin davacıyı "TSE'den tanıdığı bir memur" olarak tanımladığı; ... tarafından HYB belgeleri kullanılan firmalarla ilgili detaylı bilgilere yer verildiği; bu firmaların incelemelerinin davacı tarafından yapıldığının bilgisayar log kayıtlarından anlaşıldığı, bir kısım belge eklemelerinin başvuru ve sözleşme olmaksızın kapsama dahil edildiğinin, belge kapsamında bir yılını doldurmadan kapsam daraltmalarda bulunulduğunun ve bunun usule uygun olmayan şekilde yapıldığının, başvuru formlarında yer alan imzaların firma yetkililerinin imza beyannameleriyle uyuşmadığının, imzası gerçeği yansıtmayan dilekçelerle ve gerekli vekaletnameler sunulmadan işlem yapıldığının, ara kontrol koşulunun sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmeden işlem tesis edildiğinin ve bunlara benzer şekildeki usulsüzlüklerin tespit edildiği, yapılan tespitlerin birden fazla firmaya ve değişik tarihlere ilişkin olduğu; bu işlemlerin, incelemelerin ve veri girişlerinin bir kısmının davacı tarafından yapıldığı; buna göre davacıya isnat edilen fiilinin sübuta erdiği, söz konusu fiilin de 657 sayılı Kanun'un yukarıda anılan 125. maddesinin 1-E-g hükmü kapsamında bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Temyiz dilekçesinde, davacı tarafından, bozma öncesi yapılan ilk yargılamada ilk derece mahkemesince verilen iptal kararından bahisle ancak somut bir sebep gösterilmeksizin, disiplin soruşturmasının usulüne uygun yapılmadığı ve hukuka aykırılıklar mevcut olduğu iddia edilmekte ise de, ilk derece mahkemesinin söz konusu "iptal" kararının bir unsurunun "davacının menfaat temin ettiği" yönündeki iddiaya ilişkin olduğu görülmüştür ki işlemin incelenen kısmı böylesine bir hususu barındırmadığından bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Kararın diğer bir unsuru ise davacının söz konusu veri girişlerini kendisinin yapmaması gerektiğini bilmediği, görev tanımında bulunmadığı, bunu sonradan öğrendiği ve bu uygulamayla ilgili olarak amirlerini kendisinin bilgilendirdiği, bu konulara ilişkin inceleme yapılmadığı hususudur. Soruşturma raporunda bu hususlara değinildiği görülmekle birlikte, isnat edilen fiillerin hataya değil kasta dayandığı, bazı firma sahiplerinin bizzat iş yaptırmak istediklerinde davacı tarafından kontrollerin titizlikle yapıldığı yönündeki ifadeleri, davacının olayın gerçekleştiği tarihlerde yaklaşık yirmi yıldır davalı idare bünyesinde çalışıyor olduğu gözetildiğinde bu iddialara itibar edilmemiştir.
Bu itibarla, hakkında usulüne uygun olarak soruşturma yapılan ve savunması alınan davacının, sübut bulan fiilinin karşılığı olan işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İşlemde hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacı hakkında, dava konusu işleme esas alınan isnat ve fiilleri ile ilgili olarak yapılan ceza yargılamasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davacının, ... ile birlikte, özel belgede sahtecilik suçunu zincirleme şekilde işlediği; yine davacının TSE'ye ait bilişim sistemine veri yerleştirme ve veriyi değiştirme suçunu birden çok kez işlediği sabit olduğundan, fiillerine uyan hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği UYAP kayıtlarının incelenmesinden anlaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davacının işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi ile bu işlem nedeniyle uğranıldığı öne sürülen parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemi yönünden davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı ısrar kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/09/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, Türk Standardları Enstitüsü ... Müdürlüğü ... biriminde ... olarak görev yapmakta olan davacının, işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin, üç yıl süreyle kademe ilerlemesi durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin ve aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı TSE Genel Sekreterliği işleminin iptaline ve işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük hakların ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava konusu olayla benzer mahiyette olan bir uyuşmazlıkta, Danıştay Onikinci Dairesince, davalı idare bünyesinde çalışan davacının disiplin cezası ile cezalandırılması işleminin kanuni dayanağı olan, 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu'na 11/10/2011 tarih ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 41. maddesiyle eklenen 10/A maddesinin mülga yedinci fıkrasında yer alan ".disiplin." ibaresinin, Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan başvuru üzerine, anılan maddede yer verilen ".disiplin." ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarih ve E:2018/107, K:2018/114 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği görülmüştür.
Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu işlemin kanuni dayanağının Anayasa Mahkemesince iptal edilen 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu'na 11/10/2011 tarih ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 41. maddesiyle eklenen 10/A maddesinin mülga yedinci fıkrası olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, söz konusu karardan önce yürürlükte olan, Anayasa'ya aykırı kural döneminde tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ne şekilde etkileneceği konusunun irdelenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; dördüncü fıkrası "İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar."; beşinci fıkrası ise, "İptal kararları geriye yürümez." kuralını taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesince bir yasanın veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa'nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir yasa ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki, bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Kaldı ki, bir düzenleyici işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu düzenleyici işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir.
Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararlarının gerekçesi karşısında; esasları Yasada belirlenmeyen bir konuyu Yönetmelik ile düzenleyen ve dayanağı Yasa kuralı iptal edilen dava konusu Yönetmeliğin, 109/E-f hükmünün de hukuksal dayanaktan yoksun kaldığı açıktır.
Bilindiği gibi bir olay ve işleme o sırada yürürlükte olan hukuk kurallarının uygulanmasına "hemen uygulama" ilkesi, bir olaya ve işleme daha sonra yürürlüğe girmiş bir hukuk kuralının uygulanmasına "geçmişe yürüme" ilkesi denilmekte olup, genel hukuk kuralı olan "hemen uygulama" ilkesi gereğince yeni mevzuatın ya da mevzuatta yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olay ve işlemlere uygulanması gerekmektedir.
Kural olarak yasalar aksi belirtilmedikçe yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanmaya başlanır ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara tatbik edilirler. Yasalarda yer alan geçici maddeler ise kural olarak, söz konusu yasa kapsamına girenlerin asıl maddelerle getirilen yeni hukuki durumlara geçiş sürecini (intibakını) düzenlemektedirler. Bu bağlamda, yasal düzenlemelerin yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanması, ancak istisnai durumlarda ve geçici maddelerde açıkça düzenlenmesi halinde mümkündür.
Bu doğrultuda, uyuşmazlıkta, dava konusu bireysel işlemin hukuki denetiminin işlemin tesis edildiği tarihte mevcut olan yasal düzenlemeler esas alınarak yapılması gerekmektedir.
Bu kapsamda, davacının disiplin cezası ile cezalandırılması yönünden değerlendirildiğinde; dayanağı Kanun kuralları Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle hukuki dayanaktan yoksun hale gelen Yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının yukarıda yer verilen gerekçe ile bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.